23 Şubat 1984

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yüzden gözden gönül sorduk, cümlenizden güzeli sorduk; selam ile geldik, ‘Yol ver.’ dedik durduk. Gelen geçen, bilen ile; soran giden, gören ile uyumludur.

2 “Doğudan batıya iz sorduk, gelen geçene gün serdik. Oluşan bilsin, HAK YOLU’nda bulsun diye, DOST KAPISI’nı açtık.” dedi, YUNUS’um söze geldi:

3 “Altın güğüm su dolacak, bilen kulu deryaya dalacak; her bilenle bilmeyen kandili yolunda tutacak, çok ile azdan sayıyı çıkaracak.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “BAYRAM ile söyleştik, sözden hali eğleştik. Sende HAY, bende pay, DOST dilinde say diye anılır… Yolları bitmez deme, çobanı gütmez sanma; her dilden söyleyene, gerçek verir diye kanma.” dedi BAYRAM, VEYSEL ile söz geldi:

5 “Söyledim kalmadım yolda, yumuşak oldum halde, güçlüğü yendim anda.” dedi, VEYSEL her nefese bir heves ile katıldı, öylece dilenen yola atıldı. “ Çaresizim demedim bir anımda, çorbasızım demedim yol hanında. (Dünyada mı?) EYVALLAH. Yerden göğe HAK dedim, bedende her zerreye pak dedim. Bildiğin ile çok, bilmediğine bak dedim. Olasıya doyasıya, bir fistanda bulasıya aradım gerçeği. Yağan kar ile, akan sel ile, esen yel ile çağırdım, gelen olmadı. DOST diye bağırdım, elim boş kalmadı.” dedi, BAYRAM ile VEYSEL, YUNUS’tan selam aldı. “Her öğütte binbir kelam, her ağıtta ÖZ’den selam; yozun verdiğine uymazsan, her satıra kalem…” dediler, selamladılar.

6 ‘Deryaya yazı vermedik.’ diyene de ki; ‘Deryaya yazı verilmez, deryadan alınır.’ Bağlı olan her gemi, bir kaptanın emrindedir. Dost bildiğimiz, post serdiğimiz gemide, her yolcuya yerimiz açıktır; ne var ki, kaptanınız tektir. Gönülden aldığınız, çevrede bulduğunuz her konuya; YÜCE’nin EMRİ ile katılır, ÖZ’den ÖZ’e cevaplandırırız. Kuyudan ses almadan, kuyuya ses vermeden… ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, her gönülde açan çiçekler RESULÜ’nün bahçesini doldursun. AMİN.

7 “Dağlara ses verdim de, gerçeği gönlümde buldum. Ovaya ses verdim de, cümleyi çevremde gördüm.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı:

8 “Aşı pişirdik, tozu üfürdük, koz ile  katıldık, kavgayı bitirdik. (Koz nedir?) Gönüldeki gerçeğin bilimi. Sayıya yenilmedik, katıya eğilmedik, çok söze katılmadık. Hem yerden, hem gökten, bilginizi eledik, taş olup atılmadık.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

9 “Yoldan gelen her selama üç öğün eğildim de, dolu olan bardaktan damlayı düşürmedim; sevgi ile doldum da, halimden taşırmadım.” dedi, MERYEM söze geldi:

10 “Balık yerde duramaz, daldı ise kalamaz; bilirim diyen, bilmeyene soramaz. Gün boyu bilgini taradım, ne bildiğini aradım; elde sadece günün tozu, dilde yozu gördüm. O zaman gönlünü taradım; ne toz ne yoz, sadece sıcacık yaz var.” dedi, MERYEM, asla bilgisini sergiye koymadı. ‘Nasıl verdi?’ denilir: “Sevgi ile, saygı ile, duygu ile; yerden göğe alışa-alışa, cümle ile çalışa-çalışa…” dedi, TOKTAY’ın selamı ile cümlenizi selamladı.

11 “Minder aldım, düze koydum. Kesedeki akçeyi saydım, sana bana yeterlidir; kul bilirse VEREN’i, yaşamı tutarlıdır.” dedi, HOCA NASİREDDİN söze geldi:

12 “Var dedik yoku sildik; dağ dedik, düze girdik. Sağı solu selamladık, konakta ağayı kelamladık. ‘Gülesin güldüresin, elindeki kitabı dileyene kaldırasın.’ dedi, Ay’dan yıldızdan haber sordu. Göz var, söz var, ağada gönül dar, Ay’dan yıldızdan ne anlar? İlle benden söz dersen; yıldızlara güleceğim, bir dolu bir boş saracağım, her birine soracağım; ağaya mı, bana mı? Dolu bana gülecek, boş ağaya gelecek; O’nda oyum kalacak, bilen gerçek ile dolacak.” dedi, HOCA şarkıya türküye gönül veren ile beraber oldu.

13 “Komşuya eğildik güzeli bulduk diye, konuya eğildik gerçeğe uyduk diye.” dedi, YAHYA EFENDİ bir ÖZ’e, bir söze, bir göze, cümlenize selam verdi. “Dallar yaprak doluşur, çiçekler hep oluşur, sevenler sohbet sofrasında buluşur. Gelenlere gülenlere, kayguyu silenlere selam olsun.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

14 “Bağlara su bürüdü, gümüş yollar açıldı. Baktığımız her anda, gördüğümüz her yöndedir. Doğan ile doyandan gönlünüzü bulacağız, sayfa-sayfa okuyana RABİA’nın selamını ileteceğiz. “ Dumanı silelim, niyaz ile her nefeste gülelim.” dedi, RABİA selamladı. Alan bilir. Kement attığı olaya dönüp bakmasın, tay ile toydan kendini ayırmasın. Mağara; gerçeğin örtüsü değil, güzelin dürtüsüdür.

15 “Çağrıya uydu isek; kar olsa buz kalsa gideceğiz, elinize taş verse birbiri ile ufalayacağız. ALLAH’ım her olayın görücüsü, kuluna bilse bilmese gerçeği vericidir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

16 “Bir bostan, bir DOST’a değişilmez. Bir postta cümlenin gönlü sığar, asla paylaşılmaz. Senin benim diyemezsin, her kulu pey alır pay verir, her biri HAY diye katılır. (Sohbetlerin yorumu ile ilgili mi?) (Bir can ekler; Şahıslara değil, cümleye  olduğunu anlatılmak isteniyor.) EYVALLAH. ALLAH’ıma emanet olunuz.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

17 “Baktığım her yönde sen varsın, sayfada ben varım; sevdi isem, cümlede kârım. ALLAH’ıma emanet olunuz, HACI BEKTAŞ ile seferden alınız. Gölden aldığı balık, kayadaki tuz ile pişer; ocakta kaynayan aş, her dileyen sofraya taşar; bilen güler, bilmeyen şaşar, aldığınız yola DOST diye koşar.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı.

ALLAH’ıma emanet olunuz, yoldan gelene selam deyiniz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH