|
18 Kasım 1983 MEVLÂNA’yım ben! 1 Yüzleriniz hep O’na, gönüllerde dolana Geldik, cümlenize
selam dedik; yolun gidişine ayak koyduk. Gelsin gitsin selamlar, uysun
cümle kelamlar. 2 “Yerden aldığım taşı, göğe diktiğim
başı, gerçekten ayırmadım.” dedi, YUNUS’um söze geldi: 3 “Baktım aynaya, dedim ‘Yaprak oynaya.’ Ne döndüm, ne
gerçekten ayrıldım. Pişti aşım, selamette başım, olmadı
kucağımda taşım. Gel, seninle söyleşelim. Gel, gönülle
halleşelim. Sevgide cümlemiz birleşelim dedim, cümlenizin gönüllerinde
yanan odu gördüm. Gayrıya seslenelim, uymayana hislenelim, her kulunun
sevgisinde beslenelim.” dedi, YUNUS’um selamladı. 4 ‘Düzeni kuralım, kabuğu kıralım.’ dersiniz, gölgeye
yer vermekten korkarsınız EYVALLAH diyelim, sözümüzü ‘Vazifeliyim!’ diyenlerle,
talip olanlara bağlayalım; ‘Başım ağrıdı.’ diyenin saçını
tarayalım; ‘İz bulamadım.’ diyene söz arayalım. MEVLANA’yım! 5 Yolun gerçeğinde buluştuk, ALİ
ile söyleştik. Dedi ki: “Onbir görevliden ALLAH’ım RAZI olsun, yol alan
her biri kendinde olanı bilsin. Desin ki: ‘Katılanlar, katılmayandan sorumlu
değildir. Gelse gelmese, bilgisinde zorunlu değildir.’ Üç görevliye
katacağız, adımı öyle atacağız. Olumsuzluk değil! Gemiye
katlanmayı bilenlerle, hizmete yeniyi katacağız.” dedi, ALİ selamını
cümlenize iletti. 6 (t sorar: Sevgili DEDE’ciğim,
‘Yeniyi katacağız.’ dediğiniz – bu yeni- z midir?)
EYVALLAH! Aynaya bakanlarla, tepsiye balı dökenlerden, gerektiğinde göreve
getiririz. Kapalı olmaktan değil, görevinin devrini bitirmekten. Yediye
yer veren, sekizi yolda gören; altıncı görevliye gerçeği açar mı? Onuncu
görevli, gerçekten kaçar mı? Elbet değişmez! Ne var ki, destide kalan
su gelişmez. 7 Yaprak-yaprak okuduk, cümleniz ile dokuduk.
Dağlara söz verdik, ovalara yayı gerdik; her sofraya mana aşı
getirdik, sözü sizler ile bitirdik. Yorumda hataya düşmeyelim! (Bir can gönülden sorar: Bir tebliğinizde,
‘Yorumda, yerden göğe kadar cesur olun!’ demiştiniz?)
Manadan gelen söze değil, günün düzenindeki yorum! Dağılanın
toplandığı, birbirine eklendiği günde; onbir görevliye üç görevli
katacağız, üçünü çekeceğiz. Yolun uzağında olandan, -(z sorar: a’dan mı DEDE’ciğim?)
EYVALLAH!- ALLAH’ım RAZI olsun. Bildiği gerçeği bildiği çevrede
dağıttı, görevini devretti. 8 “Ayrandan aldım bardak, dedim ‘Ne güzel
çardak.’ Yoğurt yapan ellere, sözü veren dillere, DOST’luk selamı verdim,
ALİ ile sohbete geldim.” dedi, HAMZA DOST selam ile geldi: 9 “ ‘Ne güzel güller, ne olumlu haller.’
diyeceğiz, MEVLÂNA’yı gönül dostları ile BİR’leyeceğiz.
Sen bana, ben sana dostluk selamı versek, her kulu gönül dostu diye sevsek, ne
olursa olsun övsek; elbet kaybımız olmaz, göreviniz kalmaz.” dedi, HAMZA DOST,
gönül yoldaşlarına selamını iletti. (t sorar:
Burada ölmekten maksat göç müdür?) Ölmekten sözümüz olmaz, sevgimiz asla
kalmaz. Gönülden sarar-sarar, her birine ayrı sorar. Kabımız dolasıya, cümleniz
bilesiye kadar, GARİB’in ölesiye dek; sözümüz geçerlidir. 10 “Yolumuz çiçekli desem, yerden göğe
gerçeği vermiş olurum.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: 11 “Bir havuz gördüm de, çevresinde döndüm de;
güzelliğe erenden, ‘Derya nerde?’ diyenden; sözümü esirgedim, gerçeği
yadırgadım. Gölgeyi sildiğimde, deryayı gördüğümde, bilginin
hudutsuzluğunu belledim. BİLGE olmak ER işi, bunu bilmez her
kişi, değildir dünya koşu. Yel eser, sel basar, kulu gam ile
şaşar. Yoruma versem yeter, soruyu sorsam biter. Ne yerdim, ne
bilgisizliğimi serdim, ne de olanı olmayacağı sordum; bilgeliğe
dönüştükte, AŞKI ile yanıştıkta.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı. 12 “Korkuya düşenden, yargıya
koşandan; yolumu çevirdim, kuruyan ağacı devirdim. Cümleye adım ile
yol verdim, KAYGUSUZ diye sohbete geldim. ER adımına uydum, serde ADI’nı
duydum. Cümle kaygumu sildim, ne gelirse EYVALLAH dedim; ne verirse, şükre
durdum. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, her bilen, bilgisinde yerini bulsun.
Yerden göğe sözümüz var.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 13 Alışacağız buluşacağız,
her dileyenle paylaşacağız. Geldi isek seyrini tamamlayan her varlık
gibi; şaşmayacak, güzelden kaçmayacağız. ‘Seyrini tamamlayan
nedir?’ denildi: Her kulu, YÜCE’nin tayin ettiği görevle gelir, görevi
belli bir seyirdedir. Birinci görevlimiz; yerini her sohbette alsın, kendinden
bildiğince versin. Yardımına çağırdığına, kayıt
dilediğinden ayrılmadı. Gelsin, görsün, uysun; ne verildi ise duysun,
sofraya bardağını koysun. Birinci görevli bardağı doldursun,
yardımcısı sunsun. Kement attığına yer verdik, üç görevliye ‘Sır!’ dedik.
Gelende vereceğiz, binbir güzeli göreceğiz. 14 “Geldim sözün düzüne, RABB’im dedim yazına. Cümlenizin
sözüne saz aldım, dağlardan ses verdim.” dedi, YUNUS’um yeniden söze
geldi: 15 “Altın siniye koyduk, soframızda sohbete
doyduk. Her gelen ile uyduk, nefsimizi soyduk. Bir-bir dedik saydık, CAN ile
CANAN’a bir göz ile baktık, olumsuza kalem çektik.” dedi, YUNUS’um selamladı. 16 Beklediğimiz oluşur, cümlemiz hep
buluşur; sohbetlerde kalışır, yoruma nerde girişir? Döne-döne
okuyalım, bile-bile dokuyalım, her geleni vazifeli sayalım! Çağrıya gerek
yok, ayrıda asla değil; HAK görevine, ALLAH RIZASI için sen de eğil!
ALİ aldı gürledi, ÖMER aldı terledi, OSMAN aldı parladı, EBUBEKİR
zorladı, HASAN ile HÜSEYİN AŞK ile katıldı canı ile atıldı. Konuya
her giren, aslını her bulan; ALLAH RIZASI için görevini bilsin, kendini var
edilmiş olmanın mutluluğunda görsün! Desin ki: ‘Alacağım,
aldığım kadar vereceğim. Söz etseler, duracağım.’ (p sorar: ‘Var edilmiş olmak, bedenlenmiş
olmak mıdır?) Olumsuza soracağım: ‘Kendini dinledin mi? Dünyaya
geldiğinin sebebini buldun mu? Yiyip içmeye, giyip seçmeye değil; her
zerrede yaratılmışlığın sırrına ermektir, YARATAN’ı görmektir,
bilgini sermektir. Ne bilirsen, ne kadar görürsen; vermeye çalış, öylece
yaşamaya alış. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık.
|