|
8 Ocak 1982 MEVLÂNA’yım ben! 1 Kapılar hep açılır, dilenende geçilir, yazılanda göçülür.
Cümlenize selam olsun. Her alan, kendini ‘KULU’yum!’ desin! 2 “Yazdık HAKK’ın SÖZÜ’nü, sevdik kulun aslını; dedik,
‘Senden ayrı mı?’ Gül adına, gel andına. Gülün dikeni battı, çiçek susuz
kalırsa yattı, gelen alan gitti; ne sözünü etti, ne aldığını suya attı.”
dedi, YUNUS’um söze girdi: 3 “Her adımı sayılır, her halinde eğilir, kulluk
halden bellidir.” dedi, YUNUS’um sözü PİR SULTAN ABDAL’a verdi: 4 “Satan vermez, alan sormaz, niyet sözün ile durmaz.
Alacağın vereceğin HAKK’adır; bağladığın her düğüm,
HAK’tan! 5 Düzen sayfada çözülmez, kulu sofrada
yanılmaz, aşı ne ise elbet onu yer. Kuru lokma da, baklava börek de aynı
tokluğu verir; ne var ki, kimi kulu çoklukta güzelliği bulur,
çeşitte özelliği görür. Elbet çeşit güzeldir paylaşırsan.
Paylaşmaktan maksat; aşını, işini, arkadaşlığını,
yoldaşlığını, sazını, sözünü. (Talip olmazsa
paylaşmaya?) ‘YA ALLAH!’ dersen, yolda yürürsen,
paylaşmayan olmaz! İşini paylaşmazsa, sözünü dene, sazını
söyle; günahına ortak ol, böl! Bil ki bölünen günah dağılır!
Dağıldığı anda, bilmeyen kul, gördüğü halde eğilir.
‘Günahın sevabı olur mu?’ diyene de ki: ‘Sevabın sahibi sen misin ki, günahı
başkasına yükledin, kendini başkasının günahı arkasına sakladın?’
Saymadan aldığın her lokma eşit olamaz; küçük lokma yiyen,
büyüğü yutamaz. Gayretin verdiğine uyduk, ‘ER MEYDANI.’ dedik HAKK’a
yöneldik; sanmayın yanıldık, günlük hayale kapıldık. ER olan bilir, ALLAH’ım
bilenden RAZI olur. 6 Dört kapı açtığın, hepsinden
geçtiğin, kendinden kaçtığın açıktır. Dön kendini bul; elinde olan
eli gör!” dedi, PİR SULTAN ABDAL yürüdü. MEVLANA’yım! 7 Konuyu aça-aça, akan suyu geçe-geçe geldik,
günde yerini alan her kuluna, selam ile katıl dedik. Açılan her kapı, HAKK’ın
KAPISI’dır. ‘Geçemezsem?’ denilmesin! Kapıya talip olan, adımını o yöne
getiren, elbet kapıdan geçecektir. Yanılma olmasın; kulunun haline yön, kulunca
verilmesin! Komşuya bakmazsan, komşudan sorulduğun gün, yüzüne
örtü mü koyacaksın? “Kendim kendimi bilmezsem, ‘Kuluyum yolumu aldım.’
demezsem, başkasına diyecek sözümüz kalmaz.” dediler, kayguyu kendinden
uzak tuttular. 8 Yapıya almadan gittiğin olmaz, yapıya
katmadan kaldığın olmaz. Kim olursan ol; yapıdan hem alırsın, hem
verirsin; çalanda dahi, HAKK’ın tecellisini bulursun; senden alır, gine de sana
verir. (Ne verir?)
Soyunduğu halini. Yapıya gelen bilir. Her alış veriş maddi
manevi birbirini eşitler, geçici halde çeşitler. Kumun her tanesi,
toza adını verir, birlikte çölleri meydana getirir. Alacak verecek, her
zahmette birbirini eşitleyecektir. Götüren, getirir. 9 YUNUS’um söze geldi, sorulan soruya güldü: “Paylaş-paylaş, ne ile halleş? ‘Param bitti veremem, sözüm yetti
deremem, toprak gitti süremem. Kime kimi söyleyim, kimi kimle eyleyim?’
dediler, sözden söze girdiler. Baktım elde azık yok, geç. Dedi, ‘Sözü de
esirgeme(?)’ Dedim, ‘Dilde kazık yok; söyle söylediğince, dinle uykuya
dalmadıkça.’ (Dinlemek de paylaşmak mı?)
EYVALLAH! Soğuk suyu paylaşırsan, mideye; sıcak suyu
paylaşırsan, maddeye; akan suyu paylaşırsan, manaya hizmet edersin.
‘Edemem, yolum değil!’ dersen; elbet ALLAH’ım hizmette olana yer verir,
sana başka hizmetler gösterir. Unutma ki, her kulu hizmettedir!
Bildiğin hizmet, bilmediğin getirir; ‘Kaçayım’ dersen, seni ona götürür.
Asla kaçamazsın, hizmetin bitmeden göçemezsin! Her göçen, hizmetine de nokta
koyandır.” dedi, YUNUS’um selamladı. 10 (Cennete
göçenler, Renksiz Alem’dekilerin durumunu gördükleri halde, huzurlu mudurlar,
nasıl huzur içinde olabilirler?’ şeklindeki konuşmalarımıza bilgi
verebilir misiniz?) Noktaya daha gelmedik, sözü edilene gülmedik;
güldüğümüz, yoldan yolu ayırandır. Yol, asla ayrı değildir! ALLAH’ıma
emanet olunuz! (a kardeşimizin
sorusuna yanıt verecek misiniz?) Sorulan soruyu verdik. (s için söz var mi?) 11 YEMEN’den gelen her söz, YEMEN’den gayret
verir. Kapalı olan her kapı, kulunun talip olduğu günde açılır. Elbet söz
ile talep değil. Öz ile, haz ile, gönül ile, göz ile. Her kulu, talip
olduğu halde YEMEN’den gelen cevaba açılır, öylece söze geçilir. Olmak
olmamak, kuldan değil, HAK’tan gelen EMİR ile yerini bulur. Kement
atmak, atı tutmak değil, tuttuktan sonra bakmaktır önemli olan. Bakmaya
bakmamaya ALLAH’ım karar verir, bakacağı O görür! 12 (Yukardaki
satırlarda ‘dedi, dediler’ i kim dedi?) YUNUS’um, yol arkadaşı ile
konuştu, konuşturdu. (Adı belli mi
Efendim?) Adı gerekse, verilirdi. Çöpten ele aldığın, dal diye
toprağa diktiğin, gün gelir ağaç olur, daha önce dediğimiz
gibi, dilerse ALLAH’ım can verir! Sorulan YUNUS’umdur, sarılan cümleniz.
ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. Dilenen günde, cümleniz aynı halde kalsın. 13 Kapılar açıktır geçelim, el ile elden tutalım! ‘Ben sana
vereyim.’ demeden, birbirimizi eşitleyelim! Hiç bir kulu diğer
kulundan HAK HUZURU’nda ayrı değildir! Üstünlük hakkına sahip olamaz
kimse! ‘Az bildik çok aldık.’ diyelim, her kulu ile içtiğimiz suda dahi
ortak hali görelim! Ortak hal; ‘Kapıya geldik, HAK ile halk olduk, halk ile
birbirimizi bulduk!’ diyelim; ne eziklik duyalım, ne gurur ile gark olalım! HAK’tan
halka, halk ile HAKK’a! ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|