|
27 Nisan 1984
MEVLÂNA’yım ben!
1 Huzur ile geldik, hazır olan her kuluna güldük. Selam
olsun, konuya söz veren güne ALLAH’ım ışık versin.
2 “Kuşlar gibi uçarsam, doğru yoldan geçersem,
her tanede gerçek olanı seçersem; bilgim ile onurlanırım. Kumda yürüdüm geldim,
konuya GÜL’ü ile girdim, her gönüle AŞK’ımı serdim.” dedi, YUNUS’um söze
geldi:
3 “Bağladığım nefsimi çözmeye çalışmadım,
EMRİ’ne uymayanı almaya çalışmadım; gölge veren ağaca,
yanaştım dalaşmadım. Yol dileyen gelecek, halde güzeli bulacak, seven
ile olacak; çevreye baktığı an, ÖZ’ünde olanı duyacak.” dedi, YUNUS’um
selamladı. (Bir kişiye
mi veriyorsunuz Efendim, bunları?)
‘Kuşağım dar gelmedi, alan bilgisini sermedi.’ diyene sözümüz…
Doğan Güneş her var olanadır, ona bakarsan. Akan su çevrede her
alanadır; destin ile gidersen, çoban olup sürünü güdersen, elbet sudan nasip
alacaksın, vergisinden aldığın ile kendini bulacaksın.
4 “Yayan gelsem ovaya, yolu sorsam obaya; gidişim
etkisiz olur, bilişim katkısız kalır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze
geldi:
5 “ ‘Ben aldım, sen verdin… Saya-saya
verdiğini, yaya-yaya götürdüğünü; niye sordun?’ dediler de beni
sınadılar, yaya gelişimi kınadılar. ‘DOST, yolu açtı.’ dedim, ‘Gelen
giden, bilgisine şaştı.’ dedim. Kimden kime sordular, kimi kime
yerdiler? Bağda ben, dağda ben, dalda ben, selde ben Aradığım
SEN isen, beni yana bırakayım, yanda yönde SEVGİNİ aratayım.
ESİRGEYEN ALLAH’ım bağışladığı her zerrede, KENDİ’nden
var ettiği BİLGİSİ’ni DOST KAPISI’nda buldurur. Demde
gölgesine dayandığımız gövdesinden, YUNUS misali alırız.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL selamladı. (DEDE’ciğim, her
zerre HAKK’ın bilgisi ile mi yüklü?) EYVALLAH. (YUNUS’un aldığı, ağaç altı tefekküründen midir?)
6 “Danıştığım her kapı,
buluştuğum her yapı; bana gerçek bilgisini verdi, gönlüme HAK
SEVGİSİ’ni serdi. Öyle bir an oldu ki, uykudan uyandım sandım. Gerçek
ÖZ’ümde, bendeki bende… O’ndan her an bir zerrem için niyaza durdum, her birini
öbürüne DOST kıldım. O zaman , kainat ayak oldu; bilgim, beynimde dolanan
kainatı sildi. Bildiğimi sandığım her bilgi binlerce çoğaldı,
milyonlarca kainat oluştu. (İletişimi
de, zerreler mi sağlıyor peki?) Her bir zerremde, yerden göğe
iletilen, dünyaya gülecek atomlar yüceldi; almaktan bıkmadığım bilgi,
vere-vere bitmedi yayıldı, yayıldı…” dedi, sözü MUHİDDİN-İ
ARABİ aldı:
7 “Güç olan, her zerrene hükmedebilmendir. Hükmüne
aldığın her zerren ile, bilgini öteye daha öteye götürebilirsin. TANRI’m,
dilediğin yere kadar İZİN verir, dilediğin kadar sözün
verir… Mevcut olan her bilgi, dileyenin tasarrufuna girer. Dilemek, ağız
ile değil elbet. Aklın gönlüne mantığını süzgeç yapabiliyor ise;
gönlünden gelen ile her zerreni birbirinin hizmetine verebiliyor ise; dilenen
anda, her bilgi sana açıktır. (Aracı
yok mudur?) ‘SIR.?’ dediğiniz her olay açık apaçıktır. Gönülleriniz
örtüdedir, aklınız dürtüdedir. MEYDAN, gelenlere kapalı değildir;
bilenlerle şenlenir, bilmeyenle dumanlanır.” dedi,
MUHİDDİN-İ ARABİ selamladı.
8 “Seyrine vardığımız her olay, MİRAÇ’ımızdır,
dünyada nefsimiz kiracımızdır. ‘YA ALLAH.’ dediysek, HAK SOFRASI’nda bir lokma
yediysek; ‘Şükür.’ diyelim, her anımızda, var ettiği ÖZ’ümüzü SÖZÜ
ile BİR’leyelim. Varlığım VAREDEN ile
zamandadır, zamanı silinceye kadar mekandadır. VAREDEN’i bildiğim gün, var
olduğuma şüphesiz katıldığım gün; gönülden aldığım yol,
makamdır.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı:
9 “Baktığım bağda üzümler erdi, bilen de bilmeyen
de gördü. Bilmeyen, bilene sordu; ‘Elinden mi, dilinden mi?’ Bilen, bilmeyene
dedi ki; ‘Gönlünden.’ Dağdan aldığım çiçek, yaprağa kondu böcek,
cümlesine açacak kucak. YAR ADI, bilene tadı; olmadık dünyada katı…” dedi, HACI
BAYRAM selamladı.
10 “YUNUS sözü bağlasın, yoldan gelen ile
söylesin; her nefese ‘ALLAH.’ desin beklesin.” dedi, ALİ söze geldi:
11 “Vurmadan kapıyı gelme, almadan bilgiyi deme,
ermeden meyveyi yeme; ‘Merdiven çıkayım.’ dersen, ‘YÜCE’den seyrine bakayım.’
dersen. Dil söylerse, gönül bağlar; el verirse, seven güler; her adıma
‘ALLAH.’ diyen, gerçek günde sevinçten ağlar. Ağacı gördün, dalını
kırma; güzeli bildin, çirkini kurma; ne olursa olsun, sebebini sorma. YAZAN
bilir, YAZDIĞI’nı görür; SEVER sevilir, çünkü kainat sevgisindendir.”
dedi, ALİ her adımınıza TEVHİT okudu, TEKBİR dokudu… “ Saki
isen, aldığını bilirsin; şaki isen, günü geldi bulursun, sen ne güzel
olursun.” dedi, selamladı.
12 (‘Gerçek gün’,
ileride midir?) Yaratılan her an, her gün, gerçektir. Zaman,
senin mefhumundur. Yollar, kullar, Dostlar BİR’dir, BİR’de olsunlar;
suyu aldıkları halde bilsinler, çekirdeği toprağa diksinler, ‘Ne
olur?’ demesinler. Unutmasınlar, meyve vermese de, gelişen bilgide,
erişen görgüde ağaca aşı yaparlar, dilenen bilgiye sahib olurlar… ALLAH’ıma güç gelmez. (‘Dilenen bilgi’, ‘Gerçek’ midir?) Yerden
göğe aldığımız, sevgi diye bildiğimiz her konu gerçektir.
Sevmiyor isek, olaylara gülmüyor isek; hata, YÜCE’de değil, sendedir,
bendedir.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
|