26 Şubat 1982

MEVLÂNA’yım ben!

1 Ayaktayız bildiğimiz günden, ayaktayız uyduğumuz günden, ‘Ayakta olunuz!’ dedik, uymayı denediğiniz kadar.

2 Gün-gün geçilir, yol gönül açıldıkta seçilir, her adım dilenene götürür. Olmayı dilediğin gün arayış başladı, uymayı bildiğin gün kaydına düştü. Halde oluş, yolda buluş vardır. Değişen düzen senden alıp götürmez, her olayın belli yönü vardır. 

3 “Ayağıma su geldi, fistanda yama buldu, giyenden soru geldi: ‘Layık mıyım düzene? Uymadım mı YAZAN’a?’ Yamayı dize verdin, kulunu söze verdin.” dedi, YUNUS’um gününü kaleme sordu. 

4 “Ay yıldıza söylesem bana gözün kırpardı, denize dağa söylesem yerden yere çarpardı. ‘Ne soruya cevabı ne kadıya hesabı yok.’ dedim, ALLAH’ımdan af diledim. YAZAN O, okuyan ben, çizdiği yolda yürüyen ben. ‘Sorguyu sorsam ‘Niye?’, şikayet etsem kime?’ dedim, kendimden kendimi yargıladım, bilmediğim olayı kendimden sorguladım. ‘Konuk muyum evvelden?’ ‘Miyyar sende mi?’ dediler, hakikat kapısın açtılar. ‘Yolcu muyum?’ dedim, ‘Uydun mu?’ dediler, yetmeyen bilgimi beslediler. ‘Kime dedin, kimden aldın?’ denilir. Kendime dedim, HAK’tan geleni bildim, bende olan ile ben konuştum. ‘Doğuşu bildiğin günde mi?’ denilir. EYVALLAH! Doğuşu bilmezsen bağda koruk yenilir. Bekle oluşu göresin.

5 YEMEN’den gelen selamı iletelim. Cümleniz ile oluşan, cümlesi ile gelişen olayda çağrı bizden geldiği gün, YEMEN’e bağlantı kurulur. Ağacın kökünde mi, toprağın yükünde mi? Aldık verdik, cümleyi bağladık.” dedi, YUNUS’um sözü ALİ’ye verdi: 

6Her ata binemezsin, düz yoldan dönemezsin, ‘AŞK’a düştüm!’ demeden yanamazsın. Alacağız vereceğiz, ağaç altında duranı göreceğiz, her dilenen ağaca postunu sereceğiz. ‘Kimin?’ demeyin, dilenen yerde dileyenle olacağız. ‘Çağrı mı?’ denilir. Uykuya artık yer yok! Ağaç kendini besler, kendinden dileyen her var olanı da. Az demeden, düşünceyi kesmeden, yer alıp yettirelim, bildiğimiz her konuyu yeniden gözden geçirelim. ‘Çok aldık, az bildik’ diyeceğiz, yardım aldığımızı oradan öğreneceğiz.” dedi, ALİ yürüdü.

7 ‘Asayiş yerindeyse kulu huzur duyacak’ denilir. Asayiş yerden mi gökten mi beklenir? Senden seni bilmezsem, benden sana vermezsem, ondaki yamayı görmezsem elbet asayişi bozandan biri olurum.

8 “ YA ALLAH!” dedi, HAMZA DOST sözü aldı:

9 “Gerçeğin sözü her kulun ÖZ’ündedir. Geldim selama. Sormayı asla denemedim, yediğim hurmanın çekirdeğini ayağım ile ezmedim. ÖZ’e söze gayrıya dönüşmeyen kapıya her diz çökenle beraber oldum, ‘Gel!’ diyenin yanında kaldım.

10 OMAR der ki: “DOST ham sözü keser, düşman olgun söze küser, yol her gelene susar, yolcu adım-adım varacağa basar. Hancı bekleyendir, hancı uğurlayandır, hancı ağırlayandır. Ne hansız ne hancısız yoldan yolu bulamazsın. (Hancılar YEMEN’dekiler mi?) Duraklama.” 

11 ‘YA ALLAH!’ dedik ağaçtan söz ettik.” dedi, HAMZA DOST el ile elden, söz ile Gül’den verdiğini söyledi, selamladı yürüdü. (s’nin ULU’su mu?) EYVALLAH!

12 “Ak ile karaya bilemedim, buğday ile samanı bölemedim, yarın gelecek diye bu günden kalamadım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: 

13 “At ile dolaştım, it ile dalaştım, her kuluna yaklaştım. Kimi gözünden sildi, kimi sözümden bildi, gayrıya gönlüm kaydı. ‘El olsam gelir miydin, söz versem bulur muydun, çağrıya uysam kalır mıydın?’ dedim. Dediler ki: ‘Ak akçaya kalacağız, akça ile böleceğiz, seni beni öylece bileceğiz.’  ‘Olsa olmasa?’ dedim, kendi ayağıma kendim yol verdim, dört kapıda hayır buldum, hayıra haber saldım. Olağan yapıya cümle ile geleceğiz, olağan halde cümlemiz güleceğiz. Gününüz gönlünüz olağan haldesiniz. ‘Sen! Ben!’ demeden, HAK YOLU’ndan çıkmadan gelişen olayınız olağan haldir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL, buluşana dek geleceğini söyledi, yürüdü.

14 ‘Buluşmaktan maksat nedir?’ denilir. Ezelden geldik, ebedde BİR olacağız, cümlemiz buluşacağız. (‘İnşallah!’ denilir) EYVALLAH! (Göçte mi, kıyamette mi?) Yaprak düştüğünde değil toprağa karıştığında toprak sayılır. Ağacın gölgesine cümlemiz katılalım, kuru yaprak misali toprağa atılalım, kurudukça dağılıp toprakta eriyelim, birlikte BİR’den bilip sadece toprak diye anılalım.

15 Aşağı inemem yüceldi isem, tadını bulamam olduğum yerde kaldı isem. ‘Bilmenin formülü nedir?’ denilir. Ağacın altında otur düşün. ‘Ben neden geldim? Ne olacağım? Dünyaya gelişten ne bulacağım?’ O zaman DOST kapını çalar, gönlüne AŞKI ile dolar. Sen O’nun kapısını çal ki, AŞK odunun kuru-kuru yanmasın, bir alevden sonra sönmesin!

16 Yerden gökten verdiğimiz, her kulu ile BİR olduğumuz O’ndandır. Beden, RUH’un verdiği ile gün-gün yansıma yapar. Her an değil. Asılda her an da olabilir, ne var ki, kulun nefis kapısı kapanırsa çevresinde oluşan yoğun yansıma açık görülür. (Aura’dan söz ediyorlar) EYVALLAH!

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH