22 Şubat 1984

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kuyuya yönelmeden YUVA’ya geldik, cümlenize selam dedik, mümin her kuluna günlerin verdiğini söyledik. Gün yapısına değil kapısına döneceğiz, akan çeşmeden aldığımız suya kanacağız.

2 Kumun getirdiği, kulun bitirdiği olacak; konuda, her kulu bilgisi ile bulacak. Dumanı sildi isen, ‘Derman HAK’tan.’ dedi isen; elbet, kayıtta görülen kanıtta açılacak.

3 “YUNUS dalda aradı, yaprakta saydı, çiçek ile güldü, böcek ile bildi, her sevene sevgisini böldü. Dağılanı değil eğileni bilsin, kumda aradığını kayguyu sildiği anda bulsun, selam olsun.” dedi, YUNUS’um. Dağlarda taşlarda, sebepsiz kalmayanı arasın.

4 “Yaprağa el sürdüm, lif ile sardım, dediler ki; ‘Her dala aşı gelmez.’ Meyhaneye diz vurdum, dediler; ‘Taşı kalmaz.’ Yol benim, gönül benim, yarattığın cümlenin.” dedi, MERYEM sözü aldı:

5 “Daldan dala konan kuşa yanarım. Kulundan gelen taşa elimi verdim; ‘Cümle başa gelsin.’ dediler, yoluma durdular. YÜCE İZİN verirse, olan bilen görürse; ‘Gelmem.’ diyemem, ham lokma yiyemem.” dedi, MERYEM selamladı.

6 “ÜÇ ER’den binbir niyaz, üç serden geldi avaz. Birinden çiçeği alacağım, birinden böceği soracağım, biri ile gerçeği bulacağım.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi:

7 “Ağaçlar düzen bulur, yola yol dikildi ise; kullar sevgi dolar, RAHMET döküldü ise; bilmeyen bilene sorar, yapıya takıldı ise. Yapıya sahip olduk, konuk gelene güldük, ‘Asılda kalan.’ dedik selamladık. Selam olsun, ÜÇ ER’den her birine kaydına yazılanı versin, görgüye kazılana uydursun.” dedi, KAYGUSUZ; her anına, her gününe niyaz ile katıldı.

8 “Dumanı bilmek, silmekten kolaydır; DOST demek, bölmekten kolaydır. Öyle ise, önce DOST diyelim, her varolanı DOST bilelim, öylece dumanı silelim.” dedi, RABİA selam ile geldi: 

9 “Üç kapıya aldandım; birinde komşunun hakkını, birinde yorgunun hakkını, birinde sorgunun hakkını gördüm.

10 MEYDAN’a geldi isek bilmeliyiz, her kapıda aradığımızı bulmalıyız. RABB’im; yarattığı her varlığa ÖZÜ’nden SÖZÜ’nden verir, SEVGİSİ’ni cümle ile birleştirir. Her zerren sana komşudur, bedenin ÖZ’üne kapıdır. Bir kapı gözüne, bir kapı sözüne, bir kapı ÖZ’ünedir. DOST olan her zerrende BİR’liği kurarsan, körlüğü kırarsın. Duyduğun gördüğün, ÖZ’üne girdiğin andır, asla hayal değildir. ‘YA ALLAH.’ dediğin her an, zerrende BİR’liği bulursun.” dedi, RABİA selamladı.

11 “Bülbüle soracağım; ‘Yerden mi?’ diye. Güllere soracağım; ‘Göklerden mi?’ diye. Ne yerden, ne gökten, sadece yaratılışın sırrıdır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı; aldı da, GÜL ile bülbülün sohbetine daldı:

12 “Renginde aramadan kokusuna vardım, ‘Acaba, ÖZ’üme mi, gözüme mi?’ diye sordum. ‘Elbet ÖZ’üme.’ dediler, her ağacın gölgesine durdular. ‘Kimler?’ denilir. RESULÜ’nü bilenlere, her seherde adı ile olanlar.

13 “Bir bir okuduk, derman dedik dokuduk; çevremizde olan her düzende, bilene bilmeyene takıldık.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

14 GÜL veren, bülbül olan, günlere sevgisini bölen. Kuşlar, uçarak bulur. ‘Olur.’ dediğimiz her olay, gerçektir. Yapını bilendeniz, kör kuyuyu örendeniz. Onun için, kayguya yer yok.

15 “Çevreyi aldım elime, eteği sardım belime, sepet gerekli koluma.” dedi, SARI ANA sarı çiçekte tomurcuğa el attı:

16 “Söz bizden, güzel sizden, ÖZ RABB’imden, Güneş’e baka-baka, olumsuzu koydum rafa. Örtüyü vuracağız, şükür helvası karacağız, her bir çiçeğe soracağız; ‘Adım ile mi, andın ile mi geldin, AŞK’ı ile mi buldun?’ ‘Her birini AŞK’ıma…’ dediler, boyun eğdiler. Derdest olacak, güzeli bir demette bir sepette değil, bir bahçede bulacak.” dedi, SARI ANA selamladı.

17 Seferden gelen ile, soğuk suyu veren ile beraber olduk, DOST’luğu öyle bildik, açılan yollarda gelen gidene güldük. Sahipsiz sürü olmaz, bilse bilmese kalmaz. Sayfada gerçek, güzel diye açılır; anılan NUR’u ile gölgeden geçilir. Her an bir bilgi ile yüklüdür, her kulunda binlerce bilgi saklıdır. ‘Dök içini.’ derlerse, de ki; ‘Gücüm, bilgim ile yüklüdür; O’nu bilen, ne derlerse desinler haklıdır.’ 

18 SEYYİT OMAR, kandilde yanan ışığı sordu; “ ‘Kimden, kime?’ Dediler ki; DOST’tan, sana.’ DOST; sevgindir, sevgilindir. Dayandı isen cana, güvendi isen hana, gelirsin elbet bana.

19 Men dil; ÖZ’üne değil sözüne girer, gönülde gerçeği kurar. Dayanmayı bildiğiniz, HAK DOST diye güldüğünüz; gerçeğin aynasıdır.” dedi, SEYİT OMAR selamladı.

20 “Elma dağı yöremiz, gönül BİRLİĞİ’dir töremiz, dostluktur süremiz.”

21 “ ‘Kavga bitti mi?’ dediler, HAMZA DOST’a sordular. Yapıda kavga bitmez, kapıda bitir. Yaprakla gelişen, toprak ile buluşan, Güneş ile oluşan her zerrenin kavgasında gerçeğin sözünü ararsın. Zamana ‘Dur.’ demen gerekir, gölgede bulduğun rahatı bilginde silmen gerekir. Duman bilgin ile silinecektir, DOST gönlüne her seven katılacaktır.” dedi, HAMZA DOST yuvanın sahibini selamladı.

22 “Derman, doğuştan geleni siler. Doyumsuz kalan, uyum ile bulan. Dağdan inen suya yol veremezsin, ne var ki dağılmasına da izin veremezsin. Öyle ise, hizmetin gereklidir. ‘Kova ile alsam, yetmez.?’ dersin, değirmene el atarsın. Döner durur, hem sana, hem cümleye hizmet verir.” dedi, HAMZA DOST selamladı. Halinde yoluna düzen veren, YAZAN’ın yazdığı ile kendini bilen.

23 “Dişlerin sızı verir, gönlünde huzur kalır. Derman dilersen O’ndan, niyaz ederim candan.” dedi, MERKEZ’im; “Her sözün bir bağı, her balıkçının bir ağı vardır. Ne var ki, sözü dileğince, balığı nasibince alırsın, aşını öyle bulursun.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

24 “Yazmayı dilediğin her satıra nokta koyarsın, her noktayı birbirine katarsın; sonra da, ‘Kimden aldım, kime verdim?’ der sayarsın; yapıya yöneldiğin an, AŞK’ı ile doyarsın. ALLAH’ım RAZI olsun, niyazın cümle için artsın.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH