|
7 Haziran 1984 MEVLÂNA’yım ben! 1 Korkuya yer vermeden aldık, YAZAN’ı görmeden bildik, DOST
KAPISI’na çalmadan girdik. Cümlenize selam olsun, her satıra gölgesiz yorum
girsin. 2 “Geldiğim gün bilinir, döndüğüm gün silinir;
her yol, dileyen ile, niyette olana açılır.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 3 “Geldik üzüm bağına, geldik gönül çağına.
Çağıran bildi, YUNUS ile aldığına güldü. Seferden yol dilersek, aydın
güne döneceğiz; kaynağın başına geldik, kana kana
içeceğiz. ‘Gel gör.’ dediler, HAK SOFRASI’na RESULÜ’nün aşını
koydular; dağlara taşlara ses verdiler, ovalarda açan güllere nefesi
sordular. Bilen bilir, seven bulur.” dedi, YUNUS’um selamladı. 4 “Kahır etmedik söze, toz almadık göze. Dün geçti, günü
bilen seçti; ‘Bilmem.’ diyen, her olaya şaştı.
Şaştığın gün, güzele göz açtığın gündür.” dedi, KAYGUSUZ
sözü aldı: 5 “Bilen bilmeyen gelsin, gölgeyi cümlemiz
silsin. Ben varsam, senin yolundan; ben korsam, HAKK’ın sözünden; dağlarda
karsam, bilgimin izindendir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. 6 “Bağlayacağım dizi,
söyleyeceğim sözü. Sofranın başına geldik, sohbetin tadını kattık,
elden ele cümlemiz tuttuk, gelen gidene selamet diledik.” dedi, HACI BAYRAM
sözü aldı: 7 “Kuyuya ses vermeden geldim, konuyu her bilene sordum; ‘Kendinden mi, RABB’inden mi bilirsin, açılan sofradan mı
umarsın?’ Gönlünü güzele bağladı isen, kendinden kendine döneni bulur, HAK
SÖZÜ’nden halini alırsın. Gelmeyi dilediğim gün, YEMEN’den sordum; bilgim
ile cümlenizi sardım; ‘Gölgeyi ağaçtan alsınlar, seyrini seferden
bulsunlar…’ diye niyaz ettim.” dedi, HACI BAYRAM selamladı. 8 “Altın tabak göz alır, gümüş tabak söz verir, bakır
her sofrada kalır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: 9 “Varlığını DOST kılarsan komşuna, kapın açık
kalır sırdaşına. Sert geleni sararsan, sırt verene sorarsan; binbir söze
set olursun, her görenle yoluna gelirsin.” dedi, PİR SULTAN ABDAL
selamladı. 10 “Yol YUNUS’a açılırsa, cümle ile geçilirse,
HAMZA DOST’a sorulursa; ‘Cümlemiz el ele olalım.’ der de, her nefesten niyazına
ekler; cümlesi, günün yorumunu bekler. GÜL BAHÇESİ’ne girelim, günün
güzelinde GÜLLER’i derelim, her birine soralım; ‘Var olandan varlığımız
bağlanır, sevgimiz birbirine eklenir mi?’ GÜLLER söze geldi de, her
beraber oldu da, ‘ALLAH. ALLAH.’ dediler, seven kula güldüler. Sevginiz
BİR’liktendir, gönlünüz gürlükten… VAREDEN’in EMRİ’ne uyduk, var
olanın sesini duyduk. Nefes nefese alacağız, BİR’likte niyaz ile
kalacağız; DOST olduk, HAMZA DOST ile geldik, dilenen vuslata
varacağız.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 11 “KIRAN okuduk, DOST halinizi her var olan ile
dokuduk; seherden aldığınıza, var edilmişliğin kutluluğu
ile gönülden yol dileyene katıldık.” dedi, RABİA sözü aldı: 12 “Yollar izini verir, her satır sözümü verir;
bilen bilmeyen görür, umutsuz olan umutsuzluğunu siler. Gölge, RABB’imin
VARLIĞI’ndan gelmez; demde kaygu vereni bilmezse kul, silmez. Bilenden
olalım, umutsuz asla kalmayalım. Sonsuza nokta koymak, bilgenin değil,
kuyuya ses verenindir. Dağa yolum düşerse, yolu yok diye çıkamaz
mıyım? Tepesine çıkıp, geldiğim yere bakamaz mıyım? Ne günün yorumu, ne
kulun sorunu, sahifede olanı asla değiştiremez.” dedi, RABİA
selamladı. 13 MERYEM yolda bekler de, her satıra ekler de;
şikayetçi olur mu, olumsuzu bulur mu? MERYEM geldi sözü aldı, söz ile
deryaya daldı: 14 “Sağdan soldan alanlar, bir avuç toprakta bulanlar,
deseler ‘Her tanede, YÜCE’nin EMRİ gizli; her kulu, gelişten sözlü…’
Sözümüz HAKK’adır. Diktiğim ağaç tuttu, meyvesini alan sattı; davarı,
çoban güttü; ne yazdan, ne kıştan derdimiz olmadı; ‘Derdim var.’ diyen, sayfada
bulmadı; bulduğunu bilse, geçeni silse, MERYEM ile söyleşirdi;
kundağı ele alsa, DOST KAPISI’nda bekleşirdi.” dedi, MERYEM
selamladı. 15 Her isimden dua geldi, EYYÜB’üm seferi sordu. “Ayağından geçirdiği, dizi ile taşırdığı sularda, her kulu
şifa bulur; alan, aldığını bilir.” dedi, EYYÜB’üm selamladı. 16 Dayanmayı bile bile
geldik, yorgun gelen her yolcuya sorduk; “RABB’im İZİN verdi de,
soframızı kurdu da, geldik.” dediler, YEDİLER sohbete katıldılar: 17 “ER meydanı, ERLER’e; taze toprak, güllere;
bağlandı bellendi, beşik oldu sallandı. Dar gelmedi geçitler, zor
gelmedi çeşitler. Kiminde az söz, kiminde ağır toz. Kimi duvardan
atlar, kimi okumadan sahifeyi katlar. Ölümsüzlüğe, imzayı, her bilen atar.
Bilineni vermeye, her dileyeni sormaya geldik; selam verdik, alanlar ile
olduk.” dediler; her biri, ER’liğe, gürlüğe, sorumluluğa,
yargısızlığa, vergiye, görgüye, sevgiye çağırdılar. Bilginizde, her
GÜL’ün kökünün hizmete hazır olduğunu söylediler; ALTINDAN NEHİRLER’e
cümlemiz katılalım diye niyaz ettiler, selamladılar. 18 YEDİLER’den geldik, selam diyen her
kuluna, selamlarını ilettik. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH |