|
8 Ekim 1983 MEVLÂNA’yım ben! 1 Yaprağa su damladı,
kulu görgüsünde
demlendi,
yumuşak yol nemlendi.
Cümlenize selam
olsun,
doğudan batıya
gününüz aydın gelsin.
2 “Su aktığı yerde iz bırakır,
yol gittiği
yerde söz bırakır,
diz büktüğü yerde görgün açılır.”
dedi
YUNUS’um
söze geldi:
3 “Ağacı köklersen odun olur,
meyvesini
beklersen gölge verir,
gölgesinde her dileyen barınır.
Odun
gereksiz mi?
Yuvasının çatısını örten,
orda korunur.
Yeneceğin
değil,
döneceğin düzene göz at.
Halinden olduğu gibi
söz et.”
dedi YUNUS’um selamladı.
4 “Altın sahan alacağım,
ben yolumu
bulacağım,
aşı tatlı karacağım, dileyene sunacağım.”
dedi
YAHYA söze geldi:
5 “ ‘Atacağım her adımda
ADIN’ı anacağım.
Kuş
olsam damına konacağım.’
dediğin günde; sofranı
açtığın görülür,
bilinmedik dost ile
bilinen sohbet yapılır.
Gelmeyi
dilersen,
adım-adım gelesin, vergide olanı bilesin.”
dedi, YAHYA
selamladı.
6 Bal ile elmayı kardın mı,
sofrayı ahenk ile kurdun
mu,
'Gelen- giden var mı?’ diye sordun mu;
alacağını YUNUS misali
düğüm
atarsın,
her odunu düz olandan tutarsın,
MEYDAN’da lale sümbül
satarsın.
Dumanını dağıttığın an,
kalbinde olanı atarsın.
Adını
aydan alan,
kendini yolda bulan.
YUNUS’a yol sorsalar,
her
zerreyi bir-bir sarsalar;
aydan alanı bilirler,
gümüş güğüm
ile gelirler. MEVLANA’yım!
7 Kapanmayan kapının
huzur veren bekçisiyim.
Yolunu
bilen her kulun
gönlünün akçesiyim.
Senden benden ayrı değil,
gönüllerde
olan
cümleden gayrı değil.
Sayarsak geceleriz,
soyarsak
heceleriz. Dost yapısı bilgimiz,
yaprak verdi ağacımız.
Meyvesini
bekleyeceğiz, erdiği gün toplayacağız.
Geçen gün gayrıda
kaldı katlayacağız. Yazmayı elden aldık,
sevgiyi cümleye
dağıtacağız.
8 ‘Aradım dost elini.’ diyen ile
HACI BAYRAM söze
geldi,
‘Senden benden ayrı.’ diyene güldü.
“HAK verdi doğacak,
gelen
güne gülecek,
yumağını saracak.
Düğümsüz diledik olsun,
damla-damla
aldığını,
akan su misali versin.”
dedi HACI BAYRAM selamladı. 9 “Bağa girdim, üzüm sordum, dediler ki
ermedi; bağcıyı sordum, dediler durmadı. Oturdum toprağa, sarıldım
yaprağa. Güneş HAK’tandır erdirecek, O’ndan bilene bulduracak.” dedi,
YESEVİ sözü aldı: 10 “Elden ele aldığını
‘Götüremem!’ deme, olumsuz diye kayguya düşüp ‘Bitiremem!’ diye
kayguya girme! ER olan destiyi HAK’tan bilir, el alır kendini bulur. Yeniden aldığın
gibi, eskide gördüğün kadar kendini eğit, her konuda öğüt.”
dedi, KAYGUSUZ selamladı. 11 Demde sözü verdiğimiz, Doğu’dan
Batı’ya sözü iletendendir. YESEVİ’yi verdik, selamını cümlenize ilettik. 12 Sözün özü adını PİR’den alandır, dualarımız elbet
HAKK’ın kabulündendir. ‘Alsa, bilse!?’ demeyelim, asla şüphe etmeyelim!
Aldığımız an O bizdedir, dilediğimiz an sözdedir, gördüğümüz
yerde gözdedir. Mümin olmak için, dört duvarın dibine oturmak gerekmez. Soylu
soysuz biliyorsan, kim gelirse gülüyorsan, altın gümüş bağlıyorsan;
‘Mümin kulusun’ derim. 13 ‘YESEVİ sözü kime aldı, kime verdi?’
denilir. Dedik, adını PİR’den alana. 14 “Gözüne çöp girenin elini tutarsın, gönülden
geçenin dilini katarsın; oluşanı bildiğinde, baba adı
verdiğinde, kimi kimden sorarsın?” dedi, TABDUK yerini sorana selamını
verdi: 15 “Cevizi bildiğin kabuğunu içine
olumsuzluk, kabuklu cevize benzer. Kabuğunu kırar, özünü alırsın.
Eğer, ‘Konuyu kolay çözemem’ dersen, ceviz misali taş ile kırarsın.
Ne var ki ezmeden, tahtayı çizmeden.” dedi, TABDUK selamladı, yürüdü. 16 “Bostana girdim, sayısını dürdüm, ekiciye
sordum; ‘Elinden mi, yolundan mı?’ Dedi ki; ‘Ne elimden, ne yolumdan,
tatlı dilimden.’ Sevdim, sevgim ile
buldum, RAHMET’te cümle ile yola durdum; çamura gelmesin, kökünü almasın diye.
Her sözün yasası, gönlündeki kasasıdır; bilgini sararsan, ipeğin
kozasıdır. ALLAH’ıma emanet olunuz, mayayı alan ekmek misali elden ele
geliniz.” dedi, SOMUNCU söze yol ehliyle girdi, ‘DOST kapısındayım’ diyene
sordu: 17 “ ‘Lokmanı paylaştın mı, LOKMAN ile
söyleştin mi, selam alıp verene yolunun gidişinden eyleştin mi?’
Dayanmayı bildiysek alıcıyız, bilmedi isek sanmayın kalıcıyız. Değirmene
gidecek, yeniden öğütüleceğiz.” dedi, SOMUNCU karşınızda olanı,
merdivende duranın selamını aldı. ALLAH’ıma emanet
olunuz. ALLAH’a
ısmarladık.
|