2 Ocak 1981
MEVLÂNA’yım ben!
1 Yollar açılır bize, yolumuz taşsızdır size.
Cümlenize selam olsun.
2 “TOKTAY adında, gönül andında kalsın; selamına eş
olsun; cümleye kardeş desin” dedi, MERYEM sözü aldı:
3 “DOST ile anılırız, denmesin yanılırız. Gül kokulu
bahçede cümlemiz BİR oluruz. Dağılana değil, eğilene
güleriz. Konuk gelen her kulda gönül yoklarız. Alacak verecek HAK’tandır;
dostluğumuz kainata çoktandır. Gül misali açar, gül gibi göçeriz” dedi,
MERYEM selamladı.
4 Dumansız ocak yanmaz, alevsiz kömür olmaz. Her halde
bilinendir, közünde bulunandır.
5 “Ocak yaktım, sıcağa baktım, dost dizini
tuttum, niyaz ettim TANRI’ma, görsün beni yarına.” dedi, YUNUS’um söze girdi:
6 “Niyaza durduğum, HAK ADI’na oldu; elbet
TANRI beni yarın da öbür gün de gördü. DOST’un yoluna dursam, halimi kuluna
sersem, bildiğim kadar yürüsem, elbet yolum götürür” dedi, YUNUS’um dünya
haline güldü.
7 “Eğlediğin her halde, buldurduğun her
yolda, sevdirdiğin her kulda doğruya götürdün beni ALLAH’ım deyiniz,
niyaza öylece durunuz” dedi, HAMZA DOST selamını getirdi:
8 “Ağır taşı ele alsan, kumunu yerde
bulsan, vereceği değil göreceği düşünürsün; aynayı ele
alsan, kendinde olanı görürsün. Meyveyi alacağın, ağacın verdiği
olduğunu düşündün mü? Duyana ses, doyana nefes gereklidir.
Doğana duymak, yaşayana doymak yeterli midir? Alacağım nasibim
diyelim, dost kafesine dost sözü verelim. ‘Kafes nedir?’ dendi. Beden.
‘Ağaca aşı verdim, ayrı dalda ayrı meyve aldım’ diyene deki:
‘Aşıdan geçeni, kökten geleni alırsın; dalında bulduğunu gövdesinden
sorarsın.’ ‘Gidenin yolunda, bilenin halinde, duyanın dilinde olayım’ dersen;
gidene ayak, bilene dayak, duyana kulak olasın. ‘Almaya çalıştım alamadım,
sözün ÖZ’ünü bulamadım’ diyene sözüm: Kapını açarsan ehline, sözünü çevirirsen
gönlüne, sözün ÖZ’ünü alırsın, kendinde en güzeli görürsün. Düşte geleni
bilsen, soydan vereni duysan, her kapıyı yoklardın bir çiçeği koklardın.
Gül menekşe demeden, acı tatlı yemeden sözü söze bağlama, sözle sözü
eğleme. Selam olsun cümlenize” dedi, HAMZA DOST yürüdü.
9 “Soframız açıldı size gönlümüz gibi. Gelene
EYVALLAH, gülene EYVALLAH, sevene EYVALLAH, gelemeyene EYVALLAH. ‘Yeriniz yer
midir, gönlünüz er midir, ocağınız kor mudur?’ diyelim EYVALLAH.” dedi,
YUNUS’um sözü aldı:
10 “Kapı-kapı dolaştık, bunca yolları
aştık. Saydık ALLAH diyeni, TOKTAY ile güleni. Dağlar yükün alamaz,
ovalar dizde duramaz, denizler sözün veremez dedik, HAK ADI’na cümlenize selam
verdik. Altın gümüş sayılsa, bir çuvala konulsa, elde ağırlık kalır;
gönül bildiği yolda yürür. Kucak açtık cümleye, dedik bilinen sendedir;
bilenden olalım, bilmeyene elimiz verelim; dileyenle yolumuzu yürüyelim.
Gelmeyi diledik, selamladık; HAK ADI’na her adımı yorumladık. Cümlenize selam
olsun.” dedi, YUNUS’um yürüdü.
11 (Efendim, soydan
veren kimdir?) Alan bilir. Gamdan uzak kalınız, doğruya gönülden
geliniz. Alacağa uyacaksınız, mutlu sonu göreceksiniz.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH