29 Ocak 1982

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kulluk haline geldik, gölgeyi bilerek sildik, her olaya ‘Hayır.’ dedik güldük. Cümlenize selam olsun. ‘Geldik aldık, aldık bildik, bile-bile olduk.’ diyelim, seyrine gönül katından katılalım.

2 “Ayna elde bakana, su testide dökene.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Günden güne aştığımız, gah koşup gah düştüğümüz, uymayana şaştığımız; geçene sözlük oldu, düşene dizlik vurdu. Kapalı kalmadı kapı, yarıda kalmadı yapı. Elbet O’ndan alacağız, birbirimiz ile bulacağız, eli elde tutacağız, bir bilen ile bin söyleyeni birbirine katacağız. ‘Veren nerden?’ derlerse ‘Alan kimden?’ diyeceğiz.” dedi, YUNUS’um sözü HAMZA DOST’a verdi:

4 “Atlara gem vuranlar, yolda yönü soranlar; ‘Aldık verdik.’ diyecekler, ERENLER’den bilecekler. DOST olduk, dostluk ile oluştuk, ‘Söz.’ diyenle konuştuk. Ona de ki: ‘Her gelen, elbet aynı dilden verir. Çünkü YAZAN’ın SAHİFESİ’ni görür.’ Kaynayan su ocakta, oynayan çocuk kucakta kalmaz.” dedi, HAMZA DOST yürüdü. Elbet su kaynadı ise, ocaktan iner.

5 Yaprak-yaprak oluştu, dalda çiçek doluştu. Meyveyi bekleyenler, kuyuya yol açtılar. ‘Bayram gelse.’ diyenler, yerden yolu bekleyenler; elbet sözü alacak, el kapıda, ayak toprakta olacak. Yanılma yok. Şahit, görene denir. Yerini bilene ALLAH’ım düzen verir.

6 “Gel alalım, seyrini ADI ile bulalım.” dedi, MERYEM söze girdi: 

7 “Ayağına uzanmaz, bilemezse kazanmaz, attığı toprakta, dilenen elenmez. Katılmadığın ortaklık, zarara kalmaz.” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı. 

8 “Kalbur duvara geldi, elediği her zerreye güldü. Eleyen, elenen el ele verdi; kalan, kendini hatalı buldu.” dedi, PİR SULTAN ABDAL atı ile sözü bağladı:

9 “At ile dövüşemem, kulu kula söz etse, hiç biri ile savaşamam, derdimi her tele yazdım, okumaya çalışamam. Aşmadığım yol yazım değildir, okunmayan hal, sözüm değildir, ‘Bilgim var.’ dersem, kozum değildir. Geldim, az yazdım çok söyledim, her kulunun halini dert eyledim, derdim ile toprağı boyladım. YAZAN öyle demiş, çözen dert eylemiş. Kuş kafesi paralasa, kul kaderi karalasa, üç saatini yazamaz!” dedi, ABDAL yürüdü.

10 “Halime gülmesinler, sözümü duymasınlar, kapımı kırmasınlar.” dedi, HOCA NASREDDİN YUVA’ya geldi: 

11 “Gülün-gülün GÜL’den halinizi alın, duvarsız kabirde kalın, ben kuluysam siz de kullukta bulun! Kavgaya elden girin, gönülden kavgayı silin! ‘Düş önüme!’ diyene, ‘Ömrün tepside kalsın.’ deyin.” dedi, selamladı. (Kaç senedir gelmiyordun NASREDDİN HOCA.) “ Doğdum ölesiye, doydum süresiye.” dedi, yürüdü.

12 Açalım geçelim, dolalım taşalım, -aldığımız günden, verdiğimiz halden- her adımı ‘Yaklaştık.’ diye paylaşalım. Gelmeyi dileyene de ki: ‘Yaprak her ağaca kan verir, Güneş her yaratılana can verir. Öyle ise, nerde olsa HAK’tan alırız, bildi isek, O’nun ile kalırız.’ O her yerdedir, O her kuldadır, O her yoldadır! Açalım geçelim, yeter ki birbirimizi kulu diye seçelim, hatalı diye değil! Hataları örtelim! Kullar birbirinin hatalarının örtüsü olur. Mana, maddeyi silersen gölgesiz kalır. Maddeyi silmek, vergiden kaçmak değildir. Verilenin EMRİ’nden olduğunu bilmek, olduğu gibi sevmekle yerini bulur. 

13 YUNUS’um elden aldı, elde bulduğu ile kaldı, gelse gelmese güldü.

ALLAH’ıma emanet olunuz. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH