7 Şubat 1983
MEVLÂNA’yım ben!
1 Kulunun oluşuna, güzeli buluşuna; yol verdik,
hoşnut olduk. Yapıya el veren, kapıda kul gören, her geleni seven, bilen
ile birliği bulana selam olsun.
2 “ ‘HAY!’ diye-diye bulduk; huydan,
bildikte sıyrıldık. Yaprağın düzenine, kalem ile yazanına, güzelde
geldiğini bildirdik.” dedi, YUNUS’um sözü aldı, bile-bile yolumuza daldı:
“Konuk gelene selam olsun.” dedi, hayrına niyaza durdu. “Güç geleni
aşacak, ‘Güzel…’ deyip şaşacak, kaynak olup taşacak. Selam
olsun.” dedi, YUNUS’um yürüdü.
3 Dayanmayı bilirsen, yolun açıktır; güvendiğin her
yer, sana geçittir. Olayları deşmek, kayguya düşmek, kuluna
bilmediği çeşittir. Kul sadece yazılanı görür, hiçbir olayın mesulü
değildir. HAK YOLU’nda ise, kulluk halinde ise. ‘Mesulü olan kimdir?’
denilir: Niyetin HAKK’a ise, olaylar düzendendir; niyetin şerre ise,
sadece niyetinden mesulsün.
4 NİYAZİ (MISRİ) der ki: “Az yiyip çok uyuyan, susar; çok yiyip az
uyuyan pusar; yerli yerinde olursan, yolun alıp koşar. SEVGİLİ
der ki: "Seni senden sorarım, seni BEN ile sararım, BENİ sende ararım. Sen
senden sorumlusun; sen BEN ile yorumlusun. Güzeli bilirsen, karanlığı
silersin."
5 Temelde birleşmeyen, kendini suçlasın,
elbet her kul kendini. Uyum sağlayamayanı, ‘Yapıya uygun…’ diyemezsin.
Temelde taş, kum, demir gereklidir; hiçbirinin yapısı birbirine eşit
değildir, ne var ki, hepsinin olduğu yerde temel mevcuttur. Olay
budur. Her isim; kendi yerini, kendi görevini düşünsün, kendi görevinden
kendini sorumlu tutsun. Taş düzeninde olmazsa, beton düzeni bulmazsa;
demiri öremezsin, öylece temeli kuramazsın. Harç için gerekli suyu da verdik. (Temelde mi eksiğiz acaba?) EYVALLAH. (Temelden maksat Dört ER mi?) Evet.
Verilen harcın yerini bulmak. Her türlü malzeme verildi. ‘Suyumuz noksan…’
dediniz, beşinci görevliyi aranıza kattık, suyu da aldınız. (‘Su’dan murat, Çiğdem mi?) EYVALLAH. (‘Su’ bilgi mi?) Yapıya can veren, binanın
bitişine kadar gerekli olan, bitişinde dahi devamlı kalan. (Bina bittikten sonra da suyu akıyor?)
EYVALLAH. ‘Yetmedi…’ dediniz, arayıştan uzak kaldınız. Konunun özü, sadece
verenin sözü değildir. Uyum şarttır. Temelde aksayan olursa, bütüne
zarar verir. Yumuşak olmayı deneyiniz. Kanaldan aldığınıza uyunuz.
Kendinizden gayrıyı da duyunuz. Bilginizi, geçersiz olandan soyunuz. Yama
yerini bilse NİYAZİ her söze gelse, düzenden ayrı kalmazdınız.” dedi,
selamladı, yürüdü.
6 “MEVLÂNA, beyaz bulut gibi yumuşak
gelir yumuşak verir, kulunun her halini hoş görür. Olanı olduğu
gibi, kalanı bulduğu yerde selamlar.” dedi, KAYGUSUZ söze girdi:
7 “(Diğer
görevlilere vereceğiniz bir şey var mı?) Temeli oluşmadan, binaya söz edilmez. Uyumda
olanlara, KAYGUSUZ soru vermez. İzin ile geldik, selam ile gördük. Denize
göz edeni, yolumuza söz edeni selamladık.”
MEVLÂNA’yım!
8 YUNUS’um ile geldik, her soruda HAK niyazı gördük; açılan
sofrada, yumuşak denileni okuduk. O ne derse uyduk; O’nun SESİ’ni,
kulunun nefesinden duyduk. Her BİLGE’nin bilgi verişi ayrıdır,
sanılmasın birbirinden gayrıdır. Kimi süt verir, kimi ayran, kimi yoğurt.
Hepsi BİR’dedir. Her verilenin, BİR’e olduğuna inanalım. Önce
kendimizi, sonra cümlenizi inancınıza ortak edelim. ‘Kusur mu ettik?’ diyene
sözümüz: Sorumluluk, bazı yükler getirir. ‘Kaldıracağım.’ diyeceksin,
sadece kendin adına yürüyeceksin. ‘Gelen gelmeyen?’ deme. Her görevli, uyumsuz
gördüğü yoldan dönecek, uyumlu olana katılacak.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH