18 Temmuz 1982 Kadir Gecesi

MEVLÂNA’yım ben!

1 Ey yolun yolcusu, gönlüne kolcu oldun mu; aldığın ile verdiğini, kendinden kendine sordun mu? Cümlenize selam olsun. Her bilenin, bilmiyen ile kapısı açılsın.

2 “Yolda düzü aradım, güzeli düzde gördüm; dağılan toplanırsa, sözünü bilir sandım. Yamayı alamadım, söküğü bulamadım; geldim gittim YUVA’ya, DOST’tan gayrı göremedim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Ne işte ne güçtedir, ne taşta ne saçtadır; almayı bilen için, sunmayı dileyen için, bağladığı baştadır. ‘Gör...’ dedim YAZAN’ı, bilmeyesin bozanını, her adımda tozanını. ‘Almaz, bilmez...’ deseler de, durma sakın yolunda.” dedi, YUNUS’um gönülden gönüle, yumuşak aldığını yumuşak verdi. “Gördüğün her zerre, selamını iletir, gönlünde olanı söyletir. Almak vermek elindedir; yapıya emek verdi isen, kapıda hizmet gördü isen.” dedi, YUNUS’um dize geldi, YEMEN’den aldığına EMİRDEN bulduğuna uydu.

4 “Her ata binemedim, her katta kalamadım.” dedi, YEMEN’den aldığı söz ile ALİ geldi:

5 “Çiçek-çiçek açacak, böcek her çiçeğe uçacak, kötü iyiden kaçacak. ‘Kötü var mı?’ diyene sözüm: Bize ‘Var mı?’ diyen, her gün olaylara nokta koyuyor ise, sorguya düşmemeli. ‘İyi’ dediği de ‘kötü’ dediği de, kendi malzemesidir. Her zerre hayra yöneliktir. Kendini bilmeyi dene. ALLAH’ımın YÜCE ADI ile başladığın her olay, sendeki perdeyi aralar.

6 Nokta-nokta BİR oldu, aka-aka gür geldi; bilene rahmet, bilmeyene zor geldi. SELAMI’nı getirdik, ADI ile götürdük. Yazmayı bilen değil, süzmeyi bilen, yerini bildiği halde bulandır. SELAMI’nı aldınız, iletici olunuz. ‘Konuk gelmedik.’ diye birbirinize bağlı kalınız. ‘Zoru aştık.’ deyiniz, kolaya şaşmayınız.

7 ‘Anlat...’ denir ‘oradan, ne DEDİ’yse YARATAN.’ Üç yerden söz edelim, üç yoldan koz alalım. Diyelim ki, ‘Yapı BİR’dir, BİR kalacak; kapı dörtten gelecek; her kapıdan giren, aynı konutta yerini alacak.’ (Dörtten murat nedir?) ‘Her yol BİR’dir.’ dediysek, DÖRT KİTAB’ı verdiysek; kapı-kapı dolaşsan da aynı konutta BİR’leyeceksin, tek söz ile gürleyeceksin. RESULÜ’nden aldığın gibi, KUR’AN’da bulduğun kadar alışacak, oluşacak, her gelen ile buluşacaksın. Yerden göğe alacaksın, gökte yeri bulacaksın.

8 Değirmen döne-döne öğütür, ALLAH’ım kulunu yana-yana eğitir. Ne candan geçelim, ne dünden geleni açalım. ‘Dergah.’ dedik, bildi isek, cümlemiz kucaklaşalım. Söylendiği yerden, kumun elendiği bilinsin. Sözden söze değil, el-el ile öğünsün. Şükürde selamet, hamdda keramet vardır. Kaynak ararsan bulursun, sular ile gark olursun; öylece ‘Şükür ALLAH’ım!’ der, her zerrende aldığın ile övünürsün. Çölde susuz kaldı isen, ‘DOST oldum ALLAH’ım, her zerrem ile diledim.’ dersen, çöl ortasında suya kavuşursun, ALLAH’ıma hamd edersin. Her niyazın, ALLAH’ımın İZNİ ile başlar, izin ile devrini tamamlar.” dedi, ALİ getirdiği cümle niyazı, her birinize iletti.

9 “YÜCE olan ALLAH’ımın ADI’na sıdk ile bağlandım. Her sözümü, bağlılığım ile noktaladım.” dedi, ALİ sözün sonunda cümlenizi niyaza davet etti. “RESULÜ’nün verdiğidir, ALLAH’ımın gördüğüdür. Selam cümlenize! Selam cümlesine! Selam cümlemize!” dedi, ALİ yürüdü.

10 Aydın günde oluşan, aydın günde buluşur. YESEVİ ile her uçan kuş konuşur, her çiçek tanışır, her yolcu danışır. 

11 “Geldik bir söze, sorduk bir yaza. Yaprak her ağaçta döküm vermez, bağlılık dürtü ile çözülmez. ‘Alsın.’ diyelim, niyazda olalım. Bekleme, DOST KAPISI bir değil; saklama, DOST yapısı gizli değil. Az yedik az içeceğiz, aldığımız nasip ile dilenen anda uçacağız. Dolu aldık, boş kalmasın, dolu aşı kuş yemesin” dedi, YESEVİ’den gelen sözü cümlenize mâl etti. Kaldığı yerden değil, uyduğu yerden nasibi gür geldi.

ALLAH’ıma emanet olunuz. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH