12 Ağustos 1984 Çeşme

MEVLÂNA’yım ben!  

1 MEYDAN’ı bize açarlar, dar gelen yolu seçerler; her yaratılanı, gelişine uydu diye seçerler. Gel el ele olalım, gel gönülde BİR’liği bulalım, yerden göğe niyaza duralım. Cümlenize selam olsun, yer ile gök arasında kul gerçeği bulsun.

2 “Gerçeğin yorumlu verildiği yer, -(Bedenli dünya hali mi?) EYVALLAH.-, yaprağın çözüme girdiği yön; yerden göğe ulaştırır, bilgisini bulaştırır. (Dünyaya gelişinin amacı mı?) EYVALLAH. Görgüde, bilgide, sevgide, saygıda yerini alırsın; kendinde olana, gönülden inanırsın. O zaman, seni buluşturur.” dedi, YUNUS’um sözü aldı, cümle ile konuya girdi:

3 “Her sözümüz öğüttür, dayandığımız söğüttür. Gün gelir, öğütte söğütte, kul kulluğuna eğilir. Geldiği günde bulduğundan, cümle ile sevilir. DOST dedilerse, inan. Gerçeği bilmeden de, ALLAH’ım dersin… Bilmeden dayandığın ile, bilerek dayandığın; rüya ile yerini verir, yerden aldığın ile kendini gösterir. Bilmeden dayandığın, ağaca benzer. Bildi isen, kendini göster.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Sarayda otursam, altın tepsiden baklava kotarsam; ne yerinde, ne serinde değişen olur. Yediğim bende, sofra yerde kalır.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:

5 “Her noktayı denedim, sönmeyen yıldız gibi; her softaya yöneldim, solmayan yıldız gibi. Güzeli vermediler, ne var ki, asla gönlümdeki güzeli silmediler. Kapanan her kapıda durdum, niye kapattılar sordum. Cevab, HAK SÖZÜ olamazdı. HAKK’ı bilen, kendinde kapı kapayacak gücü bulamazdı. Geçtim güzü, buldum yazı, öylece çaldım sazı. Yöreye uydum, DOST diyen her kulunu duydum, sevgilinin sohbetine günü-günü doydum.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

6 “Bir avuç kumu aldım, gönülden sevgiye daldım. Tane-tane saysam, her sayısına niyaza dursam, bitmez.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı:

7 “Kar oldu eriyecek, söz verdi koruyacak; yeşil rengi sarındı, yorumsuz sürüyecek.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

MEVLÂNA’yım! 

8 Attığımız her adımda AŞK nefesi alırdık, her nefeste İLAHİ GÜZELLİĞİ bulurduk. Her damlada KEVSER diye yaklaşır, AŞKI ile paklaşırdık. ‘Deryalar bizden SANA, gerçekler SEN’den bize ALLAH’ım.’ der; yana-yana, döne-döne sehere geçerdik; şirki siler, katlanan her bilgide uyumsuzluğu silerdik. ‘Deryalar nedir?’ denildi: Her kulun gönlünü deryadan saydık, ne bedende uymayana, ne güdende duymayana aklı yormadık; taş olan yerde durmadık, İZİN ile yürüdük, ayağı vurmadık.

9 “Balık aldım ele, soluk verdim dile. Ocağı yakayım, balığı dala sokayım, pişsin yiyeyim, ne güzel diyeyim. Balık pişsin dal olmaz, ala geyik yol sormaz, doğruya boyun eğdik, YAZAN hataya gelmez.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı: 

10 “ ‘Yardığım adım, ayağıma gelmesin.’ dersen, yorumunu düzenli yaparsın. (Dikkatli olmak?) EYVALLAH. ‘Kopan ipe düğüm atayım, gelecek atı tutayım.’ dediysek; düğümü güçlü atalım, HAK ADI’na atın başını tutalım.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

11 “Kement attık, gelen atı tuttuk, pazara götürdük sattık.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı: 

12 “Her göle dalamam, soğuk suda kalamam; ısınmazsam ben, kendimi bulamam. Dur yoruma geleyim, gerçek vermeyeni sileyim, dayanmayı bildi isem kendi yarattığıma güleyim. Gönlümü açtığımda, gerçeği seçtiğimde, kendi yarattığım güzeli bulmak; arayanı sevindirdiği kadar, YÜCE’yi de sevindirir. O zaman, YARATAN yaratılan arasındaki düğümler çözülür.” dedi, PİR SULTAN ABDAL övgü ile sevgi ile cümlenizi selamladı.

13 “Ocağa aşı koydum, yastığa başı koydum; nefesimi saydım, nefsimi soydum, akan ırmakta çamaşır yuğdum.” dedi, RABİA sözü aldı:

14 “Dar yollar geniş oldu, Güller açtı gözüm seçti, ÖZ’üm ile Dostluğa geçti. Ne tozumuz kaldı, ne yozumuz… DOST  geldi de elimizi tuttu, aldığıma verdiğime nasibini kattı.” dedi, RABİA selamladı.

15 “Bağını belledin mi, gelini telledin mi, az vereni çok diye zorladın mı?” dedi, SARI  ANA sözü aldı:

16 “Çoğu dileyen alsın, sevgisi bize kalsın, yoğurt alsın bol yesin. Güneşe dursa erir, gönlünden geçen ile bulur. Korkuyu yer etmesin, kar alıp bal satmasın. Kendinden yardım dilesin, HAK ile öyle söyleşsin. Kul kulun derdini bilmez, bilmeyen kul bilene vermez. Asmayı budarsan gelişir, bilgini budarsan dönüşür. Hataya düşmeyelim, asma ile gerçeği deşmeyelim. Gölgeyi ağaçtan bildik, Güneş var ise sarmaşığı ektik. Kement attığımız yerde, toprak asla kaymamalı, bizi zora koymamalı.” dedi, SARI ANA selamladı.

17 “YAHYA söze geldi, sözüm verdiği yerde durdu; iletilen her konuda, cevab bekleyene sordu: Gerçek, bir bilen ile bin bilene iletildiği zaman; YEMEN’den sorulur, anında iletilir. Açılan her sorgunun yeri gelişten tayin edilir, YEMEN’den yazılan okunur; yorum ile, kul bilgisini dokur. Onun için, yoruma açık verilir.” dedi, YAHYA selamladı.

18 Dalgalar dizilidir, yerinde verilir. Deniz dalgası değil, akım. Sözlü veride, dağılmadan gelir, onun için ÖZ’dür. Yazılıda, her çizgi, her satır, aralıksız iletişini sürdürür. Noktaya bağ koyan, usunuza ağ koyandır. Usunuz, orda yıkarız. Ağ, NUR’dan ağdır, gönüldeki bağdır. (Cümlemiz dahil miyiz?) EYVALLAH. 

19 “MERYEM yolu aradı, sevgi ile taradı. Günün verdiğini, güzelin ördüğünü, DOST KAPISI verir dedi, yerden göğe niyaza durdu… Baktı isen düzene, uydu isen YAZAN’a; deme nedir, bedenini bozana. Gelmiş geçmiş söz olur, sözde LOKMAN’ı bulur, kaygu sende kalır. Silmeyi dene. Kondu ise dala kelebek, bil ki kışın bitimidir; deme, kaderin yetimidir. İSA MUSA ne dedi, İBN-İ SİNA ne yedi? Ayran içti, sözün en güzelini seçti.” dedi, MERYEM selamladı.

20 “İBN-İ SİNA geldi de, HAK aşını yedi de; bayrak aldı eline, çıktı TUR’un yoluna. Bayram oldu diyecek, sesini cümleye verecek. DOST KAPISI’nda durdu, kapalı kapıya vurdu. Gölgeyi sildi geldi, kapıyı açık gördü, oymayı ele aldı. Dal dedik, derya senin; hal dedik, güzel sende. Ne onda, ne bunda, yolun düzeni sevgide.” dedi, İBN-İ SİNA selamladı.

21 "BUYRUĞU, sana bana değil cümleyedir. (HAKK’ın EMRİ?) EYVALLAH. Korur kayırmaz, sever ayırmaz, zoru verse de kolayı çevirmez. ALLAH’ıma emanet olunuz."

22 “YESEVİ geldi söze, bir nasihat dedi size, ‘Dağlara çıkayım ben.’ der, sadece. İlk adımda niyetsiz kalmayınız. Niyet ettikten sonra şüpheye düşmeyiniz. (Cümleye mi?) EYVALLAH. Nıgunahım; ‘Olumsuz güne ah ettirme ALLAH’ım.’ demektir.

23 OMAR der ki YESEVİ’ye; ‘Söz veren, YUNUS ile ÖZ saran, beklemekten kalmayan; yerini yolda alır, ŞEMS-İ TEBRİZ’i bilir.’ Soğuk yerde durmasın, ne olursa sormasın. Günde günü bulacak, gerçek yolda duracak, doğduğu yerde Güneş’in yorumunu bilecek.” dedi, selamını iletti.

24 Asya’nın ortasına nokta koyarsan, verdiğimizi duyarsın.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH