16 Kasım 1983

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kuyuya ses vermeden, kayguyu gönüle almadan geldik. Cümlenize selam olsun.

2 ‘Sergiye koyduğu niyetini, ALLAH’ım yerinde bulsun.’ diye niyazdayız. Yaz ile kışı bağladık, ocaktaki ateşi bekledik. Dedik ki: ‘Ocak yanacak, aşımız pişecek; olmayan meyve, erken kendi düşecek.’

3 “Daldığımız her konu, bildiğimize kapı açar, kapıdan arayan geçer.” dedi, YUNUS’um ER olana gürlüğü müjdeledi.

4 “Kayguyu yoluna veren, kendinde hatayı görene diyelim ki; ‘Ne senden, ne benden, dumanı getirenden.’ Doğmayan kuzuya ses veremezsin, adını alamazsın. Yoluna gelen düzende, kendini göremezsin. Açacağım kapıya kaygusuz gel! Derin kuyu, yerini belletir, toprak güzel ise, ekini besletir. Konuk gelmedik, doğrudan gayrı vermedik; ‘Kimden kime?’ diye sormadık.” dedi, YUNUS’um selamladı yürüdü.

5 “Duyan ile görene, gideceğiz törene. Tur aldık, darı sildik; ölçüde bildik, dilenen duvarı ördük.” dedi, HAMZA DOST selam ile geldi:

6 “Aşacağımız duvar, yapıya uygundur. Dağılanı toplayalım, bilgimizi katlayalım; asmayı diktik, üzümü bekleyelim. Yumağını YUNUS misali dolayana, hizmete talib olana. Geçerli olan elbet seçilendir. Yarayan, gerçeği arayandır. Zorluk; başlayanda değil, boşlayandadır. Karşı karşıya geldiğiniz, ayrı sofrada aynı aşı yediğiniz bilinir. ÖZ’den katıldığınız her olayda, ALLAH’ımın yardımı gönderdiğini bilelim. ‘ALLAH!’ dediğimiz an, yola çıkalım. Ne yolunuzda taş, ne de olumsuz baş görürüz.” dedi, HAMZA DOST, dostluk sofrasında yumuşak gelen her olayı, yorumdan yoluna verdi. “El ele aşacağız, gah coşup taşacağız, gah susup dilenene koşacağız.” dedi, selamladı yürüdü.

7 “El bağladım dizine, söz bağladım özüne. Bekledim durdum, güzelliğe yordum.” dedi, PİR SULTAN ABDAL beklemedi söze girdi:

8 “Dağlar taşlar tutamaz, diken olsa batamaz, fistan olsa satamaz; gerçeği bilmeyenler, olaya girmeyenler. Altın tesbih sayarsam, gümüş tepsiye baklavayı koyarsam; gözüm doyar, gönlüm yerine gerçeği koyar. ‘Gerçek nedir?’ derlerse, deyiniz ki: ‘Beni ben ile besleyen, beni hal ile süsleyendir.’ Yerini ararlarsa, ‘DOST yerini arayan, gönülleri tarayan.’ deyiniz.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

9 “Güç geleni aştık, ‘Güç!’ diyene şaştık. Gülelim, kaygumuzu silelim; bekleyene selam verelim.” dedi, HACI BAYRAM, yerinde yoluna gelene selamını iletti.

10 “Bağladım buğday destesini, dedim ‘Alacak nefesini.’ Gördüğü gün açacak, yoruma öyle geçecek. Doğruyu arayanla DOST olduk, gönlüne postu serdik.” dedi, YAHYA EFENDİ selam ile geldi:

11 “Geldiğim gün sorulur. Komşuya yer verenler, dağılanı öylece toplar.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

12 “Görgüyü bildiğine, asılsız geleni sildiğine, cümlemiz şahidiz. ‘Yumuşak olamam!’ denilmesin. Adıma niyet kuruldu ise, ham meyve yenilmesin. Söz verildi ise, dönülmesin!” dedi, YUNUS’um yeniden söze geldi:

13 “Alacağız, gayret ile bulacağız, sözünüzde kalacağız. Suya yön verenden, soyluyu soracağız.” dedi, YUNUS’um selamladı.

14 Yayan gittim YEMEN’e, ‘Selam!’ dedim çimene. Çimen selam vermez mi, HAK dediyse görmez mi, demde oluşan sözü SAHİB’ine iletmez mi? Karşı duramam gelirim, dileyene veririm. YUNUS’a yol diyenle, niyete el veririm. Dağlar tutamaz bizi, dostlar unutmaz sözü, bilenler çalacak sazı. Dersek, ‘ÖZ mü geçerlidir?’; derlerse, ‘Söz geçerlidir!’ diyeceğiz ki: ‘ÖZ’ümüz ile aldık, sözümüzde kaldık. Demde bekledik durduk, gerçeğe ayak vurduk!’ Unutmayalım SAHİB’imiz olanı, unutmayalım gönlümüze dolanı, unutmayalım kaderimize yazılanı.

MEVLANA’yım!

15 “Her çiçek özen ile, her böcek gezen ile bilinir sevilir. Maya var ise, ekmek yenilir.” dedi, SOMUNCU söze geldi:

16 “Ekmeği pişirenler, geldiği güne uyarlar. Yolunu şaşıranlar, yazılanı kenara koyarlar. Yol bizimdir, söz sizin olsun. Her kulu, gönlünde olan ile kalsın.” dedi, SOMUNCU selamladı.

17 Ayağa taş düşürme! Aşını çok pişirme, tencere yanmasın! Dağdan aldığın ses senindir; deryadan aldığın söz HAKK’ın. ÖZ’den gelen her sesi, gözde olan her çizgiyi; bil ki ASIL OLAN vermiştir, bilen görmüştür. Derya ayağının tozunu aldı, TURGUT adada yalnız kaldı. Ağaca sırtını dayadı, dost olan gönlünü DOST’una açtı. Her kuş ile söyleşti, her yaprak ile sözleşti. Beklediğini değil bulduğunu söyledi, selamladı.

18 Çevreyi açalım, duvara renk verelim. Aldığımız her satıra, gönlümüzden katılalım. Sevgimizde, yaprak ile çiçeği bir tutalım. Saymayı biliyor isek, kement attığımız her olaya sahip çıkalım. Almayı dilediysem, vermeye de yönelmeliyim. Alacağım vereceğim, selam deyip soracağım.

(Resim verilir: HAZRETİ HÜSEYİN)

19 “Her kul, aradığı DOST’u bulur. Her kul, kendinde olanı bilir. Her kul, sevdiği kadar sevilir.” dedi, HAMZA DOST selamını cümlenize HÜSEYİN ile iletti. Niyazınız, gönülleri hoşnut etti. Sofranızda anıldık. Komşudan komşuya, soyundan gelen ile sözümüz edildi. ALLAH’ım RAZI olsun. HÜSEYİN! Soydan adını alana: ‘Doğrudan şaşmasın! Elden eli bilsin! Halinde kalsın!’ dedi, niyazını bildirdi.

MEVLANA’yım!

20 Mana, her kulunun içindedir; ne var ki, her kulu mananın içinde değildir. Bilmek gereklidir ki; içinde olandan asla kaçamazsın, bulduğun anda da şaşamazsın. Gölgeyi sildik, ipi ağaçtan ağaca gerdik, çamaşır serdik. Geçtik karşıya gördük, serdiğimiz çamaşır nedir diye. Elbet, ne serdi isek onu göreceğiz, ne kurutur isek onu giyeceğiz. Dar geldiği zaman saracağız, bol gelirse soracağız. Ömürde, olumlu olumsuz öylece göreceğiz. Sepete değil, bilgimizi gerçeğe açacağız. Sepete, atılacak olan konur. Bilgi bilgiye katılır, dileyen yerde dağıtılır. Selam olsun, her kulu verdiği sözde dursun.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH