8 Şubat 1983
MEVLÂNA’yım ben!
1 Konuk olmayan, gönlü güzelden kalmayan kullarına selam
olsun. Eğriyi doğruyu cümleden ayıran, gelmekten kaçınan, gitmeyi
değil gütmeyi deneyen, senden sana sorguyu veren, düzende olayı aykırı
gören, DOST ADI’na postuna göz atan, desin ki: ‘Bilmeyi denemedim, gördüm
alamadım, kayguya düştüm kalamadım, hekimin sözünden, yerimi bilemedim.’
Geç olsa, erken gelse, kayguyu gönlünden silse: almayı bilecek, güzelliğe
adını verecek.
2 “BİR’den aldığımız, GÜL’den bulduğumuz,
satır-satır okuduğumuz, cümle ile hayır dokuduğumuzdur.” dedi,
KAYGUSUZ söze geldi:
3 “Az aşı yemeyen, çok kışı bilmeyenden olmayın.
Sarılan her yarada, silinen her karada, ADI’na selam yazılır.” dedi, KAYGUSUZ
gönülden katıldığı sohbetine, YÜCE’nin RAHMETİ’ni diledi: “Zahmet
belini bükmez, elinde olanı dökmez; kulu bilse bilmese, ALLAH’ım asla silmez.”
dedi, KAYGUSUZ yürüdü.
4 “Aşı yedik tadı ile, kulu sevdik adı ile;
bildiğine nokta koyduk, bilmediğini söyleştik kadı ile.” dedi,
YUNUS’um söze geldi:
5 “Gelmedim deme süzene, bilmedi deme yozana.
Bilse bilmese gönülden almaz, günü gelip soracak, bohçasını saracak. Elde iz,
dilde söz, gönülde saz yok ise; yorumu senden değil, sana verenden bilme.
Gölgeyi sileceğin, Güneş’te bulacağın, yeterlidir. Konuk gelmedi
dersin, olmasa da tatlı aşını yersin.” dedi, YUNUS’um, üç çeşmeden
içtiğin suya niyazını getirdi, öylece sözünü günde bitirdi.
6 "Kuş uçar döne-döne, adımını atarsın
bildiğin kuma. Geldiğin gün aldığın, RABİA diye
bildiğin, yerden göğe sevgiye büründüğünü biliriz, adın ile
vergini birbirine denk görürüz. ‘Dağlara baktığın, sevgi ile
meşale yaktığını, anda alır anda verir; söylediğin her konuyu,
bilgisinde korur.” dedi, RABİA söze geldi:
7 “Her olayı HAK’tan bilenlerdeniz, selamına DOST ADI’na
gülenlerdeniz. Eğilenin dökülenin değil, HAK ADI’na bükülenin, her an
yanındayız." dedi, RABİA üç öğüdü olduğunu söyledi: “Varacağım makam O’dur, her olayı O’ndan bilin. Seveceğimiz sadece
O’dur, her kulunu O’ndan bilin. O’nun YOLU sadece BİR’dir, her yolun
sonunu O’na bilin." dedi, selamladı.
8 “Ağır gelse yorar mı, yolu bilse sorar mı, olaya
gülse, verdiği karar mı?” dedi, HACI BAYRAM söze geldi:
9 “Ne gelenden ne gülenden, ne de vardığını bilenden,
kaygu almadık. Yolu ile olduğuna, selama her vardığına, gönülden
katılırız, diz vurup otururuz. Gönlünden atamadığın her konuyu, sergiye
koy sat.” dedi, HACI BAYRAM yürüdü. DOST ADI’na HACI BAYRAM, post adına
NUMAN’dır. Hem postumuz gönülden alışır, hem dostumuz bizimle oluşur.
Gayrıyı almazsan gönlüne, sevgimiz nasıl kalışır? “Sevdik cümleyi YARATAN
ile, yolunu kısaltıp uzatan ile. Kaygu silelim, YUVAMIZ’ı kuşatan ile.”
dedi, HACI BAYRAM, NUMAN adı ile yürüdü.
10 “Her söze at bağlamam, her göze örtü
koymam, gelse gelmese saymam.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:
11 “Atmazsan eskiyi, nasıl alırsın yeniyi? Gülmezsen
olaya, nasıl girersin kolaya? Kumaş alsan bakarsın karaya. Meyveyi ezmeden
ye, güzeli süzmeden bul. Ne derlerse al, de ki ne yerlerse bal. Her söz tatlı
gelsin. Unutma, gözyaşı gözyaşını getirir; gülersen, konuyu orada
bitirir. BEHLÜL konuya divane gözüyle girer, pervane sözüyle çıkar. Öyle
olmasa, başına huni takar. Her kulu için öyledir. Sen konuyu bitirmezsen
konu seni bitirir, seni dilemediğine götürür.” dedi; sorgunda, gönülden
gelen kaygunu silmeni diledi. “Kayguya gerek yok, çünkü bellenecek.” dedi,
BEHLÜL’üm yürüdü.
12 “Yoğurt yedim güle-güle, güzel dedim
bile-bile, kar diledim yana-yana.” dedi, KAR HATUN adını öyle aldı. “Cenk
olursa, kazanan sensin diyeceğim. Kumdan aldığını bilecek, taş
gelirse kıracak; bilmediğin her konuyu kuracaksın, gün gelecek en güzeli
bulacaksın.” dedi, güzelden güzeli müjdeledi. ‘En güzel nedir?’ diyene sözümüz:
her yaratılanı güzel görmeye alışırsa gözümüz, güzelden güzeli bulmuş
oluruz.” dedi, KAR HATUN selamladı yürüdü.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH