12 Eylül 1982

(Konuklu sohbet)

MEVLÂNA’yım ben!

1 ‘Kucak.’ dedik, sevgiye örnek aldık, deryada sohbete daldık. Eğilene sorduk, dileyene sunduk; dedik ki: ‘Güzele göz veren, YOLUNDA hizmete erendir.’ Cümlenize selam olsun. Her gözde kul kendini bulsun, az ile çoğu birbirine katsın, ‘Uyumsuz.’ dediğini gönülden atsın. 

2 Kapılar asla kapanmaz, ‘DOST!’ diyebiliyor isen; gönüller kapanmaz, güzele çirkine yer ayırabiliyor isen. MEYDAN bizdedir, güzel sizde, ölüm sözde, dayandığın ÖZ’de, gördüğün gözde. Hep O’nun BİRLİĞİ’ne dayandık, dağılanı gördüğümüz an ‘Gaflet.’ diyenle uyandık.

3 “Seheri bilmezsin, kendini arayım diye kainatı görmezsin.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

4 “Ben aldım sohbete daldım, bilenle bilmeyenle güldüm. Söyleşen konusuzdur, eyleşen kanıtsızdır. El ele verdik dünden, ‘Bilelim.’ dedik sondan. Aç gelen doyacak mı, ‘Buz.’ diyen kayacak mı? Soyluya sözü verdik, soysuzda kökü sorduk: ‘Alabildiğine.’ denildi. Her görevli, görevin sohbet ile oluşacağını sandı. Sohbet, düzene uyarsan götürür; sohbet, YAZAN’a, duyarsan, tattırır; sohbet, aldığını iletirsen buldurur. İletmekten maksat; zor ile değil, sözden değil, halden bilmek ‘Vermektir!’ dedik, her sohbette ilettik. Göz göze geldiğinde kim olursa olsun sevgi ile bakıyorsan, el ele verdiğinde anandan bacından, babandan ağandan ayırmıyor isen, ‘Hale geliyorsun.’ derim. Öyle oldukta sözüm yerini bulur. Halden verenin, sözünde güven görülür.” dedi, YUNUS’um selamını iletti.

5 Demde gözün oluştuğu, HAMZA ile oğulun buluştuğu yerde. (HAMZA BABA’da mı?) EYVALLAH! 'Ateş.’ diyen dillerin, selam alan gönüllerin, DOST KAPISI’na vardıkları görülür, ‘MEYDAN’ denilen yerde, sohbetimiz kurulur. ‘Gel gidelim.’ diyenle, ‘Gör gezeni.’ diyenin arasında; bilen ve uyan farkı vardır. ‘Aştım ‘Güzel’ diyeni, gördüm HAC fistanı giyeni, uzun olmaz yozanı. Toz gelmedi gözüme, yoz gülmedi sözüme, kapılar kapanmadı yüzüme.’ dedi MEVLANA, ‘MEYDAN ne zaman?’ diyene konuyu açıkladı. 

6 ‘DOST DOST!’ dedi isek, sohbeti sohbet eri ile söyleşti isek, ‘Varmaya koyulduk.’ derim. Köprü yerindedir, her seyre gelen alabiliyor ise yorumdadır. Ne gönül koyanın, ne gönülde kaygu kırıntısı bırakanın; DOST KAPISI’nda aldığını vereceği beklenmez, bildiğine bilmediği eklenmez.

7 Her görevli, önce kendi gurubu ile toplansın, yorum değil yorumlardan aldığı ile nasıl çalışacağına karar alsın. Desin ki: ‘Aldım aldım ne gördüm, kime verdim?’ Sen-ben dedikçe, bildiğine boğuldun. Daha sonra, her guruptan bir sözcü toplansın, alınan kararları değerlendirsin. Konu sizlerindir, söz bağlantısı değil. Alınan, ne topraktır, ne yaprak. -‘Konuk gelenin kaygusu yersizdir’ deyiniz- Çevreyi aldık ele, cümle ile vardık GÜL’e; selamın ilettik, ‘Sohbeti hallettik’ dedik. Ne Yazanın adına dönerler, ne görenin sözünü alırlar, aynı döngü içinde kalırlar. Denildi ki: ‘Çevreyi genişletin.' (Bundan maksat nedir?) Yetersiz gelen, ortadan alınıp çevreye dağıtılandır. Yol açılır, her yol çevreyi daha genişletir. ALLAH’ıma emanet olunuz.

8 (Sübyan nedir?) ‘Kement atılmış.’ denilendir. (Sübyan olayına karşı bir dua var mı?) SALAT-I MÜNCİYE (Hamileye mi, çocuk düşürenlere mi okumak gerekir?) ‘Yazılan; okumayı bilmiyen.’ demektir. (Nasıl?) Olacağı olmayacağı ALLAH’ım YAZAR; ne kement atılır, ne atılan tutulur; sadece, inandığın hakikate, okuduğun SALAVAT götürür. (y’ye okuyayım mı?) Evet. (13 yaşından itibaren mi?) On üç yaşına kadar, on üç bin SALAVAT. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. İçtiği sudan kendine uyanı bulsun. 

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH