30 Haziran 1984 Çeşme

MEVLÂNA’yım ben!

1 Karar yerden göğe açılır, niyet ile dilenen yoldan geçilir. Cümlenize selam olsun, gönüllerde açan güller her dileyeni bulsun.

2 “Kapı-kapı dolaştık, kulları ile halleştik; geçersiz denilen her olayı, geçerli hale saydık.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Akan sularda durdum, heybeyi omuza vurdum, gelen geçene sordum; ‘Alacağın mı, vereceğin mi gönlünü doldurur?’ Kimi alacağım dedi, kimi vereceğim… YUNUS ile söyleşen, aldığı verdiği ile eyleşene selam olsun. Desin ki; ‘Hem alacağım, hem vereceğim; almazsam, vermeyi nasıl bileceğim?’ Yapraklar örtü geldi, topraklar serti sildi, ağaçta sırtı buldu; gün-gün aldığınıza, her dileyene verdiğimize, her dalı şahit oldu.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Bakır çaldım, pirince verdim, elde olanı bilekte saydım, her günün gecesinde yıldızlara sordum; ‘Geceden mi güzelsin, Güneş’ten mi özelsin?’ Dediler ki; ‘Bir bir oluştuğumuz, kainatta buluştuğumuz, VAREDEN’in SIRRI’ndandır.’ “ dedi, İBN-İ SİNA sözü aldı:

5 “Yıldızdan yıldıza yol açalım, seferde olana ışık saçalım, DOST KAPISI’nda bekleyen her kuluna müjde verelim. Gölgesiz günün gecesinde, her yıldızın hecesini görürler. (Kime?) Gölgesiz gün geçiren cümle kullarına. Yapıya her kulu talib olur, ne var ki, nasibi olan bulur.” dedi, İBN-İ SİNA her yıldızın bir gölgeyi sildiğini söyledi, selamladı.

6 Çaydan aldığına değil nehirden dolduğuna sevindik, her adımda ADI ile övündük, HAMZA DOST’a değindik. Dedi ki: “Hal almayı dileyenin, her sözünü eleyenin, gönlünde olan konuyu beleyenin, yardımındayız. Geldiğimiz her anda, bildiğiniz her zanda, mevcut olan bilgiyi katıksız veririz. Dumansız bilgi meydanı boş gösterir, her olayı hoş gösterir. Doğudan Batıya her zerre, kulunu bütünler; gayreti, aklınla gönlünü birlemekte göster. O zaman, sen ben silinir, mana ile madde birlenir. Mana, madde ile bütünlendiği anda; geçici olan değil, gerçekçi olandansın. Madde denilen, para ile pul değil, bedenindir; aklın, gönlünü güdenindir. Aynı ölçüye alırsan aklın ile gönlünü, dünyada kıyamete kadar sürdürürsün ömrünü.” dedi HAMZA DOST. Sayılı günlerin bitiminde yaşanan hayırlı olaylara gönülden niyazdayız.  

7 Aynaya bakarsan, eşyanın dengini görürsün; gördüğün gerçekte, gönlündeki zengini bulursun. Ağacı, besleyen süsleyen diyebilirsin. Oysa ağaç, telefondur telsizdir. (Tefekkür?) EYVALLAH. Ağacın gerçeği odur. RESULÜ, her nefeste ağacın vergisine uymuş, vereceğini ondan sormuştur. (Ağaçla mı konuşuyor?) EYVALLAH. (Zikirde?) EYVALLAH. Taş, toprak oldukta; hileyi siler, gerçeğe her varolanı hazırlar.

8 MERKEZ’ime danıştım, dedi ki: “Çoğunluğa uydun mu? İnce sesi duydun mu? Koruk alıp eline, deyemez diye yere koydun mu? Konuk gelen kuluna, yerden gökten verileni sordun mu? Öyle ise, gönlünde olandan kayguyu silesin.” dedi, MERKEZ’im sözü MERYEM’e verdi:

9 “Bunaldım su dilerim, gelen geçene söz ederim, dilenen her eli tutarım. TOKTAY adına selam aldım. Gönülden gönüle aktarılan her olayda gerçek vardır; PEYGAMBER görmek, asla geçersiz rüya değildir. Rüya da değildir. Açmayı dilersen, bekle derim. Dört duvarı örttüğünüz, damına bayrağı diktiğiniz gün gelir.” dedi, MERYEM selamladı. (Rüyaya mı?) EYVALLAH.

10 “Dünyaya her gelen; geldiğine değil, bulduğuna sevinsin.” dedi, YAHYA sözü aldı:

11 “Yol, dağdan geçiyor ise, seyri güzeldir. Zor olsa bile, dumana asla yer bulunmaz, bilen gerçeği silmez. Aldık geldik, kayguyu silen ile beraber olduk, akan suda dolduk. Yorgun değiliz, yolumuz uzun; yargıda değiliz, haliniz düzgün.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

12 Her yıldızın adına selam verelim, geçmişte değil günde kelamı bilelim. Soyluya adı verilse, yerden göğe direnirdi. Soysuza nokta denilse, adı ile gerinirdi. Her satırda kul övülse, kalanlar hep dövünürdü. Her kulu övülür, ne var ki, kul gönlündeki ile sevinir. Gülün çiçeği övülür, dikeni değil. Öyle ise, diken geçersiz midir? Diken, gülün koruyucusudur, hem de kulu korur. Çünkü, dikenin özelliğinde gülün zehri vardır. Gülü besleyen maddenin döküntüsü, dikenindedir. (Tortusu mu?) EYVALLAH.

13 Binbir örtü örtülür, bilemezsen yırtılır. Eli nazik tutalım, her örtüyü bir-bir açalım; gümüş iplik bulursak, açık geleni dikelim. DOST ADI’na geldik size, DOST ADI’na girdik söze; almayı dilenen düze, cümleniz ile geldik dize. Sofra açık dedikte, tatlı aşı yedikte; HAY diye-diye kaldık, hayırda gerçeği bulduk. SALAVAT okusun.

14 (Romatizma için): Yaprağın tazesine. Limon yaprağı. Kaynatılsın. Limon suyu ile karıştırılsın. Her gün ayaklar banyo yapılsın. Soğuk değil, sıcak değil… Yaprağın geçirdiği her evrim verilir, kulunda şifa görülür. (Not: Evrim: Her gün çok taze yapraktan, olgun yaprağa doğru kaynatılacak.)

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH