13 Temmuz 1984

MEVLÂNA’yım ben!

1 Her yolun gidişine, her sürüyü güdüşüne, YAR’dan dedik katıldık; sorguyu doğuştan dedik, bitirdik. Cümlenize selam olsun, ayrıda olmayan her kulu kendini gerçekte bulsun.

2 “Dalda yaprağı saydım, meyveyi aldım kabuğunu soydum, nasibime sevindim, şükür dedim doydum, her söze YUNUS misali uydum. Geldik söz ile, bulduk ÖZ ile.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Bir-bir okudum yazdığını, gün-gün dokuduk dizdiğini. Elden ele uzandık, HAK MUHABBETİ’ni kazandık. Düzen öyle güzel ki; gel diyenle oluşur, GÜL diyenle buluşur, her sevenle söyleşir. Aradık her taşın altını, sorduk kimdir bilenin postunu. Dediler ki; ‘Kimden kime danışırsın, kim ile kime söyleşirsin?’ Dedim; ‘Senden bana söz gerek, benden sana ÖZ gerek, aşı koydum tuz gerek.’ Geldik, güldük, ağladık; her sohbeti BİR’ledik, ALLAH ADI’na gürledik; senden sana selam dedik, cümlede hal eyledik.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Gür akan sular senden, hor bakan gözler kimden? Sil ALLAH’ım kinleri, bildir bize kimleri. Geldik sen diye kuma, durduk HAK diye yola. Subaşı öğütürse, sohbeti eğitirse; her kulu BİR’den bulur, BİR’likte DOST’unu bilir.” dedi, YUNUS’um Dergahında TABDUK EMRE söyledi.

5 “Ayyaş değiliz DOST SOFRASI’nda. Dağlara söz verdikte, daldan dala ipi gerdik te; meyhane, söz edendir; saki, sözü sunandır.” dedi, TABDUK selamladı.

6 Huydan huya alışan, yolda sözle buluşan, MUHİDDİN ARABİ ile söyleşen… Selamını alsın.

7 “Doğuştan yola atıldık, iman ile hale katıldık, DOST KAPISI’nda bilmeyenden itildik; görgüyü bilgiyi RESULÜ’nden dedik, noktayı kendimize hal edindik.” dedi, MUHİDDİN selamladı.

8 “Sağ ayak, sol ayaktan atiktir. Sol el, zaman içinde tetiktir.” dedi, İBN-İ SİNA sözü aldı:

9 “Her damla suya baş eğdik, diz büktük, her bilginin önünde çöktük. Dedik ki; ‘Bilgimize sınır çizmeyen, gerekmeyen bilgiyi aklımızda çözmeyen, BİR’liğine yorum katılmayan, sevgisi gönülden atılmayan. Bağlıyız, bağımız AŞK’ın; bilmezse kulu SEN’i, döner halde şaşkın.’ Döne-döne oluşuruz, gider gelir buluşuruz.” dedi, İBN-İ SİNA düz ovada ekili ekinden her tanesine, bilgisini savurdu, selamladı.

10 “Bitmez sözün sohbetin, kalmaz güzelde hiddetin.” dedi, YAHYA sözü her çiçekten aldı, bir demette topladı, gelen günde katladı.

11 “Gerçek, sende olandır; gerçeği bilen, gönlüne uyandır. ‘Uyduk ALLAH’ım.’ diyelim, BİNBİR ADI’na niyaz edelim. Baktım gördüm çevreni, gülsün dedim çehreni. Çimenin yeşiline uydum duydum, diyen her dilde kaydını buldum.” dedi, YAHYA selamladı.

12 “Bakarsam, göreceğim her renkte, iz vardır. Dinlersem, vereceği her seste, söz vardır. Konuk gelen, kendinde olana sevinsin, aldığı ile övünsün. Dumandan dağılana yorum gerekmez. Konuk gelene. Sebepler senden benden değil, YÜCE’dendir. Her attığın adım, hecedendir.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı:

13 “Gelen geçen alışır, DOST SOFRASI’nda buluşur; bilgi, alışa verişe gelişir; her zerren, verdiğin halde HAY diye söyleşir. Katıldık niyazına, sevindik hevesine, YEMEN’den gelen nefesine. güller adını verir, gönüller kaydını bulur. Her düzende, bilenle bilmeyende, bilginin sözü tartışılır. Gönlünü, sevdiğin renk ile, bildiğin ahenk ile besle ki; senden sana gelişen, O’ndan sende buluşan sevgini, EMRİ ile dağıtasın.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

14 “Bakır tasa su aldım, gümüş tasa bilgi koydum, altın tasa sevgim ile saygımı koydum. Her birine baktılar, dilediler tattılar. Dediler ki; ‘Susuz bilgi olmaz. Suyun bilginin olmadığı yerde, sevgi saygı kalmaz. Her biri birbirini tamamlar, her birini bilen kulu, kendini tanımlar.’ ” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze geldi:

15 “Vurdum baltayı oduna, dedim ağaç dikeyim adına. Ocak odunu bekler, kucak geleni ekler. Diz dize oturmuşlar, aşları kotarmışlar… ‘Bir dizlik yer alayım, çevrenizde kalayım.’ diye eğildim; dediler ki, ‘Elde kaşık, dilde âşık oldunsa gel, doldunsa bul. Bildinse yerden yere övünme, yer yok diye dövünme, aş çok diye sevinme.’ Daldığım rüya halden, bildiğim sevgi senden…” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. Cümleye.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH