5 Temmuz 1984 Çeşme 

MEVLÂNA’yım ben!

1 Dumanları sildik geldik, yerden göğe bildik geldik, cümlenize selam dedik. 

2 “Her dalda yaprak saydım, bir dalda meyve buldum, tadını güzel dedim, çevreye gülleri serdim. Gel diyenle, gül diyene, toplanan suya göl diyene, ‘Kainattan aldığın bilgin ile kal.’ diyene, selamımı ilettim.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Daldığım her konuda, dar geleni sildim, varolanı buldum. Kuyuya eğildim, YEMEN’den selam getirdim. Kuyu selamımı aldı, bana geriye verdi. ‘Dumandan uzak kalsam, her konuya HAK ADI’na dalsam’ dedim, kumdan gelen her nefesi ÖZ’ümde bildim.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Ekinler boy-boy oldu, tarlaya kuşlar geldi; nasibini alan doydu, sevgiyi bilen duydu.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:

5 “Duvar yüksek aşamam, dağ yolunda koşamam. DOST YOLU’nu bildim geldim, YUNUS misali sözüne uydum geldim.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

6 “Atları bağlarsam ahıra, düşmem kaygu ile kahra; güzel günde, gittim geldim sahura. Suyun aktığı gibi, YUNUS’un baktığı gibi, çamurun suda çöktüğü gibi, arınandan oldukta, ‘Derman SEN’den.’ dedikte; binbir güne bakmayız, Güneşte çerağı yakmayız.” PİR SULTAN ABDAL, sözü güzel dedi bağladı.

7 “ ‘Durmayı dilemem, elemezse bilemem.’ diyene, DOST KAPISI’nda bekleyene, beklediğini bilmeyene, demde yumuşak gelen, yumuşak hale gülen, her anında güzelliği bilene; HAMZA DOST selam ile geldi, yeminden uzak kalana güldü:

8 “Seyre geldik bedeni, çayırda sürü güdeni, bilgisini birbirine katanı, kayguyu günden atanı… Dağlara ses verdik de, alamadı mı? Çöllere yol verdi de, bulamadı mı? Çiçekler bana güldü de, yolamadı mı? Sevgide bütünlük, her olayda gerçeği açar. Komşuya selam verdi isen, yolunu saygı ile geçer. Bildiğin, senin ile bütündür; bilgin, dilediğin katındır.” dedi, HAMZA DOST bütünde katıyı sildiğine sevindi, selamladı.

9 “ ‘Bardağa su alayım, yeterse suya dalayım.’ diyene de ki; ‘Binbir kelama daldım, her akan suda durdum, deryayı derin buldum. Dedim ki; yüzmeyi öğrenmeden dalamam, dalmadan kalamam.’ YA ALLAH diyeceğim, HAK LOKMASI yiyeceğim, bilgi fistanı giyeceğim; o zaman, deryaya dalmaya, gönlüm ile kalmaya hazırdır.” dedi,  KAYGUSUZ sözü MERYEM’e verdi:

10 “Deryaya yol dileyen her kuluna kapalı gelse kapı, yol vermese yapı; dileyen YA ALLAH der açar, yapıyı gönül ile geçer. Bağda gölge aradım, su başına geldim saçı taradım; ilmek-ilmek ördüm, üst başına sardım; el ayak hizmetine benliğimi verdim, yamayı dizine verdim. ‘Suya yol vereyim mi, suda sinnimi göreyim mi, akan su ile terimi sileyim mi?’ derler, bana sorarlar. Akan su arındırır, saymayı bilirsen barındırır.” dedi, MERYEM selamladı.

11 “Dağılandan beklersen, döküleni toplarsan; bir elinden öbür eline selam olur, her aldığın elinde dengini bulur.” dedi, HACI BAYRAM sözün gerçeğini dumansız verdi:

12 “Derman dileyen her kulu, derdini ALLAH’ına dökerse, paslı çiviyi söker. Benden dileyen benimledir, beni bekleyen gönüldedir, sofrayı kurdu isek aşımız yerindedir.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

13 “Bağırdım ses geldi, susadım tuz geldi, bağışladım söz geldi, yumuşak yol aradım toz geldi. Ağlayıp yanayım mı, kış geldi donayım mı, kuru ağacın dalına konayım mı?” dedi, SARI ANA sözün en güzeline nokta koydu.

14 “Severlerse seveceğim, duyarlarsa öveceğim, bir söz ile bulacağım, HAK’tan gelen ile dolacağım, bir bardak suya doyacağım. Elden eli aldık, gönüllerde bulduk, nefsimizde kaldık, yumuşak hale geldik. Ses de senden, nefes te… Sevgi de senden, heves te…” dedi, SARI ANA selamladı.

15 “Bin öğüt aldık geldik, sohbeti gördük sevdik; günden güne ekledik, niyazları bekledik.” dedi, RABİA seyri cümle ile paylaştı.

16 “Fener yandı, direk gerek; gönül doldu, siret gerek; her var olana, suret gerek.” RABİA selamladı. Cümleye.

17 “Düğüm oldu ise eldeki iplik, açalım; doldu ise çöplük, seçelim; gölgeyi sildi ise akıl, hayır diyelim; HAK ADI’na, bilgi fistanı biçelim.” dedi, YAHYA EFENDİ dolu bardağı cümlenize sundu:

18 “Kuşak belde kaldıkta benliğini bölüyor ise, gevşet; yolunu siliyor ise, çıkar at, dileyene sat.” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

19 “Damla-damla akan suya, geleceğe bakan soya. Ne dün bilindiği gibi kaldı, ne günü bildiği gibi aldı, ne yarına kararda kaldı; duvara örtü koydu, bilge olduğu gün, gerçeğe doydu. Alacağını bilen, gözden NUR’unu gören, her sorana AŞK’ını seren; gördü de geldi, YEMEN’den selam getirdi. Arpa buğday taşınır, yollar geleni giden ile aşırır, her yaratılan bilir bilmez kaşınır. Ne mutlu geldiğini bilen, bildiği hal ile koşana.” dedi, EYYÜB’üm sözü aldı:

20 “AKDEVE’yi aldık geldik, selamı cümleye verdik, her adımda sorduk; ‘Dostluk mu geçerlidir, postluk mu?’ Denildi ki; ‘Post çevreye, DOST devreye yararlıdır. ALLAH’ım, her devrede kararlıdır. Postta daim kalırsan, zararlıdır.’ ”

MEVLÂNA’yım!

21 Devre, her an yenileme; post, bilginin kalıplaşması… ALLAH’ıma emanet olunuz. Gönül erliği, her an yenilenme ile gerçekleşir.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

sinn: yaş. diş.
siret
: bir kimsenin içi, tabiatı, ahlakı.