30 Eylül 1982 Çeşme

(Sohbetin konukları: n ve eşi)

MEVLÂNA’yım ben!

1 Konuk gelen her kula, ALLAH’ımı bildiren her yola; başımız koyduk, imanımız ile uyduk. Cümlenize selam olsun. ‘Gördük!’ diyen her kulu, seyrini öylece bulsun.

2 Kapalı kapı kalmaz bize, kapalı örtü uymaz söze. ‘Doyduk.’ dedik geldik, cümlenize hayır diledik, bağda oluşan ile dalda erişeni birbirine ekledik; ‘Her sözü, her satırı bulacaklar.’ dedik bekledik. Satır-satır okuyana, halini okuduğu ile dokuyana selam olsun dedik.

3 “Yaprak-yaprak oluştu, YUNUS MEVLANA buluştu; her söz, kulları ile gelişti.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

4 “Gözüm sizlerde kaldı. Yaprağı açmadan okuyamazsın, gönlünü açmadan halini dokuyamazsın. Gel alalım, bilerek; söz bulalım gülerek. Geldiğimiz yol bizim, bulduğunuz yol sizin. Uçan kuşa verdiğin selam, her kanat çırpışa dağılır. ‘Yoğun çalışma’ dedik, olaya oluşma görmedik. Yoğun çalışana, olaya alışana; gün gece açılır, her söz ile aldığı seçilir. ‘Dağdan aşayım, çoğalıp taşayım.’ dedik, düz ovaya dağıldık; güne kadar anıldık.” dedi, YUNUS’um yürüdü.

5 Demde kaynayan kazan, elbet bilinir YAZAN; olsa olmasa düzeni bozan, kumda buluşur danışan oluşan. Alalım verelim, her kulda niyazı görelim; yere kilim serelim, ‘Ne aldık? Ne verdik?’ soralım.

6 “ ‘Yoğurt yesem ekşi mi, balı bulsam tatlı mı?’ denmesin. Alışana lokma-lokma verilsin.” dedi, HAMZA selamı ile geldi:

7 “Söz burda, ÖZ NUR’da, olsun ayağım karda. Az ile çoğu bildiren HAK’tır, ‘HAKK’a uydum!’ diyenin yüreği paktır. DOST KAPISI’na postu serdik, ipi ağaçtan ağaca gerdik; ‘ALLAH’ım!’ dedik, yükün altına girdik. Gücüne inandık, HAKK’a dayandık, elbet götüreceğiz; güç gelen ile geç kalanı birbirine ekleyip bekleyeceğiz.

8 Yolu aştım, toprağı deştim; çukur kazdım düştüm. Gördüm ki, ne iz kaldı ne diz. Dayandı isem O’na, buldu isem O’ndan! Gerçek sendedir, bendedir, O’ndandır; gerçek, bilende bilmeyende, her yaratılanda; gerçek, gözde, sözde ÖZ’dedir.

9 ‘Ne geldim, neyi buldum, nerde oldum?’ demeden; yapıya kapı, kapıya kul. Kuldan aldım, kulda buldum; gördüm ki, ben beni bulmak için ne yapıyı, ne kapıyı, ne de kula kulluğu beklemezdim, döne-döne emeği eklemezdim. Kulluk, O’ndan O’na; kulluk, O’nun ile O’na! Gördüm bildiğim kadar, sevdim olduğum kadar, buldum uyduğum kadar.” dedi, HAMZA yürüdü. (HAMZA DOST mu?) EYVALLAH! HAMZA DOST.

10 “Çok aldım çok verdim, her olayı rüyam ile gördüm; kendimi niyaz ile buldum.” dedi, MERKEZ’im söze girdi:

11 DOST ELİ’ni alasıya, DOST SÖZÜ’nü bulasıya, ben ÖZ’ümle kalasıya kadar noktayı bilemedim. Noktayı bildiğim an, hata nedir göremedim.  Çizgi çektim duvara, otu ektim davara, ‘Samanını cümlesi savura.’ dedim, hizmetimi ‘DOST!’ diyen her kuluna devrettim.

12 ‘Bilgi nedir?’ diyene de ki: ‘Kendine dönme.’ (Az evvelki noktadan murat nedir?) Yaratılışın BİR’lendiği, her kulunun ER’lendiği andır. ER olanın NUR ile oluştuğu, ÖZ’ü ile buluştuğu anda, zerreler nokta haline gelir. (O’na varış mı oluyor? O zaman öyle mi diyelim?) HAK ile HAK oluş; HAK ile HAKK’a BİR’leniş! Çokluk BİR’liğin temelidir ‘HAK!’ denilir ise. Nar ile verdiğimiz odur! (Nar o zaman, vahdeti mi simgeliyor?) EYVALLAH! Söz ile ÖZ bir olmazsa, kul kendi ÖZ’ünü bulmazsa; noktayı defterde bulur, kalemde sanır. Güzellik, tarife değil arife gerçeği buldurur. ‘Yoğun çalışalım.’ denilende, gerçeğin özü verilir. Yapı çalışma ile geliştirilir, koşuşma ile değil.”

13 Oluştuk buluştuk, MERKEZ’im ile söyleştik; sorguya gelenin sözünde BİR’leştik. Denildi ki: ‘Çevreyi arasın, kapalı kalan örtüyü aralasın. Niyazda gördüğü gibi olur, bildiği kadar bulur. MERKEZ’i ansın, dediği hale uysun. (Kim?) Yeniye ayağını veren. (Kim?) Yenide bildiği hal ile eren. Mümin; yolunu bilendir, ‘Doydum.’ dediği yerde gülendir. (n) EYVALLAH! Dedik. Kapı-kapı aşmadı, dağdan geleni deşmedi, doğru bildiğinden şaşmadı, duralı yerini -değil, ‘durak-marka.’ (Tuğradan geliyor dura?) EYVALLAH!- kimse ile değişmedi. El ele olacak, dilediği her halde bulacak; yeniye el verdi, eskiyi bilecek. Yağın balın çokluğundan değil (n varsıl biridir); arıya asmaya selamından, her yaratılan ile kelamındandır. (Seçilmişliği) EYVALLAH! (27’lerden mi) Konuk değil, aynayı bilir, cümlesi ile hemhal olur. Aynası oluşundan, yuvasında buluşundandır. (27’lerden mi?) EYVALLAH! Eşine aşına, dünyada ahirette yoldaşına selam olsun! Açtığı her kapıda, ‘ALLAH’ım!’ desin, dursun. Üç söz ömrüne mihenk dursun: Yolun açıktır, asla kapalı diyene dönme. İşin ile yapını birleme. Oluşunda gelişeni körleme. Eşinin verdiğini asla unutma. “Görgü yerini bulur, her kulu birbiri ile imtihana tutulur. Aç gelenin doyuranı, tok gelenin uyaranı olasın; duman alan her kulunu, sohbetin ile rahatlatasın.” dedi, LOKMAN eşine selamını iletti.

14 (Tebliğin bu yerinde, ilkindi ezanı camilerden duyulmaya başlamıştır) Gülen gülene uyar, seven sohbeti duyar. Selam olsun sesine, cümle uysun sözüne. HAK çağırdı ÖZ’üne. (Ezan sesine söylüyorlar) EYVALLAH!

15 ALLAH’ıma  emanet olasınız.

16 (25.5.1982 tarihli Dört ER tebliğinde HAZRETİ MEVLANA, ‘Görevimi aldım, noktası ile teslim ettim. Sizler de aynı görev ile yüklüsünüz!’ demektedir. Bu konuyu biraz daha açmanızı diliyoruz)

17 Konuya girdiğimiz, her konuyu ördüğümüz, bilinen gerçektir. ALLAH’ım vermeden gelmeyiz; görevimiz bitmeden dönmeyiz; kulunun yargısı ile olmayız. Her konuyu VEREN’den alır, dileyene iletiriz. Her kulunun aldığı, verdiği bulduğu, noktası ile ALLAH’ımın bilgisindedir. Ne var ki ararsa, kulunun ilgisindedir. Elbet kul ararsa. ALLAH’ım her an her kulu ile beraberdir. ÖZ’dedir, sözdedir, gözdedir; kul kulluğunu bilirse ilgisindedir. ÖZ’ledik, gözledik, sözledik; gönlümüzü O’nun ile BİR’ledik, BİR’liğine talip olduk. ‘SEN’in ile SENİ bulalım ALLAH’ım! Her an SEN’in ile olalım ALLAH’ım!’ dedik, niyaza durduk; SEVGİSİ ile helvayı kardık, sohbeti kurduk. Cümlenize selam olsun. 

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH