|
15 Mart 1984 MEVLÂNA’yım ben! 1 Gedik açtık, söze geldik, her sözde güzeli verdik.
Cümlenize selam olsun, açılan kapıda gönüller gerçeği bulsun. 2 “Dağlar yolu vermezse kardan, yollar geçilmezse
zordan, her kulu eğilmezse dardan; yağan yağmur getirecek, kul
emekle zoru bitirecek.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 3 “Çiçeğin tozu geçerlidir. Kulunun yozu, ayaktan
başa uyumsuzluğa götürür. Ne aldığınız söze, ne geldiğiniz
düze dar demedik, pişmeden aşı yemedik; aldığınız bilgiden
kalmadık, bilgimizin hududunu çizmedik.” dedi, YUNUS’um selamladı. 4 “Altın yaprak açılır, her sayfası seçilir; kul gönlüne
gelenle, atlas fistan biçilir.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: 5 “BİR’liğe talib oldu isek, var
olduğumuza inancımızdandır; kayguyu sildi isek, VAREDEN’e güvencimizdendir.
Kulluk, yaratılmışlığın yoğun belgesidir. Her kulun bilgisi,
YARATAN’ın İLMİ’nden verilendir.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 6 “Gezdim durdum sahilinde, aradım buldum
fiilinde. DÖRT KAPI’ya selam verdim, her öğünde yönü sordum; kim gelirse gelsin,
HAK ADI’na sardım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 7 “Binbir soru benden gelse, her soruya kulu gülse; bin
ikinciyi gine de sorarım, aldığım her cevabı gönül tasımda kararım.
Dilersen alalım, her bilene soralım; yaprağın yapısına mı, DİVAN’ın
KAPISI’na mı gelirler? Yaprağın yapısında bulurlar, DİVAN’ın
KAPISI’nda kalırlar, her bir adımda gerçeğin uyumuna katılırlar.” dedi,
KAYGUSUZ selamladı. 8 “Ben yaza-yaza bildim, toprağı kaza-kaza buldum,
dilenen her kapıda kaldım.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi: 9 “Küp aldım suya vardım, su getirene sordum; ‘Doluca
gelse, biter mi? Ocak dar ise, dumanı tüter mi? Gölgede bilen kalsa, HAK ADI’na
her sohbeti katar mı?’ dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 10 “Yerden göğe selam verdim, DOST
KAPISI’nda gerçeğe erdim; YUNUS’a yol sorana, bilgisinden geleni aradım.
Dediler ki; ‘Her güzelin DOST’luğu bilinmezse, kulluğun hakikati
bulunmaz.’ ” dedi, VEYSEL her adımda durdu, nefese yük vurdu: 11 “Dağlara çıkmazsam, varlığına
gücenir. Verdiği öyle güzeldir ki, umuttan uzak olamazsın; görmezsen,
kendinden öteyi bulamazsın. Her olayı temaşa ile değerlendirir,
doyumunu öyle ararsın; akıl mantık gönül uyumunu sağlarsın.” dedi, VEYSEL
selamladı. 12 “Pak oldu ise beden, HAK buldu ise gönül; ne
alan söyler, ne veren eyler.” dedi, MERYEM sözü aldı: 13 “Karar alsam gitmeye, dilenen sürüyü gütmeye… ‘Kadın aklı
kısa.’ derler; kadın olmasa, pişen aşı nasıl yerler? Dedirten de
olumluyu, yedirten de pişmiş aşı; kadındır, sanılmasın odundur.
Bakmaya kıyamadığım çiçeği elden ele doladım, bilinen yerde sakladım,
çevresinde bekledim. Her bir ahitte, her bir kulun sözü TEK’tir; TEKLİK’e
umut, HAKK’a hürmettir.” dedi, MERYEM. “Ahdin, yaratılmışlığa ilk
adımda RESULÜ’ne uyulacağı sözüdür. Ben sen demeden, DOST KAPISI’na söz
etmeden, geldik gidelim; aldığımız sürüyü, kim olursak olalım, güdelim. (Sürü?) Bilincini
paylaşan, her var edilen. Unutulmasın, her var edilende aynı bilinç
mevcuttur.” dedi, MERYEM yeniden selamladı. 14 “Kavga barış, güzelliğin yarışıdır, her
kulun bilincinin birbirini sarışıdır. KORUYAN ALLAH’ımın ADI ile geldik,
her konuda selama durduk. Bildiğiniz her satırda, el ele olacağız;
varolan yapımızda, her gelene gönül kapımızı açacağız.” dedi, RABİA
sözü aldı: 15 “Düğüm attığım ipte, elde tuttuğum topta,
sofraya koyduğum kapta, gönlümden gelen ile verdim; soğuk sıcak
demeden, sevgi ile cümlenizi sardım.” dedi, RABİA selamladı. 16 “Duman veren olayı silelim, çok geldi ise
toprak, dileyene verelim. YUNUS ile söyleştiği, kumda nasib
paylaştığı yaprakta okunur; her kul gönlü, HAK BİLGİSİ
ile dokunur. Sevelim sevinelim, sevdiğiniz kadar sevilelim.” dedi, YAHYA
EFENDİ söze geldi: 17 “Parlayan suya, ya Güneş, ya Ay
vurduğundandır parlaklığı… Adım attıysak suya, bürünürsek güzel huya;
adım-adım yaklaşırız, gelen gidenden bekleşiriz.” dedi, YAHYA
EFENDİ selamladı. 18 “BEHLÜL DİVANE derler, her konu bileni
zorlar; yolda olsa da karlar, dinlemem gelirim, elde olanı bilirim.
Sahib olmadım toprağa, sözlü kalmadım yaprağa; orda burda oturdum,
kayguyu dünyada bitirdim, adımı DİVANE’ye getirdim. Ne deli, ne divaneyim,
ALLAH AŞKI’na pervaneyim. Akıl mantık uçurduk, aşk bağından
geçirdik; sete sepete geçerli olmayanı doldurduk, yüksek rafa kaldırdık.
Dileyen, BEHLÜL DANE der, anar; dileyen, BEHLÜL DİVANE der, tarar…
İster ansın, ister yansın, yeter ki AŞK’ı ile pervaneye dönsün. ‘Gel
gidelim.’ diyenle, KEVSER ŞARABI içenle bağlarda buluştuk,
kaygusuz oluştuk.” dedi, BEHLÜL’üm AŞK’ı ile cümlenizi selamladı. 19 “Bin davar bir olur da bir söze gelirse, güzelliğin
özetidir. Her kulu bir kapıda bin davarın sözünü bulursa, gönlünün hasetidir.
Hasetten maksat; AŞK’ını aramak, arayana gıpta etmek, özlemek gözlemek…
Gerçeğini bulmak davarın özeti ise, bulmayı her kulunun niyazında
bilmeliyiz. O zaman seni beni siler… Gerçeğin ÖZ’ünü bulan,
BİR’liği kuran her topluluk davardır. Davar; güzelin simgesidir,
dirliğin gürlüğün simgesidir.” dedi, YUNUS’um yeniden sözü aldı: 20 “Baldan tatlı sözüm var, GÜL’ü seven ÖZ’üm var, bağa
girdim üzüm var, her yol bilmeyene dar…” dedi, YUNUS’um selamladı. 21 “Ağaca çıksam dalı eğilir, dalını tutsam
çiçeği dökülür. Toprağını belledim, meyvesini bekledim; hep beraber
yiyeceğiz, ne güzelmiş diyeceğiz.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı: 22 “Nohutlar ekildi boy-boy oldu, toplayana sözünü iletti,
her kuluna adını belletti. Gelen giden selam verir, ‘Yol hali…’ der, DOST elini
uzatır. Cümlenize selam olsun, her niyazımıza gelen, gönlünde gerçeği
bulsun.” dedi, HACI BAYRAM selamladı. 23 “Yamayı dileyene, elimiz; yanmayı dileyene, dilimiz
vergidedir; her kulu, bilgisince sorgudadır; bilmediği halde yargıdadır.
Yargıyı silelim, lokmamızı bölelim.” dedi, HACI BEKTAŞ selam ile söze
geldi: 24 “EMRİNE uyduk ta geldik, gönülde duyduk ta bulduk,
her aradığımız kulun kapısında kaldık. Ne gölge geldi, ne Güneş
yaktı.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı. 25 DOST olduk selam dedik, dostlukta selameti bulduk.
ALLAH’ıma emanet olunuz, niyazımda kendinizi bulunuz. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH (Resim
verilir: HACI BEKTAŞ) |