17 Kasım 1983

MEVLÂNA’yım ben!

1 Koyduğumuz, kural değil gerekli olandır. Dostluğumuz, geçici değil baki olandır. Selam olsun, cümleniz hayırda kalsın.

2 “Kendimden aldığımı, cümleye verdiğimi düşündüm. ‘Ne aldım? Ne verdim?’ diye ölçüye vurdum. Gördüm ki; gönlümü açtığım kadar alabildim, gönlünü her açana verebildim. Gerçeği bilen; gördüğü her zuhuratta davaya düşmez, ‘Neden?’ diye deşmez, olduğu gibi, gördüğü kadar alır. ‘Derdim var!’ diyenle, derdi sepete koyana sorsalar, kaderi YAZAN’ı bilseler; ne ‘Dert!’ denir, ne sepete konurdu.” dedi, YUNUS’um söze geldi:

3 “Deve aldım güdeyim, çöller bekler gideyim. Gönlümde olanı satayım, olmaz denileni atayım. YAR YUNUS’u bekler de, YUNUS ağacı kökler de, bileni bilmeyeni saklar da; dilenene gitmez mi, yaprağı toprağa katmaz mı? Alacağım, SEN’dendir RABB’im; bulacağım, SEN’inle. Korkuyu sileceğim, diyeceğim ki: ‘SEN’i bende buldum, SEN’inle cümlede oldum. Gönüllere taht kurdum, cümlenin kaygusunu sildim.’ Gökler selam verecek, ERENLER hep gülecek; her birinizi, beklenen günde, aynı kapıda bulacak. Cümleye! MEVLANA ile söyleştik, akan sularda halleştik. Suya gelen her çöpte, değişen konuyu bildik. Dedik ki: ‘Her gelen yıkanır. Yalnız değildir, her alan beklenir.’ Kendine yol açana selam olsun!” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 Yolun gelişini bilen, senden YUNUS’a gelen selama eğildik. Günlük yakalım, kokusuna duralım. Yuvamız, her çeşit geçersiz mikrobunu uzaklaştırır. Cümleye! (Nazar için mi?) EYVALLAH!

5 “Kavak dalı ince gelir, çam dalı gövdesinde kalır, çınar dilediğince yayılır, selviye uzun yol sorulur; ne var ki asmanın yanında beklenir, meyvesi yaprağı ile süslenir. ‘Gayrette, selamet var!’ derlerse, sevgide asıl olan geçerlidir.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi:

6 “Çarşaf alsam yatağa, gerçek desem butağa. Yolu açana, yerden göğe kulu seçene; ‘Nedir?’ denileni verelim: Hükümlere kararında sorumsuz olan, yersiz olan her olayda doğruya adım atan. ‘Katıldık kul sözüne, uyduk SEN’in YAZIN’a, geldik sohbeti kurduk, RESULÜ adına helvayı kardık yedik.’ dediler, YEMEN’den geleni bildirdiler, VEREN’in vergisine sahip çıktılar.” dedi, selamladı.

7 “Gün Güneş’e, alemdir der. Güneş, gün ile kendini süsler. Toprağı, gün de Güneş de besler. Her zerre, kulun emrindedir! Her zerre, bilenin emrine amadedir! Kuğu gölü süslerse, göl kuğuyu beslerse. Güzeli kul görecektir, ‘HAK!’ diyecek, her zerresi ile hükme varacaktır, kendi kendine soracaktır: ‘Gökler, yerler, göller, çiçekler, böcekler. benim için var ise; cümlesi, HAK ADI’na bana yar ise; ben nerden yargıdayım, kim adına sorgudayım?’ ” dedi, HAMZA DOST cümlenize RESULÜ’nün selamı ile geldi:

8 “Beyaz kara dedi isek, her birini sevdi isek; bizi bizle yorarlar, bizi bizden sorarlar. Ak ile kara dedi isek, birbirinden ayırdı isek, olura olmaza kaygulandı isek; bizi, aktan karadan sorarlar, bizi her biri adına yargılarlar.” dedi, HAMZA DOST DOST’luk selamında, cümlenizi RESULÜ’nün Şefaati’ne havale etti.

9 “Görgünüz O’nun ile, kavganız nefistedir. Sevginiz O’nun ile, kaygunuz nefestedir. Yargınız; gelişene değil, çelişene geçerlidir. Gelişiniz; asla heves ile değil, muhabbet iledir. Heves gelir göçer, muhabbet daim kalır. Soğukta beklersen, sıcağı ararsın. Sıcakta beklersen, ağacı sorarsın. Öylece, yaz ile kışı bağlarsın. Keramet arayana de ki: ‘Yaratılmış olmak, selamettir; kendini bulmak, keramet.’” dedi, HACI BAYRAM söze geldi:

10 “YARATAN’ı yarattığı ile biliriz de, olayları çözenin kendimiz olduğunu sanırız. Gölgeyi biliriz de, Güneş’te yoruma düşeriz, Güneş’te kar yağarsa şaşarız. Ne ondan, ne bundan, kalmadım aşkın yolundan. Her dolu, boşalır. Her boş olan; dolduracağını arar, olayları tarar. Bilmez ki, günü geldikte dilese dilemese dolacak, gönlünde hoşluk olacak, hayrette kalacak. Ne güzeldir VAREDEN’i bilmek, kendinden kendine dönmek.” dedi, HACI BAYRAM selamladı. 

11 “Atalım temeli, tutalım ham eli. Gerdiğimiz ipte temiz çamaşır vardır; rengi, gören için kardır. Ne, ‘Çözeyim!’ diyecekler, ne çizmeyi bilecekler. Gölgeyi buldukları anda, Güneş’i arayacaklar. Kervan yerini alacak, DOST’luk sevenlerle kurulacak. Cümlenize selam olsun, RABİA ile sohbet, kayguyu silsin. Çevreye gülmezsek, çağrıya uymazsak, gümüş ile bakırı sevmezsek; ‘Düzensiz!’ derler, altın tası yerden alır masaya koyarlar, sıraya gelen her sözde, geçerli olanı duyarlar. Seçelim, güzel denileni.” dedi, RABİA selamladı.

12 Huy, yazan ile değerlenir; soy, gezen ile. Çevre, gerçeğe uyan ile bağlanır. Her hal ile birlenelim, gayrette sorumsuzluktan kaçmayalım! Yol bizimdir her biriniz ile, yol bizimdir her göreniniz ile.  

ALLAH’ıma emanet olunuz. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH