1 Mart 1984

MEVLÂNA’yım ben!

1 ‘Dualardan aldığımız, gönüllerde bulduğumuz, her an geçen ile gelene özlem duyduğumuz…’ dersiniz; güzelden aldığınızı, bilen bilmiyen ile paylaşırsınız. Cümlenize selam olsun; sevgiye ölçü bulan, kendini arasın görsün.

2 “Suya daldım derinden aldım, her balığa halini sordum. Büyük balık, küçükten ses alır; küçük balık, yosundan ÖZ bulur; her birinin sesi, sözde bağlanır.” dedi, YUNUS’um söze geldi:

3 “Daldım gittim sulara, gerçeği verir diye; kondum gittim dallara, özgürlük bulur diye… Ne kuşta ses geçerlidir, ne balıkta vergi yeterlidir. ‘Ayrı ayrı alırsam, bir bütüne eklersem, gerçeği çözeceğim.’ dedim, her günümde bir oyuna daldım. Doğuşta her varolanın varoluş bilgisi, sadece kendisine verilmiştir, kendisi ile dünyada derilmiştir, güzellik öylesine görülmüştür.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Dağlara sırtın dayarsan, ellerde usunu duyarsan; usunda kendinden gelene selam diyesin, DOST KAPISI’nda AŞK şarabı içesin.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi:

5 “Değirmenden aldığın unu, cümle ile verdiğin konudur. Güzelden seçtiğin olmaz, çünkü çirkini bulmaz. Elden ele, dilden GÜL’e selam olsun.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. “Elini açasın, papatya suyu ile yıkayasın; geçmeyen değil, DOST selamı diyesin.” dedi, KAYGUSUZ.

6 ‘Yosun nedir?’ denilir. Yosunda, bilinmeyen hastalığın şifası vardır; günü geldikte verilecek. Devayı elbet ALLAH’ım verir, ne var ki günü geldikte. ‘Bilinmeyen nedir?’ denildi: “Usundan sözü kalan. Demde değil, günü geldikte.” dedi, LOKMAN sözü aldı:

7 “Denizden aldığını, genizden verdiğini silecek. Saman sapını kaynatınız, genizden şikayetçi olana koklatınız. Gerçeğin açık geldiği güne, kapalı girmeyiniz. Altıya yer verdi isen, yediyi sorma.” dedi, LOKMAN selamladı. 

8 MERYEM sofrayı kurdu, olumsuz sözü kırdı, gölgeyi ağaç diye bildi; elinden dilinden geleni, gayretinde görüleni, “Yardımcıyız.” dedi, gerçeğe yöneldi. “Bir-bir okuduk, SONSUZ GÜZEL’e adımızı verdik; sen ile bende perdeyi serdik, yol alana, hal bilene, cümlenin selamını getirdik.” dedi, selamladı.

9 “ ‘Beklemedim.’ diyene de ki; ‘Gönlündekini eklemedin mi, bilene bilmeyene sevgini saklamadın mı?.’ ” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

10 “Dört destiyi ele alamazsın, doldursan da gittiğine veremezsin. ‘Olduğun halde nasibini alandır.’ de, olduğun yerde ver. Ver ki; alan da doldursun, gücünce kaldırsın. Sevenden övenden, YAR diye gelenden ALLAH’ım RAZI olsun.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

11 “ ‘DOST! DOST!’ diye söyleşiriz, DOST halinde paylaşırız; ‘Olsa olmasa, GÜZELden.’ der oynaşırız.” dedi, HAMZA DOST selam ile geldi:

12 “ ‘Benden duvar olur mu?. Şundan davar gelir mi?.’ derlerse de ki; ‘Ne örersen öresin, duvardır; nasıl güderse gütsün, çobanın getirdiği davardır.’ Eyledim halimi mizan, doldu ise yaprak denilir hazan; kainatta var mıdır düzeni bozan?.; güzeldir güzele adını yazan. Gerçek, adın ile oluşandır; gerçek, gönlünde DOST ile buluşandır.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

13 “Bir-bir aradım satırda, DOST KAPISI’na geldim bulduğum GÜZELİ sevdim. Ararsan sen de bulursun, bulduğunu kırk katıra yüklersin, gün gece beklersin.” dedi, BEHLÜL’üm darı danelerini yoluna serpti.

14 “Seçen değil, geçen görsün, görgüsünü bile bile örsün, yumağını düğümsüz sarsın.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

15 “Bir elinde mum, aradım yerde kum. Hep taş mı gelecek, sevgili gelirse, taşa mı gülecek?.” dedi, HACI BEKTAŞ sözü aldı:

16 “Odun verenden değiliz; benliğimizden, yoğun gelen aldığımızdan. Keserek yol aldık odunları, dizi-dizi sıraya koyduk onları. Günü gelecek, kimi ocağa, kimi bucağa hizmet verecek, kapı olacak örtecek, sopa olacak dürtecek, masa olacak sofralar açılacak, DOST hanesinde DOST selamı verilecek. El ele olalım, DOST’luğu gönülde bulalım; yaşamayı gerekli bildiğiniz kadar, her yaşayana saygı duyalım.” dedi, HACI BEKTAŞ DOST selamını cümlenize iletti.

17 “Yerden göğe BİR’dir, gökten yere sırdır, dünya yargısı kirdir. Bilmedik bulmayalım, asla yargıda kalmayalım.” dedi, VEYSEL’im söze geldi:

18 “ ‘Sevmekten öte nedir?.’ diyene de ki; ‘HAK AŞKI.’ Yapıya uyduk geldik, sevgiye dolduk bulduk, her olaya uyduk dedik; tespihin her tanesine RAHMAN okuduk, RAHİM dokuduk; yerden göğe, bülbül misali şakıdık; ezelden ebede YAZILAN’ı, gerçek bildik.” dedi, VEYSEL selamladı.

ALLAH’ıma emanet olunuz. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH