26 Ocak 1984

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kapanmayan kapıya talib olduk, gönüldeki dumanı sildik galib geldik; cümlenize selam dedik, kayguları sildik, sevgi ile dolduk, kaynağımızı bulduk; ALLAH’ımdan niyaz ile, her nimetini bildiğimize şüphesiz karara hep birlikte vardık.

2 “Yorumdan kaçamadım, bilgimi açamadım.’ denilirse, deyiniz ki: ‘Yorum, her olaya güzeldir diyenden gelmeli.’ “Dünü günü ayrı görenin yorumunu, kendisinde bırakalım.” dedi, YUNUS’um söze geldi:

3 “Koşmayı denedim Güneşe döndüm, Güneşten tenimde yandım. ‘Kuş olsam, dala konsam.’ dedim, ağacın gölgesini özledim. Ağaca sırtımı dayadım, geleni gideni gözledim, alanı vereni özledim. Güneşin vergisine, kulunun yargısına söz edeni dinledim. Dedim ki: ‘Her varolanın kendinden aldığı verdiği, kendinden kayıtladığıdır. Ne satıra gelir, ne hatırda kalır.’ Öyle ise, senden benden geçen her olay korkuyu silmeli.” dedi, YUNUS’um cümlenizi selamladı.

4Olaydan yer aldım, DOST KAPISI’na vardım söz aldım, her söz ile deryaya daldım. Sabah oldu ise geceyi değil günümü düşüneceğim, har anımı HAK ile yaşayacağım.” dedi, HAMZA DOST selam ile söze geldi:

5 “Günün en güzeline geldik, gönüllerde BİR olanı gördük. Her birimiz BİRLİK’teyiz. Yorgun gelen, yorganı olmayana verene selam olsun, her gönülde DOST BAHÇESİ’nin çiçekleri açsın. Gemiye adım-adım yürüyen, her adımda cümle ile sevgisini yayana; aldığın gibi, bildiğin kadar…” dedi, HAMZA DOST selamladı.

6 “Seymenden selam aldık, seherde yerini gördük, kumda yürüdü ise ayak izini sorduk.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı:

7 “Seyre geldi alanınız, kahrı sildi bileniniz, cümle dostlar göreniniz. El aldık yüzü gördük, cümle ile söze geldik. Geleceğiz gideceğiz, her varolan ile VARLIĞI bilene selamet diyeceğiz.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

8 “Bildiğimiz gördüğümüz, her zerrede ördüğümüz; görmekten değil, VARLIK olarak hissettiğimiz deyiniz. ‘Dün var olanın bugün gelişinden alacağız, aldığımız ile olacağız.’ deyiniz. VAREDEN, her kulu ile beraberdir. Yazanın bildiği her konu, yazdığının ötesindedir.” dedi, RABİA söze geldi:

9 “Üç ocak gördüm; birinde aşı pişer, birinde çamaşır taşar, birinde su kaynar yıkanacak çocuk koşar; her birinin hizmeti kulu içindir. Aşa baktım pişmiş, çamaşır paklanmış, çocuk yıkanmış beden aklanmış; demde GERÇEK OLAN, beden ile saklanmış. Yaprağın oluşunda, meyveyi kulun buluşunda hikmet biliyor isek, yerden göğe verilen ile gönlümüzü koruyor isek; kimseden kimseye sorgumuz kalmaz, kendinizden kendinize kaygunuz olmaz.” dedi, RABİA HATUN selamladı.

10 (‘Üç ocağı’ açar mısınız?) KAMER, bilindiği gibi değil göründüğü haldedir; kulu biliyor ise, yoldadır. Üç ocak; yaratılmışa üç haldir. Doymadan kendini bulamazsın; çamaşırın nefsindir, yıkamadan giyersen seyrine gelemezsin; ten ile oluştuğunda, aklanmadan kalamazsın.

11 “ALLAH’ım cümlenizden razı olsun.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

12 “HAK ile geliriz elbet, ayrıda mıyız? Halk ile buluruz elbet, gayrıda mıyız? Sohbet ile oluşuruz, selam ile buluşuruz, katık verir karışırız. Kimden kime alacak, kimi kime soracak? Beni ben ile yargılayacak, senden seni soracak, cümlenize TEKLİK’te Selam verecek, O gün RESULÜ cümlemiz ile olacak.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

13 “On güne yer veren, bin günü aydınlık saysın. ‘Alamadım, veremedim.’ diyen her kulu, sırtındaki kabuğu soysun.” dedi, KAYGUSUZ selam ile geldi:

14 “Güldüğüm güne bildiğim gündü derim, meyveyi ermiş yerim, her rengi severim. Benden sana yol gelse, ‘Güzel mi?’ diye sorarım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 

15 “Çevreyi döndüm geldim, cümleyi sevdim buldum, her adımda niyaz ile durdum.” dedi, YESEVİ her öğünde Binbir BESMELE okudu. “ Yaprağın sayıldığı, her yerde sevgi ile anıldığı bilinir; kaygu silinir, yerden göğe niyaz alınır.” dedi, YESEVİ selamladı, durmadan niyazdadır dedi. Gönülden alışırız…

MEVLÂNA’yım!

16 Serap kulunun hayalidir, gönlünün gerçeği. Bulmayı her kulu diler, olmak için niyetini böler. Bulmayı diliyor isek; her avucumuzda yazılı olan gerçeği okumalıyız. ‘Yazılı olan nedir?’ denildi; Kainatın, nokta ile verilen gerçeği… Seyirden almak istiyor isen, kendine sor: ‘Aldığını verdin mi? Bir avucunda olanı, ikiye böldün mü? Elin ile, zengini fakiri sardın mı? Öksüzün sırtını sıvadın mı? Hastanın başına koydun mu?’ O el, senin gerçeğindir.

17 “DOST ile buluştuk, çayırda sürü dedik karıştık; yerden göğe selam verdik, gelen ile çalıştık.” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı.

18 “Ekmek kuru ise, kuşa ver yesin. Aşın sulu ise, kediye köpeğe ver doysun, elinden suyunu içsin. Kaygunu, gönlünden esen yel alsın.” dedi, HACI BEKTAŞ söze geldi:

19 “Ekinler boy-boy oldu, ambarlar buğday doldu; ne gelen var ne soran, gönüller kaygu ile kaydı. Kapalı kalmasın kapılar, yarıda kalmasın yapılar. Çok ile aldık, çok ile verdik, biz bizi HAK ADI’na sardık.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı. Manaya döndüğün günde, gönülde yanan korda, sanılmasın kalınır darda. 

20 “Mayayı bekledik, hamuru çokladık, elinizi pakladık. ALLAH’ım yerden göğe razı olsun. Oyanın yeri belli, ipliği telli olsun, yerden göğe her kulu cümleye selam versin.” dedi, yerden göğe yolunu alan, YEMEN’de kendini bulan SARI SALTUK selama cümleniz ile gelsin. “ ‘Sen mi aldın, ben mi verdim, yoksa gönüllerde mi BİR’ledim?’ diyelim, her olaya cümleniz gülelim.” dedi, SARI SALTUK selamladı.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH