|
29 Kasım 1983 MEVLÂNA’yım ben! 1 ‘Koruk almam yemeye, karar vermem saymaya. Duman aldım
yitirdim, sözü günde bitirdim.’ diyenin gönlünde, eğilene yer
açtığını gördüm. Açılan her gönüle verileni, tüm ödüle selam diyerek
geldik. Gelişten yol soranı, geçmişten kandil soranı, ‘Gelişe
uysun.’ dedik selamladık. 2 “Yalın ayak gidene, sürü diye davar güdene; selam desem
alır mı, yolda yalnız kalır mı? Aradık akan suyu, diledik bilen soyu. Ak mendil
verdik, kara mendili gölgeye saldık. ‘Eğilip almam!’ dedin, yabandan
sahifeyi sildin. Dayandı isek YÜCE’ye, nasıl bakarız geceye, ayırmayız heceye.
Olumunda var olan, beyazı karda bilen, olumuna selam diyen ile beraberdir.” dedi,
HAMZA DOST selamladı. 3 “Dağları aşalım mı, sular ile taşalım mı,
taşlı yoldan geçelim mi?” dedi, YUNUS’um söze geldi: 4 “Bağlar üzüm verecek, kulu yolu bilecek, gölgeyi
silip aydın günü görecek. Çuvala un doldurdum, at sırtına kaldırdım, ata yolu buldurdum.
Kuyu vermez bilene, kulu sormaz yabana, kayıp demez çobana. Gidenin sırtı
pektir, kalanın sorusu çoktur. Kapalı kapı arama, gölgede ne var diye tarama!”
dedi, YUNUS’um selamladı. 5 “Aynaya gül de bak, çerağı bil de yak,
eteğindeki taşı dur da dök.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: 6 “Doğuştan gelişen, gerçekte
buluşan; ne sandığı açar, ne dolaptan geçer, ne de olumsuzu seçer.
Ağaca ip bağlarsan, kökünü bilmeden sallarsan; geleceğin
gölgesini bekleyene, ne diyeceksin? Mayayı yoğurdun mu, ununu kavurdun mu,
dayandığın gerçeğe gönlünü uydurdun mu? Dilde olumsuz gelen, gönülde
pişmeyendir. Sözü bağlarsan dile, gönlünü bağlarsan GÜL’e,
hazırsın gelecek ödüle.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. Mümin olan
bilir! 7 Kayyum dediler bize, gülmeden girdik söze, el
ele durduk düze. Yapıya ortak geldik, kapıda yolsuzu gördük; dilerse sözü
katar, dilerse koruk atar. Biz Güneş’e bakarız, Güneş’te olanı
bekleriz, yerden göğe bilgimizi katlarız. HAK ADI’na halka eğildi
isek; aradan çıkana, ne göz, ne söz gerekmez. Konuk gelene de ki: ‘ÖZ’üm sözüm
BİR’dedir, yolum bak ki zordadır. BİR’liğe inananlardanım,
gönlüme güvenenlerdenim, zorluğa HAK ADI’na çıkanlardanım. Kaygum yok!
Azdan çoktan yer soran. bilgisinde, yoldan geleni sorana! 8 MERYEM der ki: “Dört ucunu birleyemezsen,
konuya gürleyemezsin. Kendine güvenmesen, olayı zorlayamazsın. Önce, HAK ADI’na
yol dile! Kendine HAK ADI’na güven! Güvendiğine inandığın an, olayı
zorla! Elinde kalacak, bağdan gözünü alan, olaya gülecek. Verim sendedir, sorunu
sende kalmasın. Niyazına eklersen, zorluğu yenersin. Bekleyen, bağda
üzüm alır; beklemeyen, kütük ile kalır. Doğruya yöneldiğin, geyik
misali güvendiğin bilinir. Korkuya yer etme! Konuda taraf tutma! Gerçek ne
ise olduğu gibi, bildiğin kadar yer ver!” dedi, MERYEM selamladı. 9 Doyumsuz gelene, uyumsuz kalana, LOKMAN söz
ile geldi. Susuz kalmasın, sayfaya nokta koymasın! ‘Sayfaya nokta koymak,
nedir?’ denilir: Her gün, bir evvelki sahife tekrarlanmasın! Gölgeyi dilerse
de, Güneş’ten ayrılmasın! Her öğünde, ‘Bunaldım!’ diyen ile
sözleşmesin! DOST KAPISI’na geldik, niyaza durduk, her satırı beraber
okuyacağız; olayları, altın iplik ile dokuyacağız. Kayguyu silelim,
gerçeği görelim! Ona diyelim ki: ‘Değirmen un beklerse, tezgahlar bez
beklerse, aşımız tuz beklerse; gönlümüz niyaz bekler, niyaz her konuyu
birbirine ekler.’ ‘Çorabı öreceğim, ayağıma giyeceğim!’ dese de;
ipliği aramaz, örmeyi bilemez. Elden tutalım, kayguyu atalım,
belleğimize yolun güzelliğini katalım. ALLAH’ıma emanet olunuz,
sorguda kaygusuz kalınız, geçici olana asla nokta koymayınız! ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|