9 Kasım 1983

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kurduk yolda düzeni, dedik halde yazanı. Yol bizim, GÜL bizim, gönülde AŞKI bizim. Cümlenize selam olsun, yumuşak halde olan, kendine gelene uysun!

2 “Günün yorumu gecenin sorununu çözer, yapıya uyan ağacı çizer. Ben, senin ile bütünlüğü bulurum. Ben, senin ile kayıtta olurum; sevgimin verdiğinde, kainatı bilirim.” dedi, YUNUS’um selamladı söze geldi.

3 “Bayrak alsam sefere gelsem, seherde niyazını duysam, diyeceğim ki; ‘Konuk değilim!’ Karda iz buldu isen, sözü kendine aldı isen; ‘Kayguyu sil!’ derim, ‘Olayları, bilgin ile böl!’ derim. Her söz diyene aittir, birbirine bağlarsan gereksiz ağlarsın. Olanı olduğu yerde, bileni bulduğu yerde bırak! Merdiven; çıkarsan yükseltir, inersen alçaltır. Dayandığın güç ile ayağına geleni görürsün, manayı kendin gönül yapında bulursun. Karar; ne sende, ne bendedir, dayanmayı bilendedir, YAZAN yolunu görendir. Ham meyveyi yemediğin, taşlı yola girmediğin bilinir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Bal ile badem, nerdedir ADEM? KORUYAN ALLAH’ım, verdiğini gözetir, SEVER sevdirir. MERKEZ’im YUNUS ile görevdedir. Sağda solda gördüğün, DOST yapısında ördüğün, gönüllerde kardığın; ne masal, ne misaldir. Gümüş elden giderse, altının geleceğini bilesin; almayı bilmeyene, sen karşıdan gülesin. Diyesin ki: ‘Olayları düz eden, kulu ile söz eden, dumanı benden uzak tutan ALLAH’ıma şükürler olsun! Beni bana bulduran, gönülden olduran, ömrümü güller ile dolduran ALLAH’ıma şükürler olsun!’ Kapalı olmayan kapıya geldin, kapıda dilenen olayı gördün; bildiğin halde sevgi ile sardın, ALLAH’ım RAZI olsun!” dedi, MERKEZ’im selamladı.  MERKEZ’im aldı verdi, yapıya girdi gördü, olan olmayanı sardı. Dedi ki: “DOST diyen ile beraberim; meyveyi ermiş yiyen, her kulu olmuş bilen ile beraberim. Yoldan gelenin, katıya gülenin yapısına sevindim; ‘ALLAH’ım!’ dedim, kulluğu ile övündüm. Devrilen hiç bir ağaç, yapısından değildir. Gayrete düşse düşmese kayguda kalmaz, çünkü olayı kendinden bilmez; ‘ALLAH’ımdan!’ der kaydına öyle güler, çünkü gerçek kayıtlara sahiptir. Ağaç, alıcı vericidir. Gökler nerden alır nereye verir? KARAR elbet YÜCE’dedir; kayıt, ağaçtadır. Sözümüz bağlanır, cümlemiz eğlenir, aynadan görülecek beklenir; baktığını görürsün, kendinden kendini öylece bulursun!” dedi, MERKEZ’im sözü bağladı.

5 “DOST KAPISI’nda aşımı yedim, DOST ile beraber oldum, taşına güldüm. Dedim ki: ‘Aldığın taş beni dürterse, ayağıma gelir de sürterse; atayım mı, tutayım mı, yoksa gerçek olana uyayım mı?’ Taşı bağladım, gölgeyi sildim, her olayda HAKK’ın SÖZÜ’nü gördüm. ‘Eteğin yerde kalmasın, kimse ayağında olanı görmesin!’ dersin. Varsın görsün, ne derse desin. Senin bildiğin TANRI’nın verdiğidir, kulu için hayırlı olanı gördüğüdür!” dedi, YAHYA EFENDİ söze girdi.

6 “Dağılanı toplayım, ben geleni katlayım!’ dersin, hem toplarsın, hem katlarsın. Zor olanı almayasın! DOST elinden tutacak, aldığına verdiğini katacak, gizli olanı değil açık geleni bildirecek, gölgeni sildirecek. Ne var ki, beklediğin günde değil, Güneş’in parlak olduğu anda sana müjde verecek!” “ Aydın gelen, LOKMAN’ın verdiğini bilendir. Kayguyu silelim, yumuşak olduğun halde gerçeği görelim. Ne seherde, ne seferde elini bırakmaz; açılacak yolda, yapıyı silmez. Açılacak geçilecek, en güzeli seçilecek. Yaprak, düzeni bozmaz! Aldığına uyduğuna geldi, sevgisi ile buldu, kayguyu sildi.” dedi, LOKMAN selamladı. “Erken demedik, geç kalmadık, uyumsuz olanı görmedik, verileni asla silmedik; olanı olduğu gibi aldık, kalanı bildiği halde gördük.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

7 “Parlak yaprağı bilsem alacağım, gerçek nerde görsem uyacağım, elinde olana güleceğim; YUNUS ile geleceğim, PİR SULTAN ABDAL diye vereceğim. Diyeceğim ki: ‘Aldığın kadar verdin mi, nerden geldiğini sordun mu, her olayı yapıdan diye gördün mü?. Öyle ise kaygu niye?’ Dört duvar buldum da yıldızları saydım, damını örttüm de damlaları sildim. Dedim ki: ‘Her verdiğinde parlak yaprağı izledim, SEN’den geleni gözledim, güzelliği SEN’den diye bekledim! Aldığına verdiğine, karıncaları şahit!’ dedim. Denildi ki: ‘Her zerre şahittir! Karınca yok ise, kulun vergisi kayıp mıdır?’ ” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH