5 Ocak 1984 (2)

MEVLÂNA’yım ben!

1 Konuk yolcuya sorduk; ‘Suyunu bilir misin? Gönlünü HAKK’a açtın, huyunu alır mısın?’ Cümlenize selam olsun, meyhaneyi bilen mey almaya gelsin. 

2 “YEMEN’den geldik söze, sizler ile durduk dize, sahip olduk görevimize. Yolum yolcuya gelir, huyum ile yerden göğe yükselir, uyumdan bildiğini alır.” dedi, YUNUS’um söze girdi:

3 “Çağrıyı duydum, RESULÜ’ne uydum, DOST meydanında buz üstünde kaydım. Meydan, dileyip te gelene; meyhane, halden yorum soranadır. Gerçeği almak çok güzel; gerçek ile cümleyi bulmak, buz üstünde kaymaktır. Her an hazır olmak mecburiyeti vardır; uyduğun halde, ömrünün her anı kardır.” dedi, YUNUS’um yoldan gelen ile doğuştan gelişene selam iletti. “Görgüyü açtığınız, köprüden geçmek için söyleştiğiniz anda; ‘Yorumunuz, yerden göğe uyumlu.’ dedik, noktayı öyle koyduk. Yapıya her kulu sahip olayım dese, sarayda kendini görse; gerçeği bilmiş olur, güzeli bulmuş olur.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4Sandık aldım tahtadan, temiz çamaşır çıkardım bohçadan, her kulu ile söyleştim bilinen lehçeden.” dedi, MERYEM söze geldi:

5 “Bağlımı elim, mühürlümü dilim, örtülümü gönlüm; Dost diye-diye elimi çözerim, dilime bal misali sahip çıkarım, gönlümü her var olana açarım, olumsuzdan kaçarım, susadım diyen ile nehirden su içerim. El eleyiz yol bildiğimiz günden, cümle ileyiz kayguyu sildiğimiz yönden.” dedi, MERYEM selamladı.  

6 “Bağdan geçtin, daldan dala yer alan üzümleri seçtin. Analım HAK ADI’nı, tadalım verdiğimiz balını.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi:

7 “Bağlanan her salkım büyüyecek, arılar gelse de sadece nasibini yiyecek; sergiler dolacak, seferde olan kayguyu silecek.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamını her alan ile paylaştı.

8 “Söyleştik seherinde, sözleştik seferinde. Yamayı yerinde gördük, her gönüle sevgisini yaydık.” dedi, HAMZA DOST seyre cümle ile geldi:

9 “Gayrete düşen bilir, hayrete düşen bulur, her kulu gönlünde olan ile olur. Bilmeyi dilediğin, mantık süzgecinde elediğindir. Bekleyenden değil, beklenenden sorarsan, her anına NAS ile aldığın görülür.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

MEVLÂNA’yım!

10 Mendilin dört ucunu birbirine bağladım, değirmende unu bekledim. Yemeniyi giyen olur, yolu bilene uyulur, bekleyene sorulur. Dumanını silersen, kuyuya verdiğin sesi beklersen; elbet ‘Yolum nerde?’ demezsin, pişmeyen aşı yemezsin.

11 “Döne-döne aldık, seve-seve bulduk, dost haline girdik, dost gönlüne postumuzu serdik.” dedi,  KAYGUSUZ söze geldi:

12 “Yerden aldım taneyi, gönülde buldum haneyi, sordum bilene peymaneyi; ‘Yerden mi gelecek, gönülde mi bulacak, bilende mi kalacak?’ Orda burda değil, sevgimiz cümleyi saracak.” dedi, KAYGUSUZ dumansız gönülde gerçek saygıyı gördüğünü söyledi selamladı. 

13 “Her ata binemem, her söze dönemem, bilmezsem yanamam, bildiğime kanamam.” dedi, HACI BAYRAM yol üstünde durdu.

14 “Gelenler alanlar, ALİ ile gerçeği bulanlar, RESULÜ’ne uyanlar; yolunda dururlar, halinde bilirler, yapıda gerçeği söylerler. Selam olsun onlara, meyhaneyi yol edenlere. Manayı aşıladık, serini poşuladık, yaprağa yüz geçirdik, gerçeği öyle gösterdik. Uyumayı YUNUS ile bekleyen, her sözüne ondan ekleyen; elbet yetersiz bilgi almaz, niyet ettiği yoldan kalmaz, çıkayım derse dursun az. Sayfayı açacağız, her satırı seçeceğiz, yoldan hali soran ile el ele geçeceğiz.” dedi, SOMUNCU sözü aldı:

15 “Her somun lokmaları birler, yol alan ‘ALLAH. ALLAH.’ diye gürler. Selam olsun, durmayı denediği yerde GÜL ile BİR’liğe dalsın. Yaprakları elindedir, rengi dilinde, kokusu gönlünde… Açacak dedik bekledik, güzelde aldık kokladık. ‘Her bilen, bilmeyenden yol sorsa, gerçeğe uymaz.’ derlerse de, bilmeyen bilene öğreticidir. Yanlışlık yoktur. Meyhaneyi bilirsen meyhaneciyi bulursun, bilinmeyen ile öyle alışırsın. Bilmezsen yolu, görmezsen hali, Dostluk geçerlidir. Dost olmayandan, Dostluğu öğrenirsin. Dost olmayanla karşılaşırsan, Dost ararsın; arattığı için, sana hizmettedir.” dedi, SOMUNCU selamladı.

16 “Soğukta giydiğini sıcakta alamazsın, sıcakta yediğini soğukta bulamazsın. Öyle ise, her anında gelecek an için kendini hazırla ki; her zerren beslensin, ömrün öyle süslensin. Dağdan alacağın, yoldan sereceğin, gönülden bileceğin, seferden soracağındır. Ona de ki; ‘Ne dün ayrıda idik RABB’in ile, ne bugün, ne de yarın ayrı kalacağız.’ Dünde günde yarında, RABB’im her an yanında… Suyun içildiği gibi, seyre seçildiği kadar beraberiz.” dedi, yol üstünde durdu, SARI ANA cümlenize sordu: “Etek bele bağlanır mı, dizde nasır var ise ağlanır mı, gönülden gönüle gerdiğimiz ipte kirli çamaşır sallanır mı?’ YUNUS gibi gezemedim, KAYGUSUZ ile buğdayı ezemedim, MEVLÂNA’dan aldım yorumu sezemedim; ne var ki, her anımı dost yüzünden çekemedim, destimdeki suyu boş toprağa dökemedim. Alacağız vereceğiz, BEHLÜL ile sohbete gireceğiz, satır-satır okuduğumuz yaprakları gününüze sereceğiz.” dedi, SARI ANA sözü BEHLÜL’e bağladı.

17 “Gökler açıldı bile, yıldızlar saçıldı göle; karanlık bilmez, uyan hale.” dedi, BEHLÜL’üm her yıldızda konuklarla sohbete girdi: “ ‘Bir önceye geldin de, bildiğin nedir? Her verilene uydun da, sorduğun kimdir? Alışan ile gelişeni gördün de, yorduğun nasıldır?’ diye. ‘Aldığı her söz ALLAH’tan.’ dediler, bilenin tasına nokta koydular.” dedi, BEHLÜL’üm sözü bağladı. Çevreyi uyumsuz bilene, yapıya gönülden inanıp, ‘İnanmam.’ diyene.

18 “CEMALİ’ni bildim de, yorumdan uzak kaldım; sayfada seyrini gördüm de, gerçeği toprağa saydım.” dedi, YAHYA EFENDİ sözü aldı:

19 “Yedek gönül taşımam, DOST KAPISI’nı aşamam. Bilgin ile bulacağın her sohbete geleceğim. Suyun seyri düzendedir, soyun seyri YAZAN’da…” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

20 “Nehrin akışını çevirebilir misin, kulunu kuluna kayırabilir misin? Attık düzene elimiz…” dedi, RABİA SULTAN söze geldi:

21 “Bağ ile bağcıyı, han ile hancıyı bulursun, DOST SOFRASI’nda öyle kalırsın. Çevrede uyumsuz görürsen, ALLAH’ımdan uyum dilersin…  Her kum tanesi birbirini tamamlar, çölü birler. Her yol, eklendiği yerde, bekleyeni iletir. Sevgide yayılma, bilgide katılma; gününde ektiğin ile toplanır.” dedi, RABİA SULTAN selamladı.

22 “Her adıma söz alan dağılanı toplar, EYYÜB’üm yol üstünde bekler. Çok yazan; YARATAN’ı değil kendini beller, kendinde olan ile kainatı bekler.” dedi, EYYÜB’üm selamladı.

23 “Pulları saydım geldim, yol üstünde bekleyeni sordum bildim. SEYYİT ÖMER dediler, ayrı sofrada yediler. YUNUS ile söz aldılar, sunaya yolu anlattılar. Seyre gelmeden alacak, sudan aldığı ile kalacak, seferde yerden göğe gönlünü açacak. Niyazımız, YEDİLER Aşkına olsun.” dedi, SEYYİT ÖMER selamladı.

24 “Altın gümüş bellidir, kumaş aldım tellidir, her kulu HAK ADI’na DOST SOFRASI’nda yolludur.” dedi, ALİ cümleniz ile niyaza durdu, beklenen sözü verdi: “El ele olacağız, her gönülde HAK ADI’na kalacağız. Saydık yolu, sevdik kulu, elbet dilenen yerde buluşacağız.” dedi, selamladı.

25 Bakmayana söz yetmez, alayım derse güzel bitmez, gerçekte duman kalmaz.

ALLAH’ıma emanet olunuz. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH