|
29 Şubat 1984 MEVLÂNA’yım ben! 1 Yerde toza bakarsam, dalda yaprağa çiçek takarsam,
karanlık gecede kandili yakarsam, denizden balık almadan çıkarsam; bilginden
eksilen yerini tamamlar, sertlik her olayı yalanlar. 2 “Geçmişe göz attığımda, ‘Balığı oltasız
tuttum.’ derim, kendi kendime yoruma girerim.” dedi, YUNUS’um söze geldi: 3 “Her iz geçersiz sözü siler, her söz olmaz denileni
böler. Gayesiz kalmayalım, çaresiz kaldık demiyelim.” dedi, YUNUS’um selamladı. 4 “Çıktığım merdivende saydığım, niyetim oldu;
her adımda gelene, bilgim kaldı.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: 5 “Ata-ata geçemedim, gönül verdim ayrıyı
seçemedim, her suç denileni HAK TERAZİSİ’nde tartamadım. Gönül
verdiğim her olay güzeldir, gerçeğin aynası diye…” dedi, KAYGUSUZ
selamladı. 6 “Bir-bir okudum, bez olsun diye dokudum;
gayreti bilenden aldım, bilmediğim her olaydan sakındım.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL söze geldi: 7 “Çok almayı diledim, ÖZ’den geleni övdüm; çok vermeyi
diledim, hazdan yolumu buldum; ‘Her yarattığın birbiri ile savaşta
ise, barışı kim kuracak?’ dedim, RABB’ime gönül açtım. Savaşa-savaşa
barış bulunur, barışın güzelliği ile sarhoş olunur.
‘RABB’im, asla bilinmeyen barışın YARATICI’sı olamaz.’ dedim, gönlümdeki
savaşa yenisini ekledim, öylece gerçek barışı buldum.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL söze selamını cümleniz ile söyleşerek sazı verdi. 8 “Buluta yön veren yel, yeri bilinmezse etrafa
dağılan sel; tek-tek dolaşan ile değil, topluca katılan ile
yerini bulur. Her yağmur senin, senden gelenin, senin için; gölge olsa da
zemin, güzeldir varlığın senin.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi. 9 “Parlak her nesne güzelin simgesi ise de, gölgede kalan
her var olan seyirde olduğu için, bilim olayına göz atar. Bilim olayı,
bilene siler alayı. Dar yerde düşersen derde, deme yerdendir. Geniş yerde
düşersen derde, deme serdendir; bilmediğin için, gördüğün
zordadır.” dedi, HACI BAYRAM sözü YAHYA EFENDİ’ye verdi: 10 “Her ağacın köküne baktım, dalına yer
aradım ocakta yaktım, gövdesine adım çaktım, bilen bilmeyen ile derdini çektim.
Köküne su döktüm meyvesiz kalmasın diye, doladı çevreyi, güldürdü çehreyi.
Koyun ile kuzuya mesken oldu, çobana destan verdi, bekleyene fistan giydirdi,
olumlu olumsuz her kulunu besledi, görgüsünü süsledi, esen yelde sesledi.”
dedi, YAHYA EFENDİ bir ağacın evresini, kendi bilgisince çekti
çevirdi… “Dardan gelenin, zoru yendiği bilinsin.” dedi, selamladı. 11 “Bağımsız olduğum her olayda
kendimi yokladım, bilgimi cimrice sakladım. Denildi ki: ‘Bilgi asla örtülemez,
kul dünyada bilgisi ile tartılamaz.’ DOST YAPISI’nda isem, kendi gönül kapımda
isem; çevrem ile dolmalıyım, az geleni vermeliyim ki, çok gelene hazır olayım,
çok gelen ile sevgi dolayım.” dedi, RABİA selamını cümlenize iletti. 12 “Bala böreğe geldim, çöreğe talib
oldum. Dolaşıp göreceğim, sana ne vereceğim? Az aşa, çok
başa, ayağı koydum taşa. Ne aç kaldım, ne susuz, DOST var diye
uykusuz, her dost ile korkusuz… Adım-adım yürüdüm, kulluk fistanına büründüm.
Öyle kul ki, gelen ile mutlu, verdiği ile kutlu; gönül kainat ile sonsuza
kadar katlı… Seven YAR’sız kalmaz, sorgu kulu yoramaz. O’nu bilmeliyim ki; bilgimi
perde-perde açayım, açtığım gönlümde gün-gün geleni seçeyim.” dedi,
RABİA selamladı. 13 “Gördüğün gün güzeli, bildiğindir gönlündeki
özeli.” dedi, MERYEM karşımızda olana sözü bağladı: 14 “NUR, perdeyi açandır; kor, dumandan geçendir. Alayım
dediğin gün silmeyi denediğin olayı düşünmedin,
güçlüğü öylece yendin.” dedi,
MERYEM selamladı. 15 Bağlı tayı çözersin, YAZILAN’ı çizersin, ak
ipliğe kara düğme dikersin, gönlünde güzel olanı ezersin, her düzende
bildiğin kadar gezersin. Ak iplik aldı isen eline, ak düğme geçir. Gönlün
ile aklını denkle demektir, sabırsızca pişmeden aşı yemektir. Ak
iplik buldu isen, ara ak düğmeyi; aşı ocağa koydu isen, bekle
pişmeyi… Acelen ne, telaşın kime? Demde güzelin var olduğu, her
zerrede yazılıdır, okunmayı beklenir. “Okuyandan, ALLAH’ım RAZI olsun.” dedi,
KAYGUSUZ selam iletti. 16 Yeniye yeni söz, bilene gerçek ÖZ… ‘ÖZ’ün
gerçeği var mıdır?’ denilir; ÖZ’ün var olduğunu her kulu bilir.
‘Bilmek, gerekli midir?’ denilirse; değildir, bildiğini bulmak
gerektir. Sevgi vardır; nerde, nasıl bulursun? Var olduğun her zerren,
sevgi ile bütündür; ne var ki, bulduğun sevgi, yaratılmışlıkta
katındır. Bilge yeri arar, toprağı tarar, dağılanı toplar, döner
bakar ki; bilgisini kat ile katlamış, her taneye göre-göre, bile-bile
atlamış; bağlayan ile bekleyeni elinden tutmuş, DOST halinde
akan sudan geçirmiş… ‘Sel olsa bulamazdı, akan suda kalamazdı.’ denilirse
de; dayanılan güç kartala yön verir, dönmeyeni durdurur. Daldaki çiçek, senin
güzelindir; topraktaki böcek, çiçeğin güzelidir. Birbirinden ayrılmayan
her halka, birbirini takip eden her dalga; inancımız O olsun ki,
yaratılmışlığın mutluluğunu cümle kuluna duyuracaktır ve her
kulunu sevgisi ile doyuracaktır. (Resim
verilir: HAMZA DOST ve eşi AYŞE) 17 Her sözün gerçek özünü bilmeli, gönülde olanı
cümleye bölmeli. Selam ile gelen, HAMZA DOST diye selden yelden açılan,
eşi ile seçilen, yerden göğe sevgisini cümlenize ileten; HAMZA DOST,
eşi AYŞE… ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|