29 Mart 1983
MEVLÂNA’yım ben!
1 Kuşak olduk her bilene, gayreti kendinde bulana.
Selam olsun.
2 Ayran, yediğini yumuşatır; güzel,
gördüğünü birleştirir, her adımı gelene ulaştırır. Sağlık
sözü bilene, varlık gözü görenedir. Seyre daldık güzeli, sayfada gördük gazeli.
Esti yel, aktı sel, geldi yoldan SEYYİT AHMET. Dayalı geldi şaha,
gölgeyi sildi, kandili her gönülde buldu. Soydan gelen, ayrıdan olumsuzu
çıkaran, her öğünde selamı alan. Oturdum yol üstüne, RESULÜ hal.
3 “Saymaya yönelin! Dayandığını bilsin, adadığına
sevinsin, ödediği ile övünsün. RABİA ile söyleştik, her
öğünde buluştuk, YUVA’nın havasına şükür kavuştuk. Övülen
YUVA’da, öğütülen kor vardır. Soğuktan sıcaktan DOST havası
oluştu, yaprak olan her kulu dostlar diye buluştu. ‘Nerde?’ denilir. (SEYYİT AHMET) Hudutta
adımız bilinir. Yoğun gelişin olduğu yerde, YEMEN hududu. Tabak
çanak yapıya gelir, dileyen kulu kapıda bulur. AŞK ile oluşan halde,
kulu kendini bilir.”
4 SEYYİT AHMET, RABİA ile söyleşti. Dediler
ki: “Her sofrayı bildik, her gönülde bulduk. Dilenen her yuvaya
geleceğiz, selam diyeceğiz. Alacak, bileceksiniz. Cuma günü selâda
geldiğimizi daha önce söyledik. Söz, verilenindir; ÖZ, bilinenindir; her
niyaz, gönülden iletilendir. Alınır, bilgi nakledilir. Dağlara sordum,
geleni gideni bilir misin? Yollara sordum, gitmeyi dileyeni iletir misin?
Dağlar alışır, yollar bilişir. Alan aldığı ile, bilen
verdiği ile önemini bulur.” dediler, cümlenizi selamladılar.
5 “ALLAH’ım onlardan razı olsun, her niyazları yollarına
dursun. Kavak misali yücelsinler, çınar misali genişlesinler,
sarmaşık misali sarsınlar. YUNUS’um misali sorsunlar, KAYGUSUZ’a uysunlar,
BEKTAŞ misali dursunlar, duvara ayak koysunlar. BAYRAM misali doysunlar,
YAHYA misali dağıtsın, MERKEZ’im misali eğitsin, NUMAN misali
öğütsün!” dediler, her varolanın niyazını cümlenize bağladılar.
6 “Duman yolu örterse, kul gönlünü dürterse; açık geleni
görür, ölçüde kendini bulur.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı:
7 “Bağ ektim üzüm diye, kul gördüm gözüm niye?
Alıştık buluştuk, her satırda buluştuk, her satırda
konuştuk. Kavuşma, gelenedir. Dayanmayı dilersen, elbet ALLAH’adır.
Yaprağın sesini aldın mı, suyun sesinde buldun mu, nefeste bir an durdun
mu? Katık verdik ayrı gördük, bilincine damla-damla girdik. Saydım geldim,
adımımı saymaktan usanmadım. Eğdim geldim başımı, doğan ile
paylaştım aşımı.” dedi, HACI BAYRAM akıl ile mantığa nokta
koydu. Alana sorduk, denildi ki:
‘Açık, çok açık! Örtüden arınmış. Gürül-gürül akan sudan, yaprak-yaprak
seçilmiş.’ ” dedi, HACI
BEKTAŞ yürüdü.
8 “Sebepler O’ndandır, neden deriz? Yoğun selam
alırız, kimden deriz? Kuşak olduk beline, nefes verdik saçının her teline.
Geleni gideni, yapıya gönül vereni, bağladık RESULÜ’nün yoluna. O’dur,
O’ndan alırsın, O’dur, O’nun ile bilirsin, O’dur, O’ndan gelen ile her anında
oluşursun. Kaynağı buldum, sohbet sofrasını kurdum. Her kayguda
olana, gerçeği gösterdim. Göreceğin gerçeği, ‘Nedir? Nedendir?’
deme! Bilicinde olanı sakın sepete serme, akar gider; kendine saklama, kokar
biter. Her bilen, bildiği ile BİLGE’dir. Her seven, sevgisi ile
gölgedir.” dedi, HACI BAYRAM selamladı yürüdü.
9 “Altın güğüm alacağım, seni yolda
bulacağım, ER yoluna geleceğim.” dedi, KAYGUSUZ gönülden
aldığına, gönülden selam iletti.
10 Aynaya baktık ÖZ’ümüz ile, gölgeyi sildik
sözümüz ile, seyrana daldık gözümüz ile. Aydın olacak, gölde izini bulacak.
Ay’dan gelen iz, nerde olsa bulunur. ‘Faydası nasıl görülür?’ denilir.
Tefekkür, kulunu kainatta dolaştırır, gerçeğe ulaştırır.
Alacağını bileceğim, el ele geleceğim. Atımı bağladım yüce
ağaca. Dediler: ‘Yolun uzun mu?’ Ne yolun uzununa, ne de kısasına niyet
kurmadım. Aklımı geçen ve gelecek için asla yormadım. Olan ile yoğruldum,
gelen ile kavruldum, günü günde bildim, öylece kendimi buldum, kendim ile
oldum. Kendine kendini sorarsan, kendini O’nun ile yorarsan, gerçeği
bulursun.
11 “Harman olsun döğeceğiz, değirmene
dökeceğiz.” dedi, YUNUS’um söze geldi:
12 “Ekin eksen, toprak senin. YA ALLAH dedik, söze HAK
ADI’na geldik. Ekeceğim biçeceğim, değirmene dökeceğim
dersem; sadece bilgimi, görgümü, emeğimi kullanmış olurum. Gerçek, bu
bilgilerin arasındadır. Bilgiler de, gerçek ile paylaşılır. Kulun
gerçeğe inanması, huzur ile dolmasıdır. Kaynayan suya elini sokamazsın,
sokarsan yanacağını bilirsin. Gerçeği bilmezsen, kaynayan suya elini
sokmuş gibi olursun. ‘YUNUS nerden alacak, neyi nerden bulacak?’ dedi,
durdu. Ömrünce HAK ADI’na kavlince dizi yere koydu, verilen EMRE uydu. Kaynayan
suda gerçeği buldu. Açık gelen her oyun, düzene uymayanın yorumudur. ALLAH
diyen, ne oyuna kurban olur, ne uyumsuzlukta kendini bulur. Her türkü her
şarkı gönülden akışandır, kul olanın haline bakışandır.” dedi, YUNUS’um
selamladı, yürüdü.
13 “DOST ile geldik söze, HAK’tan diledik, dedik verecek
bize. Sayacağız güzeli öveceğiz, denilmesin bilmeyeni döveceğiz.
Her söz ÖZ’edir alana, yoğun geleni bilene. Ne sertlik ile övündük, ne
yumuşak olduk dövüldük, duyan ile BİR’liği kurduk.” dedi, HAMZA
DOST selamladı yürüdü.
14 “Gelmeyi dileyen, yorumda kendini bulana
selam olsun!” dedi, FATIMA selamını iletti.
15 “Dağlardan akan suyu gördün mü?
Sağlam olsun dedin, duvarını ördün mü? Güzel çirkin demeden, her kulunu
sardın mı? Ne kaygu ne korku kalmasın, ‘ALLAH’ım, emanetin.’ diye yordun mu?
Dilsize dil gerek, yolsuza yol, gönülde olana kıvılcım gerek.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL sözü aldı:
16 “Koruyucu ALLAH’ımdır, güvendim. O’na, O’nun
ile oldum diye dayandım. Sana dedim, ağaç ile söyleştim,
yaprağın gölgesine sığıştım. Her yaprak BİR’lik oldu,
BİR’likte gürlüğü buldu. Güneş ona gelmeyince, beni nerden
bulacak, sana neyle verecek?” dedi, PİR SULTAN ABDAL cümlenizi selamladı.
17 “Ayrı gayrı yoktur bize, cümle ile sohbet çoktur bize,
geldik bulduk HAK’tır bize.” dedi, EYYÜB’üm sözü aldı:
18 “Günün gerçeği, gönüllerinizdedir. Açık
aldığınız, yolunuza geldiğimizin, gerçek ile
kaynaştığımızın belgesidir. Verilen, yorum değil, gerçeğin
ta kendisidir. Yorum, benzetmeye denir. Dönüşün yerini ancak gerçek
bildirir, bilmeyene buldurur.”
19 ALLAH’ıma emanet olunuz, YAHYA’nın selamını gelene
iletiniz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH