4 Haziran 1982
MEVLÂNA’yım ben!
1 Kuyuya attım taşı, toprağa koydum başı;
‘Can.’ dedim, CANAN bildim, cümlenizde gördüm yoldaşı. Yol aldık GÜL’e
geldik, bülbüle gülü sorduk; sevgimizi cümleniz üzerine serdik, ‘Gerçeği
öyle görsünler.’ dedik.
2 Yol alır gelen giden, hal bulur sevgi güden. Kumu yolun
bildiysen, DOST’u öyle bulduysan; yaprağı bolda, güzeli halde görürsün,
kendinde olana öyle dönersin.
3 “Yumak aldım, sarayım; ‘Kaygu neden?’ sorayım.” dedi,
YUNUS’um söze girdi:
4 “Her kumun tanesine, her kulun hanesine sevgini
dağıtsaydın, gördüğün olaylardan kendini eğitseydin; ne yolun
taşına söz eder, ne çeşme başına taş atardın. Attığın
taşa el vermezler, asla destana adını koymazlar.” dedi, YUNUS’um “Yediği üç öğünü, ikiye indirdi; suya eğildi, gönlünü kandırdı;
aradığını buldu, AŞK’ını yandırdı.” dedi, söz ile ÖZ ile cümlenizi
selamladı, yürüdü.
5 “Ata bindim desteksiz, saat buldum kösteksiz.”
dedi, BEHLÜL sözü aldı:
6 “ ‘Dur!’ dedim durmayana; ‘Vur!’ dedim,
uymayana; ‘Sır.’ dedim, sormayana. Kaldığı yerden geldi, adım ile buldu.
ER eğitir, ER öğütür, -konduğu dalı görse- şahini
korkutur. Demde kuşak beldedir, demde soran haldedir; sayfayı açarsanız,
bilindiği yoldadır.” dedi, BEHLÜL yürüdü.
7 Keyfine söz edersen, korkuyu siler, senden benden bilir,
BİR’liği böler. Onun için; akarsuyu geçtiğin, duru suyu
seçtiğin zaman, sakın suya taş atma; derman dileyen varsa, derdine
dert katma. Her kulu eler de beler de. Alanı vereni sorar, olacağa döner.
8 “Yoğun çalışan, aldığına
alışanı düzende görsün. Üç söz ile geleceğim, her an oluşanı
göreceğim.” dedi, ALİ söze girdi:
9 “Her an, BİR’likte olunuz. Her an
yapınızı O’na bağlayınız! Her an, dün ile günü birbirinden ayrı etmeye,
her zerrenizi ayakta tutmaya çalışınız, çalışa-çalışa
alışınız! Öyle alışınız ki, bende beni değil, O’nu göresiniz!
10 OMAR söze üç öğüt katmaya geldi: "Asla
ağaca taş atmayın, her zerresi davacı olur. Bedeni bakımsız
bırakmayınız, her zerreniz davacı olur. Çiçeği böceği sevgisiz bırakmayınız, davacı olur. ‘Beden nasıl
bakılır?’ denilir. Bebeğine nasıl bakarsan, bedenine de öyle bak." dedi,
OMAR selamını her zerresi ile cümlenize iletti.
11 Bakmadığın çiçek, senden geleni siler.
Baktığın çiçek, senden geleni hıfzeder, yayınlar. (Akımın yeri dolar mı efendim bunun?) Kement atılan
atı tutarsan senindir, tutmazsan doğanın. Çiçeği seversen senden
gelen her titreşimi hıfzeder. ‘Sevmezsem ne olur?’ denilir. Çiçek
doğanın olur, kendine kendinden verir. Ne güzel olaydır ki, senin sevgini
nakletsin.
12 Kapalı kalmadı kapı, yarıda kalmadı yapı.
Birliği kurduk bilenlerle, sevgiyi bulduk bölenlerle, düzeni
bulacağız kalanlarla.” dedi, ALİ selamını cümlenize iletti. Her kapı
DOST’a götürür, aradığın post değilse; her DOST HAKK’ı buldurur,
kendinden kendine döndüyse.
13 GANİ der ki: “Demde her çiçek taze, demde her
böcek koza. ‘Kendini alacağın, sevgini bulacağın gün.’ dedik, bilene
bilmeyene verdik. Kemer bele dar gelmez, sayfayı okuyan sır vermez.”
14 ALLAH’ıma emanet, cümlesine selamet.
15 Gölden aldığın balık, bil ki yarattı
HALİK. Birden bine saysan da, benliğini soysan da; sır olan sende
kalır, bildi isen Güneş’e yönelir. Almak her kula verasetten gelir,
vermek ER kula ferasetten gelir. Bilelim aldığımızı, sevelim her
gördüğümüzü. Yerden göğe sevinelim, ‘Kırmızıda, AŞK’ın
doruğu var.’ diyelim.
16 ALLAH’ıma emanet olunuz. Yemeniyi giydik
biliniz, tozu da toprağı da seviniz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH