17 Ağustos 1984


(1-   HAZRETİ MUHAMMED’in hakikati.

 2-   RUH’un hakikati.

 3-   Kainatın yaratılışı hakkında açık bilgi vermeniz mümkün mü?)

MEVLÂNA’yım ben!

1 Her güzele yerden göğe katıldık, ÖZ’ümüzde olan GERÇEĞE itildik. Görgüye sevgiyi bağlarsan bulursun, yazan ile yerini alırsın. (‘Yazan’dan murat kimdir?) DOST kalemi ele verdi ise, AŞK’ını dile serdi ise; yazan O’ndandır, yazılan O’nun… (Yani HAZRETİ MUHAMMED mi?) EYVALLAH. YEMEN’den ulaşan, cümlenizde dolaşan, MEVLÂNA YUNUS diye söyleşen her BİLGE o’ndan alır, o’ndan verir. Tek nokta, tek satır, verginin dışında değildir; ÖZ ile söz ile, cümle için verilen yazı.

2 Seni beni eylemeyen, günlük olayları peylemeyen, güzeli çirkini paylamayan, O ne GÜZEL’dir, yarattığını seven, O ne GÜZEL’dir, seveni bilen, O ne GÜZEL’dir, her gönüle giren, O ne GÜZEL’dir, sebepleri kulunun önüne seren ve O ne GÜZEL’dir ne olursa olsun cümleyi saran…

3 Ansızın gelmedik dünyaya, düzende yerimiz hazırlandı. Komşu olarak değil, konu olarak geldik. (Biraz daha açar mısınız?) O dünyaları bir-bir yarattı; O, kulları NUR’u ile bağladı; her güne, binbir düğüm ekledi. Her halka diğeri ile bağımlıdır, birbirine düğümlüdür. Gerçek günde düğümler açılacak, görünmeyen mesafe ölçülecek. (Gerçek günden maksat nedir?) Her kulun MEYDAN’ı bulduğu, beden ile gününü doldurduğu… (Kıyamet mi?) EYVALLAH.

4 Sayacağın her adım, dumanı dağıtır. Mümin olan bilir; RESULÜ, HAK ile yaratılan arasındaki TEK KAYNAK’tır. Meyanı, beyanını noktalar. Beyanı ile tanınır, hakikat ile yerini doldurur. GERÇEĞİ bildiği, doğudan batıya verdiği ile, her zerrede mevcuttur. RESULÜ’nün HAKİKATI budur. (‘Her zerrede mevcut…’ olan, nedir?) NUR’aniyeti… RUH’aniyeti, HAK ile bağı; NUR’aniyeti, kul ile ağıdır. Açacağın her kapıda o mevcuttur; o, RESULÜ’dür.

5 “Asmaya eğildim, yorum yetersiz; üzüme yöneldim, sonu tutarsız; her taneye ADI’nı versen, gönül doymaz. Yaprak-yaprak açtım defteri, saydım durdum her satırı, olsun diye kul hatırı… Gölgeden Güneş’e geldim, Güneş’te fidanı buldum; bol ise suyun, ne güzeldir huyun.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

6 “Gez yürü, görgün açılır, bilinmedik köprüden geçilir. Doğruya dalanlar, eğriyi silenler, senden benden değil YÜCE’nin EMRİ’ndendir. Biz güzele güzel deriz, biz kuluna yol veririz; ALLAH’ım açtı ise yürür… ‘Nedir nedendir, kimdir nerdendir?’, bize söz vermez. Gömülenden değil, övülenden seviniriz. 

7 Dağları, ovaları, ağaçları, suları, benim için, senin için YARATAN; RESULÜ’nü yarattığı, o’nun için kainatı bütünlediği, GERÇEĞİN İLAHİ KARARI’dır. Her olayın, bir dolayı vardır. Kainatın yaratılışı da RESULÜ’ne; RESULÜ ile kaim… Olacağı gerçeği, yazışı ile verilmiştir. (‘YAZI’dan murat KUR’AN mı?) EYVALLAH. RESULÜ KUR’AN’ı yazdı kaim oldu ve RUH’u bedenlendi. Doğruyu bildiği, gönülden her yönü açtığı, açıktır. Ve okudu, ‘Sen de oku.’ diye belletti. 

8 ‘YUNUS nerde bildi de, hangi bilgi ile geldi?’ denilir… YUNUS önce çevrede aradı, sonra çehreyi taradı… Gördü ki, bilgi, her yaratılana deste-deste dağıtılmış, her yaratılan bilgisi ile eğitilmiş. (Yani, kişi Arif mi?) Her kişi değil, her yaratılan. Çiçeğe çiçekliğini sen öğretemezsin, o bilgi onda mevcuttur. Sen, onun bilgisine hizmet edebilirsin ancak. YUNUS bunu öğrendi de gerçeğe döndü. Kulda da kul olma bilgisi mevcuttur, ne var ki o bilgiyi soymak gereklidir.” dedi, YUNUS’um selamladı.

9 “Ağır gelse su damlası, tez olur kulun hamlesi. YUNUS’a söz veren diller, MERYEM’e toz veren eller, bilseler, gerçeğe küfrederler, günlerini silerlerdi; her zerrelerini bölerlerdi; HAK SOHBETİ’ne gelirlerdi. (Gerçeğe küfretmek ne demek?) Şirk. ‘Dağlar olmasa…’ diyen, üzümü ermeden yiyene benzer. ‘O, O’nun, O’ndan; O, O’nun ile O’na.’ diziye verdiğimiz; YÜCE, RESULÜ, cümle kulları, DOST’luk verir güzel halleri.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı:

10 “O YARATAN, O’nun yarattığı, -o’ndan dolayı yarattığı- her yaratılanın binbir zerresinden DOST sesi gelir. Çokluğun sözüdür. Ne var ki, binbir ana zerre vardır her kulunda; dağılmadan tutar, sevgiyi birbirine katar. HÜKME uyan, DOST SESİ’ni duyandır.  Onlar, ve onlara hükmedebilen her BİLGE, yerinde yorumda varır gerçek hükme. RUH’un nüfus edebildiği, devamlı irtibatta olduğu zerreler sayısı kadar kuluna kapı açar. BİLGE olan, yaratılmış binbir zerresini noktalamış olanlardır. O zaman, HÜKME adım-adım uyarsın, HÜKMEDEN’i duyarsın, sırtını HÜKMEDEN’e dayarsın; ne düşersin, ne şaşarsın, ne yok yere koşarsın. ‘ALLAH’ım. Binbir zerremize katılalım, bilgimiz ile.’ diyelim, niyaza duralım.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

11 RUH, yaratılmışlığın kutluluğudur. Maddesini bilemezsin; ne uçucu ne kaçıcıdır, ne de geçici… Vardır, var olacaktır. Katılaşmadığın her anında, her zerrende dağılmaz. Lambayı yaktığında etrafı ne kadar açıksa, o kadar ışık verir; ne kadar kaparsan, dar yerde kalır. Işık vardır mevcuttur, el ile tutamazsın. RUH vardır, göremezsin tutamazsın, atamazsın satamazsın. Sen onun hükmüne girersen, yerden göğe bilirsin; o senin hükmüne girerse, yer ile göğü silersin. Olay budur. Senin RUH’unun hükmüne girmen… Çünkü, RUH gerçek bilginin sahibidir; bedenin her zerresinde konuk değil; konuk olan bedendir. Fistan gibi giyer. ‘YA ALLAH.’ diyelim, dünü günü sayalım, bilgimizi soyalım.

ALLAH’ıma emanet olunuz. 

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH