|
5 Nisan 1983 MEVLÂNA’yım ben! 1 Her öğüt güzeldir bilene, niyaz ile bulana.
Cümlenize selam olsun, konuk gelen suya dalsın. Söğüt dalı yolunu verir,
gelen giden halini görür. Duman yer vermesin, dayandığı dalda köküne
eğilsin. Yolumuzun düzünde, her kulunun yüzünde, akan yaşın gözünde. DOST
diyecek bekleyecek, her kulunda DOST hali göreceksin ki, uyumda olasın. 2 “Sepet ördük düzene, duman vermedik yazana. Yamalı fistan
giyse, yerden göğe kilim serse, her adımda gölge görse; bildiği ile
kalacak, görgüsüne sadece talib olduğu gelecek.” dedi, BEHLÜL’üm söze
geldi: 3 “ ‘MEVLÂNA! Altın olsa alamam, gönül dolsa kalamam, ömrüm
dağlandı, sevincimi bulamam!’ deme sakın! Aldığın her zerreyi,
dağılmayan de öyle dokun.” 4 “Çevre aldım elime, devre dedim gününe. Olay yorumsuz
geldi, sorumsuzluğa geleni sildi. Yukarıya çıkayım diyen, merdivene talib
olur. Adım-adım çıkar, her adımı sayılıdır. Çıktıkça, güzellik seni sarar.
Soyunduk güzele, talib olmadık gazele. Güzel en güzel dedik, soframıza HAK
sohbeti koyduk.” dedi, YUNUS’um söze geldi: 5 “Her varlık, darlığı geçer. Her darlık,
zorluğu seçer. Gölgeler silindikçe, gönüldeki sevgi bölündükçe; ne darlık
üzer, ne zorluk süzer. Açık olan her kapı, talib olanı bekler. DOST sözü
alanın, hamdolsun diyenin, güzelliği yerde gökte bulması gereklidir.
Unutulmasın! Sana dert gelen olay, günü doldukta, düzene geldikte, sadece
boş geçen dert gününe kendini uydurduğun için üzülürsün. Her olay
geçicidir, her nefes uçucudur. Gölgede olanlar ile Güneş’e bakmadım diye,
üzüntü alma. Her kulun göreceği güneş, aynı değildir. Bırak
sende ayrı olanı.” dedi, YUNUS’um soruyu yerden aldı, serden buldu. “Gönlün
ile oluşur, aklın ile buluşursan; her nefeste bilgin ile
konuşursun. Elbet O’ndandır, ‘OL!’ dediğinden.” dedi, YUNUS’um
selamladı yürüdü. 6 “Dağlar selam alır mı, derya bileni
bulur mu, DOST KAPISI’nda kalır mı?” dedi, KAYGUSUZ selam ile geldi: 7 “Her ağacın gölgesi ayrıdır, her yaprağın
vergisi de ayrıdır. Onun için, olan kulun görgüsü de ayrıdır. Selvi, uzaktan
selamlar. Yumak olsa gelse, gönülde bulduğunu bilse, KAYGUSUZ’dan
sormazdı. Elbet soracak, gönül deryasına dalacak. Aldığına, gah gülecek
gah ağlayacak. Emeğini verdiği her yaprak, niyazına şahit
olacak. Doğmayan her zerre, eğitimsizdir. Dünya, her zerrenin
eğitim merkezidir. Yaprakta sayılıdır okuyana. Toprağa ekersen,
aldığını bilirsen, ‘Yerimi gördüm!’ dersin, kendinde olana uyarsın.
Bilgiden maksat, daha önce verdiğimiz gerçektir. Gerçeğin ÖZ’ünü
bulduğun an, her zerren ile uyduğun andır. ‘Ağaç altında
tefekkür ediniz!’ dedik. Niyazımız, yapraklara tabedilir. Sela vakti niyaz
ediniz dediğimiz o idi. Hepimiz ayakta olur, yaprakları alırız; yani,
niyazlarınızı toplarız. ALLAH’ımın İZNİ ile, dilenen işareti
veririz. Güzellik, yaprakta toprakta değil, sendedir. Toprak,
doğuran; yaprak, doğan; ağaç besleyen ve beslenen. Yani mana ile
maddeyi birleyen. Yapraklardan aldığını düşün! Yapraklara
verdiğini gözle! Seversen GÜL açar, sevmezsen kul kaçar.” dedi, KAYGUSUZ
selamladı yürüdü. 8 “Eskiye değil yeniye dönelim, toprağa
değil ağaca yanalım. ‘Birbirinde ayrı değil.’ diyelim, dönelim-dönelim.”
dedi, HACI BAYRAM söze geldi. 9 “Bağlara su yürüdü, sular aktı her yakayı ekin
bürüdü. Olgun gelenin sesini, dolgun gelenin nefesini aldı isen; darlığı
geçtin, zorluğu aştın. Neden, gerçek değil dedin,
şaştın? Hiçbir olayın, nedeni yoktur. Olan, gerçektir!’” dedi,
BEHLÜL’üm geldi. Şarkıyı sevdiğini, nefesten aldığını bildirdi. 10 “ALLAH’ım kuluna, niyazının bedelini verir.
Affına sığınan kuluna, ikramını sunar. Devası olmayan dava, olumsuz
değildir. Kanaldan alan her kulu, bilimsiz değildir. ER’liğe
soyunduğumuz günde, kullukta gözümüz kalmadı, genişleyen yolda
taşa ayak vurmadı. Gelen geçen ile dalmayı düşlersen, gayrete sözüm
kalmadı.” dedi, MERKEZ’im selamını iletti. 11 Dört kapı açıktır, talib isen. Kendinde olana
yöneleceksin! Olumsuzluk, kapımızdan uzaktır! Ayağımı yuvaya, uydurdum
gönlümü havaya. Sevindim, dedim ki: ‘Gönüller açık, açık yorumlar gibi…’
ALLAH’ım, cümlenizden RAZI olsun. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|