|
24 Kasım 1983 MEVLÂNA’yım ben! 1 ‘Kendi yolumu çizdim, her düğümü çözdüm, kolayda
gerçeği gördüm.’ demedik, aşı pişmeden yemedik. Cümlenize selam
olsun, her gölge bulut misali rahmet getirsin. 2 “Dostlar günün yorumunda, her olay kulun sorununda.” dedi,
YUNUS’um söze geldi: 3 “Katık oldu aşımız, gölge sildi başımız; ‘Ata
yol versek.’ dedik, binek oldu yaşınız. Suya adım atalım, balığı tez
yutalım; acı tatlı gelirse, olaya güzel diye bilgimizi katalım! 4 Gönülden aldığına, satırdan bulduğuna, yapıya
gönül verip kaldığına; her biriniz güldünüz, gülen ile BİR’liği
kurdunuz, yoruma verilenden gerçeği sordunuz. Kapalı olan açılır, kaygudan
öyle geçilir. Gerdiğim ip tutarlıdır asla kopmaz, görülen geçerlidir
sapmaz.” dedi, YUNUS gölgeden rahmeti müjdeledi, selamladı. 5 “Doydum, her doyanı saydım, dar gelse soydum,
umulandan gerçeği buldum.” dedi, KAYGUSUZ, DOST çağrısına uydu, söze
geldi: 6 “Bağlı atı çözelim, doğrudan geleni
bilelim. Aslına yer verenin, gerçekte kar görenin elinden aldık, gönlüne uyduk.
Selam olsun, koza ile örülenden gerçeği bulsun.” dedi, selamladı. 7 “Ata vurdum yükümü, kula sordum şahini.
Dedi; ‘Güç elde kalsın; yola niyet kuran, yükü ile gelsin.’ Kapalı yol açılır,
HAMZA DOST ile seçilir. Almayı dilediği, verirken elediği her söz;
onun ile and içer, bilgisinde konuyu HAK yolundan
seçer. Yapıda aldığını kapıda bulacak, yolu açık gelecek. Kement DOST’a
verilir, gayrete geldiği halde satır-satır okunur.” dedi, HAMZA DOST
selamladı. 8 “Her taneye iz verdim, her gönüle söz verdim,
cümlenizde olumu gördüm, öylece söze girdim.” dedi, HACI BAYRAM Güneş’e
gelen ile rahmeti bilene selam iletti. 9 “Dosdoğru gideceğiz, dağılanı
bulacağız, bilse bilmese var olanı gönülde sayacağız.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL günde gedik açan her bilenle beraber oldu. ‘Gedik, nedir?’
denildi. Gerçeğe açılan kapı. ‘Ruhtan haber aldık mı, bildiğini
sorduk mu?’ denilir. Ruhun bilgisinde kainatın gerçeği vardır, ne var ki,
vergisi ALLAH’ımın EMRİ kadardır. 10 Karşımızda olana; “DOST yapısında, kul
yapısındasın.” dedi, RABİA selamını iletti. 11 “Dayanıp geldik söze, ABDAL ile
söyleştik. Gönülden gönüle aktarılan, gerçek diye söyleşilen,
denenmiş olaydan değil, gerçekten verdiğimizi, gökten yere
serdiğimizi açıklayalım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL ile RABİA SULTAN
el ele söyleşti. 12
“Atılacak adımda toprak verimsiz ise; bilgini
toplarsın, bilenlerle katlarsın, rahmet gelsin beklersin. Elbet verime
dönüşür, bilgiler birbirine katlanırsa geçerli olur.” dediler. “Yaprağa
renk veren olayda kendilerine uyanı bulsunlar, DOST KAPISI’ndan
DOST’luğa doysunlar.” dediler, selamladılar. 13 “Gönülden alıştık, dert denilende konuştuk;
sert geleni ele aldık, yoğurduk, sıyırdık, gelen güne ipliği
eğirdik.” dedi, MERYEM söze geldi: 14 “Komşudan aldığına komşuyu
şahit tutma, bildiğin gerçeğe olumsuzu katma! Uyacak, duyacak,
gerçek ile dolacak.” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı. 15 BİR’den bine dolarsan, dört yönde
gerçeği sorarsan; yapıda yerini alırsın. Oyanın duyduğuna, sevenin
doyduğuna cümlemiz şahittir. 16 Ağaca dal olalım, dalda yaprağı
bulalım, meyve erdi toplayalım; meyvesi olmazsa ağacın çevresini
dolayalım, gölgesini bekleyelim. Katı gelmesin sözler, taşa vurmasın
dizler diye kumda olalım dedik, gölden sözü deryaya bağladık. 17 EYYÜB’üm söze geldi, seyreden her kuluna
selam verdi: “ Kor olacak ocağımız, gerçek katacak kucağımız. Ne
senden alacaklar, ne DOST diyene gülecekler, kundağı elinde bilecekler.
‘Geç oldu!’ deme, güçlüğe ayak vurma, yolun dışında durma,
gördüğün her zahmette ‘Kötü!’ diye yorma!” dedi, EYYÜB’üm selamladı. 18 “Sarı çiçek açacak, DOSTLAR çaydan geçecek,
‘Kaynak yeri bulduk!’ diye-diye soğuk sudan içecek. (Kime?) ‘Komşuya gelen ile konuk olduk.’
diyenin, lokmayı tuz ile yiyenin. SARI ANA yuvada, sarı mendil havada. Gölgeler
silindi de, BİLGELER bilindi de, DOST yolu açıldı da; geldik, gördük,
sevindik, HAK ADI’na soyunduk.” dedi, SARI ANA selamladı. 19 “Bağladık iti, bekledik atı.” dedi, BEHLÜL’üm söze
geldi: “Doğruya taş koymadım, dağdan
atı salmadım, dağılan toprakta hata görmedim. Gelse bilse doğruyu,
görse silse eğriyi; en güzele uyacak, ADI ile doyacak.” dedi, BEHLÜL’üm
selamladı. 20 Kement attığı olayda kendinden kendine
sorduğunu bilenler, yapıda kendini bulanlara. Dağlar izin vermezse,
suları sözün almazsa, YUNUS sevgiliyi bulmazsa; ne geldi, neyi gördü,
gördüğüne nerde uydu? 21 Kemer örülür, köprü kurulur, bilen bilmeyen
sorulur, SARI SALTUK denilir. “Otağ kursan ovaya, yerden aldığın
kadar dönsen havaya; olumunu bulacak, sen kendinde kalacaksın.” dedi, SALTUK
selamladı yürüdü. (Kime?)
‘Ayağımda ağrı var, yüreğimde çağrı var.’ diyene. 22 “Deryaya göz atalım, bildiğimiz her
konuyu soframıza katalım, gelse gelmese el ele tutalım.” dedi, YAHYA selam ile
söze girdi: 23 “Ermeyen görmeyendir; görmeyen, sormayandır;
sormayan, gerçek üzerinde durmayandır. Bilelim, bilmek için soralım,
bildiğimizi saralım!” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı, sözü MERKEZ’ime
verdi: 24 “İZİN aldı isek söze, gemiye
geldik, yelkeni kurduk, almayı dileyen ile helva kardık, bilinen düze vardık.
Gerçek; gönülden alınandır, verildiği gibi.” dedi, MERKEZ’im selamladı. 25 “Dayandık sözüne, doğru dedik ÖZ’üne,
girdik VEFA’nın izine. Her çoban, kendi sürüsünden sorumludur.” dedi, “Hiç bir
sürünün öbürüne kavuşamayacağını, gerçeğin anıldığı gibi
kalacağını.” bildirdi. “Sürüyü var edenin oluşturduğu da,
sürüyü güdenin alıştırdığı da YÜCE’dir bilelim!” dedi, VEFA selamını
yolunu açanlara iletti. 26 “AKŞEMSETTİN gülecek,
bildiğinde kalacak, her yaprağı saracak, bir-bir gelene soracak; ‘Sen
aldın, neyi verdin? Kimi gördün? Kim ile ördün?’ Yumağı saranlara diyesin
ki; ‘Ömür güller gibi oluşur, ömürde kullar buluşur, bilgisinde
birbiri ile gelişir.’ Gerçek; sevgidir, sevgidedir, sevendir, sevendedir,
Doğu’dan Batı’ya gönlüne uyandadır.” dedi, AKŞEMSETTİN ak günde
kara sayfayı sildi, “Güzele doyalım, gerçeğe uyalım, el ele olalım!
Aldığını bildiğine ekle, her geleni bekle!” dedi, selamladı. 27 “Gün o gündür ki, buluta rağmen
Güneş’i bilelim; gün o gündür ki, sağırın duymadığını duyalım,
körün görmediğini görelim, günün sildiğini, gecenin böldüğünü
her birimiz bilelim!” dedi, AKŞEMSETTİN söze doymadan selamladı,
yürüdü. 28 “ ‘Satamadım üzümü, tutamadım sözümü.’ diyen
ile olalım, bağda asmaya hizmet verelim, arayalım bulalım!” dedi, KAYGUSUZ
ABDAL. 29 “Kayalardan aşar da, düz yolda
şaşarım.’ diye korkar; KAYGUSUZ dağılanı toplar da, ‘Bohçada
olan dağılır.’ diye korkar; kayguya kaygu katar. ‘Olmazsa?’ demedik amma,
‘Bulmazsa?’ diye kayguya düştük; günde değil, dünya günümüzde.
‘Komşuya yardım.’ dedik, yoldan geleni savdık, sanmayınız her gelen ile
övündük, komşuya yolcuya sevindik. ALLAH’ım RAZI olsun.” dedi, KAYGUSUZ
selamını cümlenize iletti. 30 “Sabah akşam geçerlidir, niyaz her
kulunda yeterlidir, bildiği niyet ile tutarlıdır.” dedi, HÜSEYİN
selamını iletti. 31 ALLAH’ıma emanet olunuz, her satırda
gerçeği bulunuz, güzel ile aldığınızı HACI BEKTAŞ’a sorunuz. 32 Duvardan destek aldık, gönülden gelene uyduk,
HAK SÖZÜ’nü gerçek bildik; soruya gelenden, doyuma girenden, ‘Zahmet senden,
himmet YÜCE’den.’ dedik, yapıya yol soran ile beraber olduk. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|