5 Şubat 1982

(m: Gördüğüm parlak ışıklar neyi sembolize ediyor? İLAHİ ALEM’in benim için bir tavsiyesi var mı? Şifacılıkla ilgili ne yapmam gerek?)

(n: Ankara’daki çalışmalarımız için bir tavsiye ve ışık lütfeder misiniz? a öğretmene bir tavsiyeleri var mı? İzmir’de YUVA’da canlar tebliğleri birbirinin yardımı ile kolay açıklayabiliyorlar. Bu kolaylık bize nasıl verilir? Bu lütuf nasıl olabilir?)

(Müslüman olmayan bir canın ulusu sorulur.)

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kucak dolusu sevgi ile geldik, koşuya giyinen her kulunu gördük. ‘Yandım.’ demeden seven, ‘Kandım.’ demeden gülen, her gördüğü ile BİR olan kullarına “Selam!” dedi, MERYEM sözü aldı:

2 “Tatlı acı yenilir, güzel halde sevilir, seni beni silersen, dünyada huzur yayılır. Katı gelen kırılır, yumuşak gelen sarılır. Yapıyı hep bir tutalım, doğruya öyle bakalım.” dedi, MERYEM doğudan batıya selam iletti. “Mana eşittir, kullar çeşittir. Sen ben demezsen yerini bildiğine, kendin ile kendini bulduğuna işarettir.” MERYEM düzden sözü bağladı.

3 ‘Ayakta olunuz!’ dedik, gönüllerde kaynayan AŞK’ı söyledik. Olan gibi, veren de sevinir. Bilen kulu bilmeyene el verir. Gönül açık ise, NURU’nu görür. ‘Parlak.’ denilen odur!

4 ‘Kapalı kapıyı açamıyorum!’ diyene de ki: ‘Elini uzattığın yetmez, halini de gözet, niyaz ile dileğinden söz et!’ Senden değil YÜCE’dendir, seheri bulan sildiği gecedendir. Aydın gün seni bekler, her anını sana ekler. Sohbet gönüllerden gelen akım ile beslenir, nerde olursa olsun dilden dile süslenir. Yerde olsa topraktan, havada olsa aydan yıldızdan, deryada olsa balıktan sazdan söz edilir, sohbet öyle açılır.

5 “Yamayı yorgana vurdum, yorganı sırtıma aldım, yürüye-yürüye dolandım durdum, ne aradığımı kuşlara sordum. Dediler ki: ‘Su bulursan oturursun, yerdeki karıncaya katılırsın, sorarsan her sorduğunun meşrebi ile hallenirsin.’ Kendinden kendine sor, kendinde var olanı gör!” dedi, uzun duruş ile YUNUS’um söze girdi: 

6 “ ‘Her kapı birdir!’ dediğimiz budur. Kapı kendinde, anahtarı elinde, her ağaç sözünde. ‘Ağaç nedir, ağaçta ne var?’ denilir. Oymayı bildiğimiz kadar doymayı öğrenirsek, ağacın verdiğine inanırız. Her ağaç enerji yüklüdür. Alıcı değil verici. Saydam. Kaygunu silmek istersen ağacın altına otur. Göreceksin sileceksin! (Saydam olan nedir?) Meşrebin ne halde ise yükünü öylece hafifletir Suyun verdiği yerde, ağacın yapısı gölgeyi aşar.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

7 Kement attı isen, dilediğini tutarsın, dilersen elinde olanı satarsın, yapını öylece bildiğin hale katarsın. Günün yorumu yeterli gelmezse, gelene çevir! Her kul kaybını değil kazancını düşünsün. Elbet mana! 

8 Kesilen her ağacın eşyası dile gelir, kimi yapıda kimi kapıda kalır. Sanma düzeni sen verdin. Sen olanı halde gördün. Sayfalar okundukça, her günü yaşandıkça, güzel çirkin denilir, örtü geldikte, her geçen savunulur.

9YAZI’ya uyalım, YAZAN’ı duyalım! ‘Yoğun geldi, gücü sildi.’ derlerse; ALLAH’ım verdiği yere gücü ile katılır, adım öyle atılır.” dedi, ALİ sözü aldı:

10 “Her ağaç diğer ağaca mesajını iletir! Ağacın çokluğu onun için güzeldir. (Ağaç altı tefekkürü, cümle kulları için geçerlidir değil mi?) Gözüm açık sözüm seçik. Her biriniz ağaç altında oturup tefekkür ediniz. Göreceksiniz, sevginizi birbirinize ileteceksiniz. Her ağaç iletişim noktasında birbirine bağlıdır ve yayıcıdır. Direkliden aldığınız gibi. (Direkli nedir?? Bir can ekler ‘Telefon telgraf direkleri gibi.’) EYVALLAH! (Gönülden konuşmak mı oluyor?) Koyun kuzu yerden alır yerden verir, daldan dala iletir. Aydın olun, verileni açık bulun. ‘Ayağım götürmez.’ demeyin, vakitten sakınmayın!” dedi. “ Yerden göğe ileteceğiniz yeri gösterdik! Yol dilendiğince, kul sevildiğince bulsun. Selam sizlerde kalsın, her ağaç YEMEN’e selamlarınızı iletsin!” dedi, ALİ selamet diledi, yürüdü. 

11 “Yeşil renge büründüm, dalda yaprak göründüm, çiçeği ile sarındım, gölgesinde barındım, HAK niyazı ile korundum.” dedi, BEHLÜL sözü aldı: 

12 “Şafak vakti uyanan, suyu ile yıkanan, HAK SÜZÜ’ne durdu ise, karıncadan sordu ise, ‘ALLAH! ALLAH!’ diyecekler, dillerince ALLAH’ı zikredecekler. ‘Gel benimle!’ deseler, el ele verecekler.” dedi, BEHLÜL her danede ADI’nın yazılı olduğunu söyledi. Elbet ALLAH’ımın ADI! BEHLÜL tozdu toz kaldı, tozu yakada bildi, bildiği günde sildi. “Selama geldik, selamda bulduk. EYVALLAH diyelim, tozu toz ile üfürelim.” dedi, yürüdü.

13 Kavak uzayıp gider, çınar dolayıp gider. ‘Olsun olmasın deme, ağacın şeklini sorma! ‘Yosun olsa’ deyiver, sarmaşık ile dertleşiver. Görmese de duyarlıdır, HAK ADI’na ayarlıdır!

14 Gamdan uzak kalalım, dört gün dört gece silelim! Geçmiş örtülü, gelecek saklı. Öyle ise günümüzü bilelim, olmayacağa gönül koymayalım! Sevgi HAKK’a dönüşürse gerçektir! (Ağacın cinsi belli midir?) Ağacın her çeşidi dedik, sarmaşığı dahi verdik. 

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

(Yuyanı sorulan canın ulusu HAZRETİ MERYEM mi? Bir can ekler ‘Evet.’)

15 MERYEM söz demeye geldi:

16 “Elden eli alanın, BEHLÜL olduğunu, selamını getirdiğini verelim.”

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH.

(Resim verilir: TURGUT REİS)

17 Yazdık çizdik gönüldeki soruyu çözdük. ‘Dünya.’ dedik gezdik, her kulunda HAK NURU’nu sezdik. Adımız dilde kalsa, gönlümüz cümlenize katılsa, sevgimiz kainatı yıkardı. Yıkmaktan değil, yıkamaktan. Adımız enginde, AŞK’ımız denginde kaldı, günün düzenine kum misali katıldı. TURGUT dediler, adımız andılar. (İki can ekler: ‘Az evvel TURGUT REİS’ten söz ediyorduk.’) EYVALLAH! ‘DURGUT’ diye verildi. (11 Ağustos 1979 tarihli tebliğde ilk kez söz edilmişti.) EYVALLAH! (KAPTAN DRAGUT, TURGUT REİS deniliyordu sağlığında.) EYVALLAH!