22 Mart 1983

MEVLÂNA’yım ben!

1 Koşuya çıkmadık, koşudan yılmadık, gölgede kalmadık. Cümlenize selam olsun, her adımda kul söz bulsun. Geldik sözü vermeye, soframızı kurmaya.

2 Dağ eteği sayılıdır, ayak izi sıralıdır. Gönül verir konu açılır, sanmayın ‘Bilmem!’ diyen karalıdır. Karar verdik dizmeye, güzel dedik çizmeye. Her konuyu çözmeye bilgi yetmez, çünkü konu sonsuzdur bitmez. Açlığa talim etme, sazını çalamazsın. Tokluğa gelip deme, gönlünce dolamazsın. Kendimi aradım dersen, kendine dönmedikçe bulamazsın. Kendine dönmek, sende olmayanı sökmektir. 

3 “Gönül terazi değil, konu farazi değil. Adım-adım gidilir, bilgide kulluk güdülür.” dedi, YUNUS’um söze geldi:

4 “At üstünde duramam, ata tekme vuramam, ben yarayı saramam denilir; az öğünde, çok lokma yenilir. Alanın alma ölçüsü, verenin sorma ölçüsü vardır. Niyazımız O’nun ile oldukta, kayguyu suyun içine atarız. Yolumuz O’na açıktır, yenimiz O’nun ile açık. Gönlümüzü cümleye açtıkta, ne esen rüzgar ne akan sel kaygu vermez. Her fidan rüzgar ile dalgalanır, ağaç oldukta, fırtınaya sadece selam verir.” dedi, YUNUS’um yürüdü. 

5 GANİ’den aldık sözü, dedi: “Bitmedi yazı, aradık sorduk sazı. Alacağız vereceğiz, cümlemiz bir olduk güleceğiz.” dedi, selamladı yürüdü.

6 “El üstünde tuttuğumuz, el altında sattığımız, her bilene kattığımız, kalede ok attığımız; döne-döne anılır, er diyenle görülür.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi:

7 “Saf saf oldu atlılar. Güzel dedi, DOST bildi, DOST ile YUVA’ya geldi, KAYGUSUZ’a tatlı aşını sordu. Tadını vereceğiz, YUVA’da kilimi sereceğiz. Her aş diyene, yapıya uyum gerektir diyeceğiz. ‘Atlılar ile verilen nedir?’ denildi. Daha önce verdik, at ile cümleye gidilir, cümlesi beklenir, mana madde gönülde birleşir.” dedi, KAYGUSUZ yürüdü, selamını cümlesine iletti.

8 “Kaynak olsa meydan bulsa, her kul alim olurdu. Konu bitse kaygu etse, her kul zalim olurdu. Asılda yerini bulsa, yapıya gönül ile gelse, her kul selim olurdu. ‘Yorgun geldi, sözü yetti, BEHLÜL gayreti kattı!’ denilir, her yolda gönül aranır. Geldim buldum YUVA’da, sis var dedim havada. Yol açık. Gün, gelen günden güneşli, güzelliğe her kulu hevesli. ‘Avaz, nerde başladı nerde bitti?’ deseler; doğuşta başladı, bağışta bitti derim. Sağır geldi yoluma, sözü almadı dilimden. Semada gösterdim, niyazına bastırdım. Aldı bildi, EYVALLAH dedi. Kör geldi yoluma, anlattım bildi, ne güzel dedi. Gördü desem göremez, kulun aklı eremez. Aldığını bildi ya! Veren bilse, yolum dese, YARATAN gibi elbet koruyamaz. ‘Dilediğini korur, dilediğini vurur!’ diyene sözüm. Her kulunun her zerresini korur, çünkü kul yazılanı bulur. ‘Nefsimi kör eyledim, sağır gelenden sakındım, olaylarda yakındım!’ diyene de ki; ‘Olaylardan yakınmak, kaynağın yanında boş bakınmaktır.’ Sendeki ÖZ’ü ara, gönlündeki sözü tara! O zaman bulacağın, ömrüne ışık alacağını görürsün.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı, yürüdü.

9 “Kapalı yerde değilsen, aynayı unutma! Dayanmayı dilersen, kanaldan verilenin, ‘Şüphesiz…’ denilenin gayretine sığın! ‘ALLAH’ım!’ de, sadece O’nun ile olduğunu unutma!’ dedi, HACI BAYRAM söze geldi: 

10 “ER, yolunu açandır, kor, gönlünden geçendir. Sarmayı dilediğin, ‘Bir kalem, bir satır.’ diye niyaza oturduğun an, aklından geçeni düşün! Her satır O’nu yazar, saymakla tükenmeyen, yolu asla tıkanmayan. Sakındığından değil, bakındığından alırsın, gönülde olan ile bulursun.” dedi, HACI BAYRAM yürüdü.

11 “Her renk güzeldir, ÖZ’ünü bilirsen, yollar güzeldir, düzünü bulursan. YUNUS’um ile sözüne gelirsen, yaprak-yaprak dolarsın, HAK ADI’na belenirsin, ezelden öyle bilinirsin. Dağlar taşlar buluşur, kum deryaya gelişir, her zerresi bilişir, MEVLÂNA AŞK diye söyleşir. Adımız NUMAN’dır, kaydımız YEMEN’dir, bilmediğimiz kula amandır. ALLAH dedik AŞK ile, DOST’a döndük meşk ile. Danışılan her sözde, danışanın kaygusu olmasa, övününüz gönlünüzdeki köşk ile.” dedi, NUMAN selamladı.

12 “Ağır geldi konular, hep bilinir kanılar. Diye-diye ÖZ aldı, dedi cümlede göz kaldı.” RABİA öyle girdi söze, dedi “Geliştik yaza. Her satırı okuyacağım, senin ile sardığım ipeği dokuyacağım, geçilen köprüde hayır diye bekleyeceğim. Ayrıya gelmedi, gayrıda bulmadı. Sahip olanlar konuya adı ile geldi, cümleyi bilinen satırda buldu. O satır ki, her gönülü HAKK’a bağlar, her kulu TEVHİD ile BİR’liği kurar. O satırda, cümleniz için verildi karar. Selam olsun, selamda RESULÜ’nün vergisi görülsün.” dedi, RABİA mutlu umutlu yürüdü.

13 “Sarı fistan giydiysem, SARI ANA dendiysem; aşımı tatlı bildiğimden, her geleni gönülden sardığımdandır. Sardığım yerde NUR vardır, her gönülde kor vardır. Ömürde zor görülse, ‘ALLAH’ım dayandım.’ denilse; yardım gelir, YARDIMCI verir. Dağlar taşlar yardım ile aşılır, akan su ile köprülerden geçilir, her kulun gönlünde olan seçilir. Saymayı denediğin yerde durursan, aldığın NUR her tarafa saçılır. Boş değil torbamız, taş değil çorbamız, ayran dolu kırbamız. Biz yeriz, biz içeriz; gönül dolu, HAK YOLU’nu seçeriz.’ dedi, SARI ANA selamını, yumuşak yolda olana, gölgede kalanı bilene iletti. Yapıdan uzak, ne var ki gönlü kapıda. Uzun yolun kısasına gelecek, adım-adım aldığı yola gülecek, her satırda, ‘ALLAH’ım!’ diyecek, kendini bulacak.

14 Selam olsun cümlenize, nasib aldınız her damlanıza. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH