20 Şubat 1983

MEVLÂNA’yım ben!

1 Güzelliğe gönül verdik, her güzelde O’nu gördük. Cümlenize selam olsun, gölgeler yerinde silinsin. Kendimi sınarsam, olayı kınarsam, keyfime ‘Yolsuz…’ derim; aldığımı verdiğimi teraziye koyarım. Dağılanı toplarsam, gayretimi katlarsam; yaprak-yaprak oluşur, bilinmezse dökülür. Ekilene hizmette, toprağın vergisine hizmette; kendimi görevli sayarsam, ayağımı kazmaya öyle koyarsam; elbet alacağım gür gelir, gönlüm hizmet ile hür kalır. ‘Yaprak yaprak…’ denilen ağacımıza konulandır, bilen bilmeyen ile olumsuz sanılandır.

2 “Geldik BİR’den sözümüze; dedik ‘Nerden, gözümüze?’, taş gelmedi dizimize; ‘YA ALLAH.’ dedi isek, gayrettir ÖZ’ümüze.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Bilmeden yaprağı okuyamazsın, aldı isen, ‘Nasip benim.’ diye saklayamazsın. Üç öğüt geldi bize, denildi ‘HAK ADI’na başla söze…’ YUNUS gününü bilir, sözünü emir aldıkta verir; kapalı geleni açıkta demez, kulunu asla yolundan almaz. ÖZ’ümüze sözümüze, ‘Güzel…’ dedik yazımıza. 1- Asla, her hizmette, ‘Hani himmet…’ demeyiniz. 2- ALLAH’ım ADI’na atılan adımı, geri almayınız. 3- Ne yerde çamur olsa, ne gökte bulut kalsa, sebebini sormayınız. Her sefer, gölgeler silindikte başlar. Her seher, önce öter kuşlar. Güçlük, bilmeyenedir, nemli toprak besleyenedir, çiçek ile süsleyenedir. Her kulun algısı vardır; ne var ki, vergisi önce kendinden, sonra çevresinden oluşur. (Kim için dersiniz?) Her kuluna. Görevin getirdiğini, akıldan almak değil, olaylarda bulmak güzeldir. ‘Görevimi öğreneyim, öyle adımımı atayım.’ dersen, yerini sormuş olursun. Kulunun yeri; ALLAH’ımın bilgisinde, görgüsündedir.” dedi, YUNUS’um yürüdü. Her sözünde, güçlüğü yenecek anahtar vardır. ‘Yumuşak olunuz.’ dedik, her öğünde söyledik. 

4 “Ezilene kazılana, gönül verdik yazılana.” dedi, NİYAZİ EL MISRİ söze geldi:

5 “ ‘Ağacın dalındayım, RESULÜ’nün halindeyim.’ deyiniz, öylece mutlu olunuz. Ağacın dalı olmak, mutluluktur. Gövde olayım, ömrümce kalayım…’ dersen, yazını zorlamış olursun; ne ağaç ile kalır, ne mutluluğu tanırsın. Her kulu; olduğu yerde, olduğu hali benimsemeli. ‘ALLAH’ıma, olduğum halde layık kulluk görevimi yapayım.’ diyenin mutluluğuna erelim.” dedi, NİYAZİ EL MISRİ selamladı yürüdü.

6 “Yaprağını bildiğini, her kulunu dalı ile sardığını gördük, MEVLÂNA’ya sorduk: ‘Gövden ulu, dalın gür, yaprağın bol, kökün de gittiğince ulaşır; hem yedi kat yerden, hem yedi kat gökten, alışır alışır.” dedi, YAHYA selam ile geldi:

7(Yedi kat yerden murat nedir?) Yedi kat gök, mana; yedi kat yer, madde. MEVLÂNA, hem ilim, hem bilim ULU’sudur; tasavvuf ile tasavvur. Cümlesini tasarruf etmiş; ne maddeye esir olmuş, ne manaya esir vermiş. Olanı olduğu gibi; yerden göğe BAĞIŞLAYAN’ın vergisine talip olmuş, ömrünce hoşgörüde kalmış…” dedi, YAHYA selamladı, yürüdü.

8 Karda adım atanlar, suda balık tutanlar, toprağa tohum ekenler; elbet alacak, aldığını bilecek, asla ALLAH’ım ile pazarlığa girmeyecek. Çünkü; ‘Toprağımı sürdüm, tohumu kırdım, her düzeni yerinde kurdum; bol ekin alacağım, rahata ereceğim.’ demek, yatırımını kendi hesabına bilmektir. ALLAH’ım dilerse verir, dilemezse ekin kurur. Hiçbir kulunun bilgisi, alacağına denk değildir. ‘Duvarı aşacağım, düz yola koşacağım.’ diyene de ki: ‘Duvarın arkasını görmeden, söyleşme.’ 

MEVLÂNA’yım!

9 Yerden göğe oluşana, duvar önünde buluşana: Dört duvarın, elbet bir kapısı vardır. Duvar önünde beklemekten değil, kapısını aramaktan geçmeyelim. Güne kadar verdik, her malzeme cümlenize serdik. Duvar önünde beklemeyi değil, kapısını aramayı deneyin. Duvar, üstünden aşmak için değildir. Gölgeyi bildi isek, ‘Güneş nerde?’ dedi isek; alacağımızı değil, güne kadar aldığımızı bilelim. Göreceksiniz, uyumda BİR’lik oluşur, kulu BİR’likte kapıda buluşur. Cümlenize selam olsun. ALLAH’ıma emanet olunuz.

10 (Gönülden sorulan soruya) MEYDAN, konuk ile değil, konut ile bağımlıdır. Her kulu aynı ölçüde sorumludur. DOST, oluşur; DOST, kendinden gayrısı ile çalışır; DOST, yapıyı HAK ADI’na savunur. DOST isek yapıyı bilelim, olumsuza ‘Yersiz.’ demeden gülelim. Kuma adım attığımızı, kum ile hemhal olduğumuzu bilenlere, en güzeli sergileyelim. Umutsuz olana kanıt verelim; diyelim ki: ‘ALLAH’ım her kulu ile beraberdir. Selamını alan senin ile olur.’ Cümleye.

11 (Gönülden sorulan soruya) ÖZ’ünün sesini usun yayınlar. Gönülden her kulu anar anılır, her sofraya aşk şarabı konulur, dileyen içer, dileyen bekler; ne dökülür, ne atılır. Yapıya gelen her kulu, tek-tek kendinden sorumludur. Yargı ALLAH’ımdandır. Usuna tembih et, gönülden gönüle naklet. ‘DOST.’ diye başladığın her olayı, ‘DOST.’ diye bitir.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH