12 Şubat 1984

MEVLÂNA’yım ben!

1 Her adımda andığımız, kainat bir noktada sandığımız, güzeli bulduk diye umduğumuz güne varalım, sevgide buluştuğumuz anı saralım. Almayı dilediğimizden mi bulduk, güzeli elediğimiz ile mi serdik, DOST KAPISI’na akıl ile mi gönül ile mi girdik? Alacağımız cevap, HAKK’ın EMRETTİĞİ hal ile olacak. Cümlenize selam olsun, ‘Ayranı buldum.” diyen, her dileyene sunsun.

2 “Ağacın gölgesinde el ele oturdu isek, sofraya her birimiz somun getirdi isek; ‘Doymadım.’ diyen kalmaz.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 

3 “Dizimde nasır oldu, DOST geldi hasır verdi. Toz yerde, tuz sofrada, söz dilde, göz semada. Almaktan vermeye gün yetmez, aldığını verene söz bitmez. ÖZ’ümüzde, bağlayan güzellik vardır; her gölgeye girişte, giydiğin fistan dardır. Açalım sözümüz. Gelmeyi dileyenler, toprağı eleyenler, benden seni arayanlar, deseler ‘DOST KAPISI BİR’dir, yaprağı BİR’de.’ ; eleğe değil HALİK’e danışırlar, ÖZ’lerinden konuşurlardı, öylece fistanın darlığına alışırlardı.

4 Günün güzelliğine seviniriz, deriz ki; ‘Her rengin özenlidir.’ Geceyi benimsemeyiz. Biliriz ki, gün yeniden gelecek, kuluna sevgisi ile gülecek.” dedi, YUNUS’um selamladı.

5 “Suyu destiye koydum, sıra-sıra bardaklar saydım, ‘Her dileyen alacak, sevgisinde bulacak.’ diye sevindim.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:

6 “Bayram gelsin beklersem; hazır olmalıyım, bayrama gelenleri sevinçli bulmalıyım, giydiği fistanı temiz giymeliyim; doğruyu, kendi ölçümde değil, HAKK’ın adaletine sığdırmalıyım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. (Kimin giydiği?) Gönülden aldığını bilenin, gerçeği fistan diye giyenin…

7 “Yaprak yaprağa uymaz, ‘Yol vereyim.’ desen, dilemeyen duymaz. Seyran, gönlünü açan ile güzeldir, seyrettiğine doymaz.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı:

8 “Mayayı hamurdan alalım, yolumuz çokluktadır bilelim; değirmende sıraya girdi isek, emeğimizi birbirine katalım; ağacın kütüğüne, hepimiz adımızı yazalım. Sevgimiz BÜTÜN’dedir, gönlümüz KATINDA’dır, yolumuz sonsuza açık.” dedi, HACI BAYRAM selamladı. 

9 “ ‘Komşuya gideyim.’ dersen, gönlünü katarsın; ‘DOST’a gideyim.’ dersen, ‘Elini tutayım.’ dersin, elden ele dilediğin sohbete kapı açarsın; hazır oldu isen, dumanını atarsın.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

10 “Yoksul gördüm selam verdim, ‘EYVALLAH…’ dedi güldü. Yoksun gördüm selam verdim, ‘Hey ALLAH.’ dedi yürüdü. ‘ALLAH, ALLAH’ dedim de, HAK niyazına vardım; zengin fakir cümleye, yoksun kalmaması için niyaza durdum.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: 

11 “Aç olsam, doyurana; tok olsam, kayırana niyaz ederim. ‘Doyuran da, kayıran da, ALLAH’ımdır.’ dedim, cümlede DOST ADI’na BİR’liği gördüm.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

12 “Seyre geldiysem düzü, ele aldıysam sazı, BİR’de bulduysam sizi; binbir emek, bir lokma yemek…” dedi, SARI ANA sözü aldı:

13 “Yüzünde Güneş izi, gönlünde HAKK’ın sözü, dedim ‘Koy yere dizi. Senden sana söz veren, senden cümlede HAK olanı gören, senin ile gerçeği ören; bilgideki örtünü açtığıncadır, HAK olmayandan kaçtığıncadır.” dedi, “SARI ANA; yumuşak yolun huyundan suyundan alanın, yardımındadır.” dedi, selamladı.

14 “Gözüm ile kulağım sözleştiğinde, danıştığımı bulur; elim ile ayağım birleştiğinde, gerçeğe yönelir. BÜTÜN’de benliğimi birbirine bağlayabiliyor isem, aynada kendimi BÜTÜN’lemiş olurum; BÜTÜN’lediğim seferde, aradığımı bulurum. Sefer; kulun, kendi zerreleri arasındaki ulaşımdır.” dedi, MERKEZ’im her öğütte; kendinden olana, gönlündeki BİR’liği kattı, selamladı.

15 “YUNUS ile gezenlere, YESEVİ adından sezenlere, bağlı ipi çözenlere; VEYSEL’imden (KARANİ) dağlar kadar söz gelir, DOST KAPISI’nda sanılmasın güz bulur.

16 Yaprağınız dökülmez, bileğiniz bükülmez; gayret verdik, yolunuza taş atılmaz. Korku; sevgiyi bilmeyenin desteğidir, yolunu aramayanın kösteğidir. Bindiği ata güvenmeyen; asla dilediği hedefe ulaşamaz, dilediği güzelde dolaşamaz.” dedi, VEYSEL’im selamladı.

17 “Duman odundan geliyor ise bunaltır; bulut ise, donatır. MERYEM’in dumanı, buluttur.” dedi, MERYEM sözü aldı:

18 “Kuşağı bele taktım, her güzelden yerimi aldım, akan suya daldım, gittiğim yerde sordum; ‘Bağlanan sürüye çoban olayım mı, bilenlerle yolumu sorayım mı?’ Denildi ki; ‘Sen konusun, konuk değil.’ MERYEM devreyi bilen olarak geldi, bilim olarak yürüdü, sürüyü o bilgi ile dilenen yere getirdi. Öyle ise, cümle canlar sürüden sayılsınlar, MERYEM ile övülsünler.” dedi, cümlenizi selamladı. 

19 “Nedamet, HAKK’a yönelmenin hidayetidir; sevgi, gerçeğin sirayetidir. Kuşaktan kuşağa ulaşan, her kişide gelenden gidene buluşan gönül BİR’liği mevcuttur.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi:

20 “Diktiğim her çiçeği susuz bırakmadım, yaprağına köküne çamur atmadım; bilgim ile övünüp, ipliğimi satmadım; bir demet gülden geçip, binbir çiçeğe el uzatmadım. Her varolan, VAREDEN’in eseridir. Kendimden aldım, kendime saldım. Bir de gördüm ki, zerrelerim cümleye katılmış, ‘ALLAH. ALLAH.’ deyip kainata atılmış. ‘Nerden neyi toplayım, kim ile kimi katlayım?’ ‘Gel ADI’nı diyenlere, gel SÖZÜ’nü bilenlere, gel ÖZÜ’nü görenlere.’ dedim de, her zerremi andına çağırdım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

21 Güller açıldı bu gün, güzel seçildi bu gün, adım-adım geçildi bu gün. Kuşlara ses veren TANRI’m, gülleri sevgililer ile derdiren TANRI’m; SEN’i bana buldurana minnetim sonsuz, sevgi ile doldurana hürmetim sonsuz. Sonsuzlukta kaybolan her gölgeye yerden göğe selam olsun, aldığımız her sözde güzelliği cümlesi bulsun.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH