|
5 Ocak 1984 (1) MEVLÂNA’yım ben! 1 Kalem yüzden
bilinir, gelen sözden alınır, yoldan gelen ile gerçek bilinir. 2 “Güzeli bildik
göz ile, güzeli verdik söz ile, adım-adım yürüdük haz ile. ‘Yollar, halden
sorulur.’ derlerse, de ki; ‘Güzeli bilen; hal ile gönlünde olanı verendir,
bildiğini HAK sofrasına serendir.’ ‘DOST olalım.’ dediysen, DOST
sofrasında pişmiş aşı yediysen, günün düzenine güldü isen;
elbet, bilen dersin.” dedi, YUNUS’um sözü aldı, aldı da gönlünü kainata saldı: 3 “Seyre gelecek
olan, seyirde kendini bulandır; aramayı deneyen, yolunu HAKK’a bağlandır.
Yerde gökte aradım, toprakta karınca yuvasını taradım; ne yolsuz gördüm, ne
yoksul bildim, havuzda duran suya elimi sürdüm. Duran suya söz etmeden, akan
suya nasıl göz ederim? Yolumu bilenden bilmeyenden, neyi sorarım?” dedi,
YUNUS’um selamladı. 4 “Camiye yol bağladım, dumana gönül verene ağladım.
Gölgeyi beraber silelim, sahilde el ele olalım. bakalım gelen gemiye, fener
yakalım kamuya. ‘Ay’dan gelen yetersiz.’ diyenin, Güneş’i karanlıkta
bekleyenin, her an, YARDIMCI’sı döne-döne gelişir, ‘DOST olayım.’
diye çalışır.” dedi, HAMZA
DOST sözü aldı: 5 “Ne gemiye adım
atsam, ne sahilde balık tutsam; beni benden alamazlar, beni bildiğimden
silemezler. Çaya yol soran, aldığı suya gönlünü verene selam olsun.” dedi,
HAMZA DOST selamladı. 6 “Yaprakları
okuduk, ip aldık deste-deste dokuduk; demetten ayrı kalan çiçeği, elimizde
besledik.” dedi, HACI BEKTAŞ söze geldi: 7 “Olmadan meyveyi
yemedik, olmadan sözü demedik, olmadan gönlü ermedik, cümle ile sofrayı
bilmeden kurmadık, hiçbir gönülde kırık bırakmadık, ne var ki asla yalan
demedik. DOST olduk, sizler ile sohbeti kurduk. Seçim; ne bizden, ne sizden.
Verilen; ne sizden, ne sözden, gerçek olan ÖZ’den…” dedi, HACI BEKTAŞ
selamladı. 8 “ ‘ER oldum söze
girdim, sözü ÖZ’ümde bildim.’ diyene, olmuştan değil silmişten
olanlara, her öğün yolu çevirenlere, de ki; ‘Ne yoldan gitse, hangi sürüyü
gütse; gerçek yolu bulacaktır, güçlüğü yenecektir.’ Verişimiz; yolu,
ASIL olana bağlamaktır.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi: 9 “Duvarı ördü
isen, görgüne gereklidir; örtüyü sildi isen, vergine gereklidir; alınan bilgi,
elbet sonsuza süreklidir. Meyhane; bekleyenin değil, bilgisine bilgi
ekleyenindir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 10
YESEVİ’ye yol sorduk. Dedi; “Sohbetindedir.” 11 “Gölgeyi sildik geldik, Güneş’i bildik bulduk, ÖZ’de en güzeli gördük,
gayreti el ele verdik.” dedi, YESEVİ cümlenizi selamladı. 12 “MERYEM söze gelirse, yavru dizde durursa; yaprak yaprak
okunur, bilse bilmese kul sakınır. YUVA’ya yol soran ile girelim, çevreye her
gelene gezelim. Diyelim ki; ‘O’ndandır. O’nundur. O’nadır.’ Gerçeğe
düğüm vuran; bilgisini bağlar durur, gelen günde DOST KAPISI’na
vurur. Alacağımız her seste, heves ile kalmayalım. Bilelim ki; ses nefes
kalıcıdır, heves geçici…” dedi, MERYEM selamladı. 13 Her ağacın
gövdesine kalem vurdum, gelen geçene sordum. Dediler ki; ‘Bilmedik sırdık,
bilmeden her dalı kaptık, dal ile nice tezgah kurduk. Gördük ki, ağaç ile
aldığımız, gönülden bildiğimizdir, HAK ADI’na geldiğimizdir.’ ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|