1 Mart 1983

MEVLÂNA’yım ben!

1 Huzur ile geldik yola, dedik selam olsun cümle kula. Güzel ile doldu halimiz, güzel olanı buldu gönlümüz. Yapıya kapı olduk, cümlede aynayı bulduk. Gel diyene uyacağım, güzel geleni duyacağım, verdiğini güzel çirkin demeden seveceğim. Yapıya gelen dedik, her söz dileyeni selamladık. YUNUS’um ile, gönüllerde oluşanı, YUVA’da uyum diye buluşanı, danıştık, her oluşu, ‘Düzen…’ diye konuştuk: ‘Az vermez. Çok dilersen, vereceksin, verdiğin kadar alacaksın. Vermezsen, aldığın taşar, güzeli aşar. Bardak dolu ise, döktüğün su yere gider. Gaye suyu her nereye olursa olsun dökmek değil, gerektiğinde içmek içirmektir. Bilgi de öyledir. Her alış veriş, gelecek bilgiyi hazırlar.’ dedi, YUNUS’um selamladı. Dayanmayı bilmeyen, sendeler. DOST diye oluşan, alıştığı yerde, oluştuğu halde, kendine ve kendinde olana güvenir. Ağacı dikeceğim, suyunu dökeceğim dersen, elbet alış veriştir. Akıl, meyvesini sağlıklı toplamaya gereklidir. Bilgisiz dikilen ağaç, meyvesiz kalır; sadece yağmur aldıkça kökü gelişir, gölgesi olur. Yeterli diyene, bilgin tutarlı diyemezsin.

2 “Her adıma ahenk verilir, kulu uyum ile görülür.” dedi, MERYEM sözü aldı:

3 “Ne dağdayım, ne de bağda, suların aktığı yerde, kaygusuz baktığı yönde, oluştuk buluştuk, akan suya kavuştuk. Her sözün bağlandığı yerde yarım kalan olmaz dedik, kaleye bayrağı beraberce koyduk. ‘Dayanmazsan, düşecek.’ diyene de ki: her kale sahibini bulur, sahibi ile adını alır. Gölde tuz var ise, niyazım yerden, gölde saz var ise, bekleyen kuldan alır. ‘Gölde saz olur mu?’ derlerse, elbet olur diyeceğiz, her sazı bilen ile bulacağız.” dedi, MERYEM sözü KAYGUSUZ’a bıraktı:

4 “Her kulun ÖZ’ünde, VAREDEN’in SÖZÜ’nde bulursun, kendinden kendine öylece varırsın. ‘Kendinden kendine varmak, zorlu mudur?’ derlerse: bilene EYVALLAH, bilmeyene HAY ALLAH. Her sözün bağladığı her ÖZ’ün beklediği, ÖZ’üne varmaktır. Yedi kat giyindiğini, yedi hamlede soyunduğun an, gerçek açıktır. ‘Nasıl giyindik? Nerde soyunacağız?’ dersen: dünya, doğduğun günden giydirmeğe başlar, doyduğun gün, soymayı düşler. Doyduğun gündür, hakikate doğduğun gün. İşte o zaman, giydiğin yedi katı soymaya başlarsın. Elbet bir günde hepsini atamazsın, al diye kimseye satamazsın. Dumanı attığın gün, birinci fistan gitti demektir. Her olay, düzeni kuran konuya hazırlanır. ‘YARATAN’ın düzenine uydum.’ dersen, dumanını atmış olursun, şüpheden uzakta kalırsın.” dedi, KAYGUSUZ aldığı selamı cümleniz ile paylaştı.

5 “Her kulunu DOST biliriz, postumuzu her zerresi ile paylaşırız. Kayguya düşene güzeli gösterelim, baktığı her yaprağı beraberce saydıralım.’ dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi:

6 “Yaprak kurudu ise, dalda kalmaz, ALLAH’ım verdi ise, kulu solsa da yormaz. Her köprü, geçene ezilen; bakana süzülen gibi gelir. Unutulmasın, her yol köprü olamaz. Hiçbir yol, köprünün verdiğini veremez. Yolları bağlar, her kulu bekler, sadece verendir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL yürüdü.

7 “Her gelen BİR’dedir, BİR’de olalım; yolu aldı isek, GÜL’den bilelim; gönülden zengin oldu isek, rengine dalalım.” dedi, BEHLÜL’üm bir söze, bir göze, bir de ÖZ’e gönül taktı:

8 “Gelenin ÖZ’ünde, çiçeklerin tozunu buldum. Birbirine hepsini ekledim, toplayasın diye bekledim. Topla-topla, aldığın her tane için hopla.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı yürüdü.

9 “Soğuk sıcak bir olursa, ılık denir; her söze öyle başlanır, kul, ne taşlanır, ne haşlanır. ÖZ’ünden geleni sözünde bulasın, eklenen yerde bekleyeni bilesin.” dedi, RABİA selamladı. “Gönül yolu BİR’dir, aşkına düşen kördür. Bildiği yeter, çünkü aldığı kordur.” dedi, yürüdü.

10 “Her damla anlatır amma, damlaların biriktiği yerde anlam büyür, dileneni öyle verir.” dedi, HACI BAYRAM söz ile yerini alana, ÖZ ile kendini bulana selamını iletti. “Akan dam zahmetlidir, bağ ise rahmetlidir. Damlalar, yerinde gereklidir.” dedi, yürüdü.

11 “Sözünü verdi, ÖZ’ünü korudu.’ diyene de ki: söz HAK’tan ise, erise de rahmettir. Korudum diyene, koruyanı bildir. Uzun yol, bilirsen götürür; kısa yol, bilmezsen kaldırır.” dedi, YAHYA sözü cümlenize selam ile iletti. “HAY dedik, geldik yola. Gönülden alan ile yerini bileni, çözdüğü düğümü bilesin. Bildiğin halde gelesin.” dedi, selamını iletti yürüdü.

12 “Her öğüt, yazılanın açığıdır. ‘Nerden, nasıl?’ demeden katılır isek, aldığımızı biliriz. ‘NUMAN ile söyleşelim, bir bahçede bekleşelim.’ dersin, her öğünde HAK lokması yersin. Aldığın kadar bulacak, günü geldiğinde niyaz ile buluşacaksın.” dedi, yolu dilenen güne bağladı, selamladı yürüdü.

13 “Uçan kuşun renginde, kanadının denginde olmak, niyazın seyrine dalmaktır, günde gidip yazılan günde kalmaktır. Almayı dilediğimiz, birlikte beklediğimiz her olay, düzeni birbirine bağlar. Göreceğimiz, en güzeldir.” dedi, MERKEZ’im selamladı, yürüdü.

14 “HAMZA DOST’a soralım, adına helva karalım.” dedi, DOST ADI’na geldi selamladı. “Seyrini bileceğiz, olanı göreceğiz, her sayfayı bir-bir okuyacağız.” dedi, selamladı yürüdü.

15 “Üzüm aldım elime, sözü verdim geline, saçının her teline HAK ADI’nı okudum, bilgisini gönülde dokudum.” dedi, KAR SULTAN selamladı yürüdü.

16 “ALLAH’ıma emanet olunuz. Selamette bilginizce kalınız, uyumda güzelliği bulunuz. Gezmeyi dilerseniz, her adımda O’nu anınız. Dağılan öylece toplanır, her zerreniz bilim ile katlanır, her anımız ilim ile beslenir.” dedi, SARI SALTUK selamını sizler ile paylaştı.

17 Akkuş için denediğini, karakuş için de dene. De ki: ‘ÖZ’ümde her zerre BİR’dir, BİR’dedir. Kainatta her zerre BİR’liktedir.’ Öyle ise, akkuş karakuş der ise, kulu körlüktedir. Cümlenize selam olsun. Her kayıt alan, ‘Şükür ALLAH’ım.’ desin. Desin ki: ‘Kendinden kendine gelen, kendinden kendine olan, kendi ile kendini bulana taliptir.’

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH