12 Nisan 1984

MEVLÂNA’yım ben!

1 Koşa-koşa yol aldık, geldik sohbete daldık. Selam olsun cümlenize.

2 “HAY dediysem, diriden; huy dediysem, seriden düşünürüm… Gökte yerde güzele, ağaç güler gazele. Toprak sergi olursa, yaprak gölge verirse; gövdesine dayanırım, yeşil renge boyanırım.” dedi, YUNUS’um söze geldi:

3 “Saydığım her fidanda, sevdiğim meyveyi bulurum; gelen giden yolcudan, bilgisini alırım. ‘Yayan giden yorulur.’ diyene de ki; ‘Yola niyet kurana, YARDIMCI verilir.’ Aynada gördüğüm kendi yüzümdür, kainatta duyduğum kendi sesimdir, bedende uyduğum kendi nefesimdir; almayı dilediğim kadar vermeyi dilersem, dengesini kurduğum kendi nefsimdir.” dedi, YUNUS’um cümlenizi selamladı.

4 “Ağ attım denize, GÜL tuttum benize, su verdim genize, DOST dedim cümlenize.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi:

5 “Ayağıma toz gelse, silerim; soframa tuz gelse, bölerim; nefsime söz gelse, gülerim; bir elmayı bin lokma diye yaprağı ile alır, şeker ile çoğaltırım. Kaşığını alan gelir, elde olan öyle paylaşılır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL cümlenizi selamladı.

6 “Aynaya el uzatsam el verir, gülerek baksam GÜL verir, aynaya göz atsam dil verir; aldığım verdiğim dildendir, gördüğüm bildiğim GÜL’dendir.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi:

7 “Dert kapısı kapalıdır, açmazsan; SIR KAPISI kapalıdır, uçmazsan; DOST KAPISI kapalıdır, gönülden geçmezsen. Her fidanda ayrı renkte GÜL açar, kul güzeli görgüsü ile seçer, sevgisin öyle saçar. Her yaprağı bellersen, her taneyi ellersen; gün, gölgeyi siler.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

8 “Dumana asla yer vermeyiniz. Sert gelse de, ‘Bilmem.’ diyene, taşla vurmayınız.” dedi, KAYGUSUZ yoldan GÜL’den selam ile geldi:

9 “ ‘Aç kaldım sohbetine?’ diyene, de ki; ‘Gelenden gidenden selam aldım, yola durdum söz edeni sordum, bilse bilmese sardım, meydana oturdum yemeğe gelenden postunu sordum.’ Dedi ki; ‘Karakoyun beslenecek, ak koyun süslenecek, DOST SOFRASI’nda yünü katlanacak. Yemekten maksat; gayret ile alıştığımız, hayret ile bölüştüğümüz, gerçek diye biliştiğimiz mana aşıdır, olumsuz gelen madde taşıdır. Geçtik olumsuzu, seçtik dolumsuzu. Her günü yaşadık, bilgi ile görgü ile Alacağız dolacağız, günü geldi bulacağız; ‘KAYGUSUZ’dan konu aldık.’ diyeceğiz, kuşaktan gelene güleceğiz. Koyun; mana ile maddenin gerçek bilgisidir, YUNUS misali yolcusudur.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

10 “Güzeli görmeyi, gelecekte vermeyi düşünmeden; ağacı köklersen ocakta yakmak için, ‘Gerçeğe örtü koydun.’ derim. Bağladık ezeli, bekledik güzeli; elbet elde tutacağız, gönlünüzü SEVGİLİ’ye katacağız, her dileyen ile sözünüzü tutacağız, elden ele, sözden gönüle gerçeği anlatacağız.” dedi, HAMZA DOST selamladı. (‘DOST SOFRASI’nda yünü katlanacak koyun.’ Nedir?)

11 “DOST YOLU’nu bildikte, çiçeği meyveyi buldukta; elbet kökünü sormayız, yakalım diye sarmayız; her bilen ile oluşuruz, bilmeyene sormayız. ‘Neden?’ diye, dileyen sorar.” YAHYA EFENDİ geldi, sohbete üç öğüt ile daldı, her sofrada HAK ADI’na kaldı:

12 “ 1- Lokma-lokma ye de, bütünü silme; yudum-yudum iç de, buz gelirse kırma.
       2- Her kaşıkta nefes al da, nefsini bölme.
     3- Sözünü bil de, gönülleri kırma.” dedi, YAHYA EFENDİ DOST    SOFRASI’na DOST ile kaldı.

13 “Selam dedik sizlere, NUR’undan alan yüzlere, saklanan sözlere…” dedi, MERYEM YUVA’ya geldi:

14 “Yolda taşlar vardı, eledim de geldim; çocuklara yöneldim, beledim de geldim; saçlara baktım dağılmış, taradım da geldim; her güzeli, ömrüme yamadım da geldim. Anahtar dilersen kapı açmaya; ‘Talib oldum ALLAH’ım.’ diyesin, yapraktan yaprağa her öğün TEVHİT çekesin.” dedi, MERYEM HAK ADI’nın her kapıya anahtar olduğunu söyledi, selamladı.

15 “ ‘Yağmur yağdı da, yol çamur oldu.’ diyene; söz ile geldik, saz ile verdik, çevrede olanı haz ile gösterdik.” dedi, YESEVİ dört yönde ses veren, yerle gökte SAHİB’ini gören her kulu ile selama durdu: 

16 “Kat-kat oldu varlığımız, DOST KAPISI’nda silindi darlığımız, gür geldi akan suyumuz, belirlendi sevilen huyumuz. Senden benden yankılandı, ‘Yol…’ diyen her yolcuda günün verdiği uygulandı.” dedi, YESEVİ selamladı. 

17 “Her söz alanındır, sevgisi ile dolanındır. Duvara yön veremezsin örüldü ise, sen duvara uyacaksın, alacağın her sözü duyacaksın; çevrende olanı bilecek, gerçeğe doyacaksın.” dedi, her öğüne bir düğüm, her sözüne bir düğüm atan LALE’yim, soracaksın…

18 “Altın sayarsam, nefsime sorarım; gümüş sayarsam, hevesimi sınarım; ‘Altın, gümüş bir.’ diyeni kınarım. Demde atım bağlıdır, dilediğim an çözerim; nefsime yol, sadece kendim çizerim.” dedi, LALELİ selamladı.

19 “Büktüğüm ipte derman aramadım, HAK’tan geleni Güneşten soramadım.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı: 

20 “At ile kedi bir değildir, it ile geyik te bir değildir; amma, kul ile yol birbirini tamamlar, kul gerçeğini yol ile tanımlar… ‘YÂR.’ diye-diye dolandık, her binek taşında gelecek atı bekledik. Ne beklersin, elden eli, ne alırsın dilden deli? Yol gide gide buldurur, DOST ADI’na her yükünü kaldırır.” dedi, BEHLÜL’üm cümlenizi selamladı.

21“ Çevir çevirdiğin kadar halkayı, bul gelen giden her zerrede gerçeği. Halk ile bulduğun yerde, halk ile durduğun darda, HAKK’ın SEVGİSİ vardır serde. Birden çoğa genişlerse, kapalı her kapı açılır.” dedi, SARI ANA cümlenizi selamladı. 

22“ Akan suya çöpü attım, gittiğim yere baktım; akan suya taşı attım, battığı yere baktım… Ne giden, ne batan; benim verdiğimden değil, kendi varlığındandır.” dedi, SARI ANA selamladı. 

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH