|
1 Aralık 1983 MEVLÂNA’yım ben! 1 Kumda gölgeyi sildik, gölgede Güneş’i bildik,
cümlenize selam dedik. 2 “Komşuya yolu sorduk, her olayı hayıra yorduk.”
dedi, YUNUS’um söze geldi: 3 “Zincir vuramam söğüte, hayır demem öğüte.
Kaldığım yerde ararım, bulduğum her zerrede sorarım. Gelmeyi
dileyene, yorumdan söz arayana selam olsun.” dedi, YUNUS’um selamladı. 4 “Kapıları açalım, hayır dedik geçelim, güzel günü
seçelim; yolumuzdan düğüm aldık, günü geldi çözelim.” dedi, HAMZA DOST
selam ile geldi: 5 “Dört ucunu bağladık, her gününde
bekledik, yolun gelişinde sakladık; gölgeyi sildiğin an,
GANİ’den selamını ilettik. Dedi ki: 6 “Dağılana gönül koyduğu an gölgeye
düştü, gölgeye düştüğü an gönlünü deşti, gönlünde gerçek
ile buluştu. ALLAH’ım, her güzeli bilen ile süsler.” dedi, GANİ, DOST
ile dostluğunu paylaştı. 7 Demde güzellik, gönülde; olaylar geçende.
Dağılan toplandı, birbirine eklendi, geçmişte saklandı. Seferden
gelen dedik, yorumunda el ele olduk; yaprak dedik, ağaca dolduk,
yeşil renk ile BİR’liği bulduk. Yeşil renk ile
aldığın, gönlün ile kurduğundur.” dedi, HAMZA DOST; eskiyi
sildiğin, yeniyi bildiğin günde, yeşil renk ile mesajını ilettiğini bildirdi. “Selam olsun, gölge diye anılan bulutlar toprakta RAHMET diye verimini
arttırsın.” dedi, selamladı. Yeşil renk, RABB’imin kuluna ilettiği
mesajdadır. Yoruma gerek yok! 8 “Kayalar yol verecek, kullar aydın gelecek,
bilen bilmeyen soracak. Diyeceğiz ki; ‘Senin benim varımız, kalmadı
olaydan sorumuz; HAK verdi, elde olacak somunumuz.” dedi, SOMUNCU selam ile
geldi: 9 “Kümes gördüm, tavuk saydım, yumurtayı
soydum. ‘Yarım olmaz, çok vermezse yetmez.’ dediler, yağdan baldan söz
ettiler. Somunun yeterli gelir, RABB’im katığı verir; az olsun, çok olsun,
bilen kulu paylaşır.” dedi, SOMUNCU selam ile gönülden yaprağı
bilene, gölgeden uzak kalmasını söyledi. “Kayguya yer yok! YUNUS misali
olalım, çevrede güzelliğe doyalım.” dedi, selamladı. 10 “Arpa buğday dolacak, yulaf çavdar
verecek, her sorumlu duracak, birbirine soracak; ‘Kimden aldık, kim ile olduk, kimi
kime sorduk?’ Dağılana talib olana, dilediğince vereceğiz.”
dedi, HACI BAYRAM doyumuna geleni bildi. 11“ Ağaca geldi suyum, yaprak oldu uyum.
Cümlede BİR’lik, güzellik. Dedik ki; ‘Her güzellik, huyunuz.’ ‘HAY’
diyelim, gönülden diri olduğumuzu bilelim; ‘HAY’ diyelim, bildiğimiz
gerçek ile kalalım; ‘HAY’ diyelim, geçmiş gelecek, gönülde ne varsa
kalacak, birbirine eklenecek.” dedi, HACI BAYRAM selamladı. MEVLANA’yım! 12 ‘Ayağımda tozum yok, yürürsem de hızım
yok.’ denirse de, ‘Niyette hudut yoktu.’ diyeceğiz, niyetimizi her
ağaca yeşil iplik ile bağlayacağız, kement atana
ağlayacağız. Diyeceğiz ki; ‘Kement atarsan, dalı tutarsan,
güzel; ya çeker de kırarsan, olmasın gazel?’ 13 “Altından kalem alsam, kalemde NUR’unu bilsem, elbet
yazacağım gerçektir. Çok yolu aradım diledim, avda avlananı kovaladım.”
dedi, KAYGUSUZ söze geldi: 14 “Tuz aldım sofrasından, haz duydum
sohbetinden. Diledim halde kaldım, avlanmayı sorusuz bildim, dağlara izim
verdim. Avlananlar size kalsın, avlayanlar bize gelsin, cümlesi söze gülsün. 15 Suyun aktığı yerden ağacın kökünü
ararsan, keçiyi dala bağlarsan; gündüz gece beklersin, her olayı birbirine
eklersin. Elbet dalı kırdırmazsın, yaprağı yıldırmazsın. Kendine kendi
yerini bildirmen, ÖZ’üne açık olmandır.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 16 “Suda rengi aradım, her konuyu taradım, dedim
ki; ‘Su; özünü her zerreye bağlamış, her renge kendini
bağlamış, ne gelirse beklemiş, sarı çiçekte damlasını
saklamış, mor çiçekte kökünü paklamış, gök ile birlenmiş, toprak
ile kirlenmiş.’ Yol, yolcunundur, yol hancınındır; yol yola eklenir, handa
yolcu beklenir.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: 17 “YUNUS’a selam verenin. Ayrıya söz
bağlamayız, yol deyip ağlamayız; ekersek buğdayı, elbet arpa
beklemeyiz; konuk gelen ile, günün yorumunu elbet karartmayız.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL selamladı. 18 “Kemik alırsa köpek, ağzından alamazsın,
saklarsa yerini bulamazsın. Benliği bedendedir, DOST’luğu güdendedir.
Sahib olduğunu bilmez, sahibinden asla gönlünü silmez.” dedi, BEHLÜL’üm
söze geldi: 19 “Yedi yerde söz etsem, sözü ayrıda gütsem, alanlar
bilirler. Derler ki; ‘BEHLÜL divanesidir, bilgi hazinesidir. Arayandan kaçar,
çakılana koşar; dertten alır derdi böler, divanelikte sohbete güler.’”
dedi, cümlenizi DOST selamına çağırdı, selamladı, gönülden kendine uyana
sözünü bağladı. 20 “YEMEN’den aldığımız selama, YEMEN selam
verdi. Her gönülde oluşan, gerçek diye buluşanlara selam olsun;
MEYDAN’a gelen her kulu, gerçek sohbette kendini bulsun. Gerçek sohbet,
YEMEN’de yapılan sohbettir.” dedi, RABİA SULTAN cümleniz ile gönül
bağı kurdu, cümleniz adına YEMEN’den sordu: “ ‘Yapıda yer aldılar mı,
kapıda selam verdiler mi?’ ‘ALLAH!’ dediler, cümlenizden ALLAH’ımın RIZASI’nı
beklememizi dilediler. ALLAH’ım RAZI olsun, MERYEM yola her dileyen ile çıksın. 21 Dayandığımız yerde, dilediğimiz
güçte ağacı bulduk, topluca gölgesine geldik. MEYDAN; O AĞAÇ’tır, O
AĞAÇ’ın gölgesidir RESULÜ.” dedi, RABİA ile MERYEM selamladı. 22 “Kar yağdı kışa geldi, toprağı
buzu deldi, her yerde günü sordu, yaz günü helva kardı.” dedi, KAR SULTAN söze
geldi: 23 “Bağladım dizimi, bekledim sözümü, HAK
ile ÖZ’ümü, renkten renge üzümü. ‘Yesem.’ dedim bilemedim, geldiğim hali
bulamadım, havuz gördüm dalamadım. Kardan medet bekledim, sözü kara ekledim.
Başımı bağladılar, ayakucumda ağladılar, soranın gönlünü
dağladılar. Bilmediler NUR’u ile yıkandığımı, bilmediler gerçek yöne
döndüğümü. Komşu aldı elimi, ebe sordu halimi, dediler ‘Rengi sarı
mı?’ ÖZ ile oluştum, ÖZ’de Sevgili ile buluştum; DOST ile dostluğunu
kurdum, bilmeden sözünde kaldım, her anaya yardımcı oldum.” 24 MERYEM söze geldi, cümlenin yardımında
olduğunu söyledi. “KAR HATUN’un her anaya yardımcı oluşunda güzellik
vardır, çünkü analık zordur.” dedi, MERYEM her kuluna asla kaygu etmemelerini
söyledi. 25 “Hiç bir evlat YARDIMCI’sız değildir,
yalnız kalmaz.” dedi, KAR HATUN selamladı. 26 Çevreyi gördük, cümlenize GÜL demeti verdik;
yoldan geleni sardık, HAMZA’nın selamını gönülden verdik. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık.
|