|
3 Kasım 1983 MEVLÂNA’yım ben! 1 Dağlara dur diyemem, meyveyi olmadan yiyemem, yerden
göğe hoşnut olduk, kimseye kal diyemem! Cümlenize selam olsun, yollar
gidene açık gelsin. 2 “Yer yerden üstün değildir! Kul, yoldan bıkkın
değildir.” dedi, YUNUS’um söze geldi: 3 “Sular gelir düzen ile, günler yürür YAZAN ile, yol
bilinir sezen ile. Geldik durduk bağına, yüce dedik dağına.
Eğildik suyu aldık, ne yoldan kaldık, ne de güzeli sildik. ‘Dar geldi!’
dediğine, kaderine küstüğüne; kim oyun vardır dedi, kim fistan dardır
dedi. Odun alsan eline, adın yazsan diline; ‘Gelecek nedir? diye sorma!’
diyeceğim. YAZILAN’ı bileceksin, günü geldiğinde dilesen dilemesen
okuyacaksın; çünkü, ömrün ile dokuyacaksın. Dayandığın güçten elini çekme,
eteğindeki taşı kimsenin önüne dökme! Doğuştan
aldığına değil ömürden kaldığına, menedilen ile kendini
kavurduğuna inanma! Aldığın verdiğin, kaderinde
gördüğündür. ‘Geçti ALLAH’ım!’ diyesin, yapında oluşanı aklın ile
silesin! Asla, doğuş ile değildir! ‘Dağlarda
dolaşayım, kuşlar ile halleşeyim, yollarda seven ile
buluşayım.’ dersin. Seven de, sevilen de ALLAH’ımdır! DOST KAPISI açıktır
sorma gir, gönlüne DOST’un TAHTI’nı kur, bahtına güzel diye gül! Çevreni
değil, kendin ile yarattığın dünyayı her selam veren ile paylaş!
Yerden göğe sevinecek, sevindiğin halde sevileceksin.” dedi, YUNUS’um
selamladı. 4 Perdeyi açan görür, sohbette olanı bilir. Ne kara
çirkindir, ne ak güzeldir, her ikisi birbirinden ezeldir; vardır, var ise
güzeldir! ‘Duman, göze gelirse çirkindir!’ denilir. Duman olmazsa, ateş
nasıl yakılır? Kulun görevi dumana baca yapmaktır, ateşe dumansız
bakmaktır. 5 “Yoğurt aldım yüküme, dedim ağaç
köküne: ‘Fidan idin büyüdün, meyven ile üredin, günü geldi kurudun.’ Yüküme
yoğurt aldım, sözünde güne geldim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze
geldi: 6 “Ne altın tasa baktım, ne ocakta taşı
kırdım, DOST diyene aşı verdim. Halden aldım, senden sordum:
‘Yediğine mi, giydiğine mi tasadasın? Yapına gelmeyene mi,
yasadasın?’ Yasayı her kul için bildim, uyumsuz gelmesin diye tasayı benliğimden
sildim. Kulu isem bağdayım, kulluğumu bildi isem yoldayım, bir
bilenden sordu isem haldeyim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 7 “Yolu aldım kuyu başına vardım, ipi
gerdim, çamaşırı serdim. Dedim ki: ‘Suyu buldum alacağım,
emeğimi bileceğim; veren ile varana, gönülden katılacağım!’
Sayarak geldiğin yerde, kendinden kendine sorguya düşesin,
aldığın cevaba kendin de şaşasın. Dayanmayı bildiğin
günden, uyanmayı denedi, kapalı her kapıda yoruma daldı. Her adım ALLAH’ımın
İZNİ’ndendir, bilene uyarsan kaderin izindedir. Durak yoktur gidene,
sürü alıp güdene, aldığı emanete emeğinden katana. Aldık sürüyü,
bildik sarıyı.” SARI ANA söze geldi, selam dedi dize geldi, her renk ile
bağlandı; soru ile beklendi, verdiği her öğütte birbirine eklendi.
“Ne güzelmiş; bilenler, benliğini silenlerle beraber olmak.” dedi,
cümlenizi selamladı. 8 “Aldığım yün örülecek, bildiğim gün
görülecek, elden ele sarılacak, HAK SOHBETİ kurulacak. Çerçeve açılmadı,
şüpheden asla geçilmedi, sen ben diye seçilmedi. YUNUS’a yol sorsalar, yolun
dışına çıkılmadı.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: 9 “Baktığım ocak bulunacak, odun geldi
yakılacak, çevresini dolandık, cümlemiz etrafında ısınacak.” dedi, HACI BAYRAM
niyazını yuvadan cümlenize iletti. 10 “Bağlara girelim mi, üzümleri derelim
mi; hizmet dilenir, sergiyi kuralım mı? DOST SOFRASI açılır, bir-bir gelenler
seçilir. ‘HAY’ dedik girdik söze, yapıda durduk uyduk ÖZ’e. Ne çağıran
yanıldı, ne olumsuz anıldı. Beklenen günden, birbirine eklenen andan ayrı
kalmadık.” dedi, MERYEM cümlenizi kutladı. “Mavi rengi severim, yeşil
renge gülerim, her birine uyarım, ne deseler duyarım.” dedi, selamladı. 11 “Bakacağız düz yola, kul düşünde iz
bula, HAMZA DOST der söz ola. Bağladık sözümüzü, çevirdik dizimizi. Dedik:
‘ALLAH’ım, gözümüzü ayırma güzelden!’ Doğruya uyduk geldik, sesini duyduk
geldik, gerçeği bulduk geldik. Sözümüz sevenlere, kendini bilenlere,
‘RAHMET HAK’tan!’ diyenlere.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 12 “Bakır tepsi elde olsun, içine sevilen
aşın dolsun, elinde olan taşın yere insin, gönlün tek yerde kalsın!”
dedi, YAHYA EFENDİ sözü aldı: 13 “DOST diyen postu serene, ‘Yorumda yanımda!’ diyene katık verdim: ‘ALLAH’ım, merdivene
durayım, aşımı dileyen ile paylaşayım.’ Kendinden açtığın kapıyı
asla örtme, çevredeki olayda düzen bulmayanı dürtme, kamayı elinden atana sert
çıkma!” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı. 14 “Bağladığın nefsini çözmeyesin!
Emanetinde olanın kaderini çizmeyesin! Bilesin ki, bağladığın sana
hizmette, beklediğin HAK’tan hikmette.” dedi, BEHLÜL’üm selam ile geldi: 15 “Korkuyu silesin, gönüldeki çerçeveyi
bölesin! Sevgi çerçeveye girmez, girerse bilen olmaz.” dedi, BEHLÜL’üm
selamladı. “Her oyun bilen ile oynanır, bilmeyen bilende yeniktir.
Çağırdın geleceğim, derman diyen ile olacağım.” dedi, BEHLÜL’üm
selamladı. 16 “Ayrı gelse sözümüz, bilin BİR’dir
ÖZ’ümüz; cümlenizde gözümüz, beraber çalacak sazımız. Ayak vurduk
duracağız, el ele olduk güleceğiz, seni beni soracağız.” dedi,
KAYGUSUZ selam ile söze geldi: 17“ Yolu açtım, GÜL’e geçtim, seni beni serde
seçtim. Altmış güğüm aldım, altmış halde sayıyı saydım. Görgüyü
bilmeyene, yargıda bulmayana; ‘Senden soranın, elinden alanın, yapısına uyma!’
dedim. Demde alana, GÜL gelende vereceğini bil!” dedi, KAYGUSUZ selamladı
yürüdü. 18 Yumuşatacağı her sayı, ona kendini
bulduracak, kendinde olan BİR’liğe uyduracak. Alamam demeden, vermeyi
bilemezsin. Alamam demek, gölgeyi silmektir. ‘Dağlara örtü koyamam!’
diyen, örteni düşünsün. Kar yağsa örtü olur, kuluna serti verir; gün
gelir Güneş bulur, tarlaya RAHMET olur. Olay budur! 19 “Elden alsam severim, ben verene gülerim.
ALLAH’ım SEN’den benden, ayırma beni kulluğundan. Serde soru olacak, kul
sora-sora bulacak, öylece kullukta kalacak. Sevinecek olana, ağlayacak
dolana, ekleyecek bilene. YUNUS’a uyacak, yola öyle doyacak. Çevresini silmeden,
yaprak aldı bölmeden, taşlı yolda kalmadan sunduğu her kokuda,
bulduğu her damlanın özü kalır.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü. 20 Katılayım dediği her sohbette, yerini
YUNUS’a elbet bağlamaz, aldığı ile bildiğini birbirine eklemez!
YUNUS misali beklesin, MERKEZ’im sözünü sizlere eklesin: 21 “Ne yoğurt yiyen kalır, ne acı diyen bilir; her
kulu, bildiği gerçek ile olur. Oluşan düzene, yargı bizden gelmez,
eline aldığın GÜL asla solmaz! ‘Yemeğim tatlı olsun, her yiyen tadını
bulsun!’ diye-diye geliştik. Ayrı değil ÖZ’deyiz, sizler ile
sözdeyiz. Ne yazda, ne kışta, bu anda güzdeyiz. Yapraklar dökülse de,
geleceği hazırlar. Olmayı değil, dalmayı düşünmeyin! ‘Olmayı
bileyim!’ diyen bilemez, bilmediğini düşünemez! Olmak, bilenin
değil, bilmeyenin sözüdür; çünkü ALLAH’ımın ölçüsüdür. Dalmayı denemek de,
kulunun yarattığı düştür. Olmayı düşleyen, her an nefsini
haşlayandır.” dedi, MERKEZ’im selamladı. 22 “Gördüğüm her kuzuya selam verdim. Dedim
ki: ‘SEN’den sorgu soranlar, SEN’in ile BİR’liği bulanlardır,
örneği SEN’den alanlardır!’” dedi, EYYÜB’üm söze geldi: 23 “Kapalı kalmaz kapı gelirsen, bunaldığın
anda çağırırsan, ‘ALLAH’ım!’ der bağırırsan. DOST senin kapındadır
bilemezsin, DOST’luk senin yapındadır göremezsin.” dedi, EYYÜB’üm selamladı. 24 RABİA ile buluştuk, su başında
söyleştik. “Kuşa mı bakayım, su ile mi akayım?” dedi, yaprağı
eline aldı sevene verdi. “Doğruyu gördü isem, bağlandım; güzeli
gördü isem, eğlendim; DOST KAPISI’nda beklendim.” dedi, RABİA
selamladı. 25 Alan ile oluşur, bilen ile buluşur,
seven ile söyleşir. Dağılanı toplayınız! (101’ler mi?) EYVALLAH!. Yamaya çalışan her kulu, kendi
ÖZ’üne yönelir. Yapıya her adım atan, BİR’liğin içindedir, asla
ayrısı yoktur! ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık.
|