12 Nisan 1983 

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yüzümüz her gün gülsün, elimiz ……… NASİREDDİN: “Zayıf şişmana güler, şişman zayıftan yol sorar. Gölgeyi bilen, kendinden gelene değil, olmuşa eğilene yorar. Ne kar ne zarar, her güzellik arayana yarar. Koruyan ALLAH’ım, almayı dilediğin her zerrende beklediğin zahmetini, zorladığın yerde rahmet ile yıkar. Güller açtı gülelim, bildiğimiz halde kalalım. Ay’dan izin alalım denirse, Güneş’i şahit tutalım. Yıldızlara soralım, bulutları saralım. Bilgide eksilen olmaz, bilmekten asla uzak kalınmaz.” dedi, HOCA selamladı yürüdü. Gönüllere selam verdi, güzel günde cümleniz ile oldu, zahmette olana rahmetini sundu.

2 “Sayacağız yaprağı, süreceğiz toprağı. Yolda aldık, yolda bulduk, bilgimizi sunduk, seyrana daldık.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Seyran; bağda, yarda, yolda gelişir, her damlada buluşur, ayrı gelen ile BİR’de kavuşur. Zor geleni örtme, kar vereni dürtme! Nefes alıp vereceğiz, güzeli YAR’dan diye seveceğiz.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Her adımda aldığın, her sorunda bulduğun, sayarak getirdiğin, soyarak götürdüğün; senindir, senden olandır.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

5 “PİR SULTAN’ın aşkına, yerden bakma ‘Ne oldu?’ diyen şaşkına.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:

6 “Oldum olacağım diyen, HAK YOLU’nu bulacağına inanan her kulu, önce şaşkındır. Arayacak yolu, kuru dalın altında arayacak kulu. Yüce dağın ardında öyle bulacak, kendinden kendine dönecek. ALLAH’ım senden RAZI olsun.” dedi, yolcuya gösterdiğin, hancı görevin için niyaza durduğunu KAYGUSUZ söyledi yürüdü.

7 “Avucunda oluşan, darlığa geçmeden dönüşen olayın kaygusunu silesin.” dedi, YAHYA EFENDİ sözü aldı:

8 “Satır-satır okudun, ak ile karayı birbirine kattın. Eğer bilirse, gönülden alırsa; dediğine uyacak, gölgeyi silecek.” dedi, YAHYA EFENDİ yürüdü.

9 “Deniz yolu açıktır, sefer dilersen eğer; dağın yolu geçittir, ağaca dönersen.” dedi, BEHLÜL’üm söze eşikten geçti:

10 “Eşik beşiğe götürür, her kulu güzel buldumu, çirkini bitirir. Geldiğin yerde, aldığın günde, niyazın seni dilediğin yere götürür. Az ile çoğu dert demedin. Acı lokmayı yedin, yoktur varlık demedin. Can ile CANAN’da ayrıyı sildin, gönül kapımıza geldin. Çağrıya biz talib olduk. El ele dedik, yoldan bileni aldık. Akan suda yaşımız, akan GÜL’de başımız vardır. Soframıza her dileyen gelir, bol aşımız vardır.” dedi, BEHLÜL’üm niyazını dağıttı. Hoşnut olduğunu, hoşnut kalacağını bildirdi, selamladı yürüdü.

11 “MERYEM sözü aldı, geldi. Sağda solda duydu, sordu. Yaya mı gelecek, ata mı binecek? Denildi ki: ‘Ata talib olundu, DOST ile dostluk kuruldu, soğuktan geleni, sıcak sildi.’ ” dedi, MERYEM yürüdü.

12 “Sabır olsun aldığın, nasib olsun bildiğin, genç ihtiyar güldüğün, elden ele sardığın. Düz yolu aşamadım diyenin, yanında olalım.” dedi, EYYÜB selamladı:

13 “Sormayı dilediğin her olay, elindedir. Saygıya yer verdiğin bilinir. ‘Aşacağım taşacağım, ille dilediğim yola ulaşacağım!’ diyene de ki: ‘Her gün nasib kapısı açılır, eşikten öyle geçilir.’ Gürdür gür kalacak, HAK ADI’nı bildikte, dilediği elinde kalacak!” dedi, EYYÜB’üm selamladı yürüdü.

14 “Kar yağsa ayaz olur, kainat beyaz olur, yapılan niyaz olur. Aldık geldik bilerek, her satırda bularak. Dert ile silmeyelim, ne gelse kuldan bilmeyelim, açanın yerini kapatana vermeyelim.” dedi, KAR SULTAN sözü aldı, selama durdu. Yanlış değil! KAR HATUN da, KAR SULTAN da birdir.

15 “Yolumuzu verdiğimiz, bir-bir alıp gördüğümüz olayda, gelmeyi dileyen gelemediği yerinene verdik. Açık kapı, gelme!” dedi, RABİA SULTAN sözü aldı:

16 “ ‘YAR!’ diye-diye açtığın, gözünün gördüğü her eşikten geçtiğin, İZNİNİ alıp ALLAH’ım diye niyaza düştüğün her an; zerreler alımlıdır. Her zerren ile talib olduğun, beslenen gönül yapında, süslenen ömrünü sürdüğün bilinir. ALLAH’ım RAZI olsun. Her satırdan aldığın, her harfi ile olumuna şahittir. Bilsen bilmesen, verdiğin şehittir.” dedi, RABİA SULTAN selamladı yürüdü.

17 “Eyledim her satırda tavaf, gönülden oldum sarraf.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı:

18 “Benden sözü alanlar, güzde ağaç dikenler, yazda meyvesini alır, gelen gidenden seyrini bulur. Ham meyveyi yemedik, ham sözü söylemedik. Bir aldık binbir verdik, ‘Bereket ALLAH’ımda!’ dedik.”

19 “Düzende bozulana, kaderde yazılana niyazımız olacak. Elbet niyaz ile, kul sabırda kalacak. Gün gelecek gülecek. Gülecek el sözünü alacak, YUNUS’um ile birlikte kalacak. ‘Nasıl olur?’ denildi: YUNUS’um el verdi ise, kulu niyaza durduysa; her zikri, fikrinden olanın gölgesini verecek. Komşuya eğilmeden alamazsın, DOST deyip her kuluna gülmeden bulamazsın.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü. “BAYRAM ile geldik söze, cümleniz dedik verdik size. ‘Niyazımız ne ola?’ denilir, her nefeste AŞK şarabı sunulur. Bezmeden alandan, sahip oldum diyenden; ayrıyı bilecek, her nefeste yakına gelecek.” dedi, BAYRAM ile YUNUS’um yürüdü.

20 “Her tavuk kümes arar, her yolcu hanı sorar. Gidelim kalalım diyen ile, HACI BEKTAŞ yol verir. Sini aldık, sofra kurduk. Bal dedik, helva kardık. Her geleni bizim dedik gönülden sardık. Limon aldık, suyunu ayağına sardık, geçici olanı gördük, her desteye bir bilgiyi ekledik. Tesbih okur ele gelir, gönülden gönüle ulaşır. Sevgi, cümleye bulaşır.” dedi, HACI BEKTAŞ yürüdü.

21 “Cümlenin aldığı, bir bilenin sorduğudur. Adım-adım sayacağız dedik, her adıma denk geleni vereceğiz. Sağdan sola aydın gelsin, dursun bulsun eğiten ele kalsın.” dedi, SARI ANA selamını, GÜL’den güzele iletti. “Varsın geç olsun, günü aydına gelsin. Toprağın sayısı kadar, nasibi gür kalsın.” dedi, ağaç ile yaprağı bir bilene, selamını iletti.

22 Sürüye geldi isek sayacağız, soruya geldi isek kalacağız. ‘ALLAH’ım!’ dedi isek, bulacağız. ‘El ele, saygı GÜL’e!’ diyeceğiz. Her sözümüzü eleyecek, tozdan arınıp kum denizi olacağız. Deryaya koşu ile varacağız. ALLAH’ıma emanet olunuz! 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH