|
27 Eylül 1984
MEVLÂNA’yım ben!
1 Yaratılmış olan bizler, YARATAN ile
BİR’liğe eren ÖZLER adına cümlenize selam olsun.
2 “Kumda iz bulan, kula söz veren her olaydan
konuştuk, YEMEN’den danıştık. Kuyuya yol aldık, deryayı gönülden
aldığımız ile bulduk; elden dilden gönülden, DOST diyenin halinden sorguyu
sildik, selam diye geldik.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:
3 “Dumanlı duran dağda, RAHMET’i olan bağda,
güzeli gören bilir her çağda. Destide su var, dağlarda kaldı kar, her
bileni yolcuda sar; bil ki niyazına cümle ile gelir YAR.” dedi, YUNUS’um
selamladı.
4 “Binbir atlı koşarsa, her gönüller coşarsa,
bizden sizden sayılmaz, ham meyve soyulmaz. Olduk olasıya, sevdik ölesiye.”
dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:
5 “Yama vurdum dizime, düğüm attım sözüme.
Yolum gidene açık, dualarım cümle ile gerçek. Doğuya nefes gerek, batıya
heves. yoğun gelen boğasa ALLAH’ım kuvvet verir, KUDRETİ ile zor
geleni düzeltir.” dedi, KAYGUSUZ selamladı. Boğasa; yüklü gelen zorluktur.
Doğuştan aldığına gerçeği bulduğun gün yorumu
silersin. Dersin ki, ‘Boğa üstüme gelse, gücümden üstün olsa; YÜCE’nin
verdiği ile dururum, gerektiği an vururum. Asla korkum kalmaz, bende
gününü sormaz. Öylece boğasa ile övünürüm.’ diyesiniz.
6 “Kapalı kapıyı zorlamadım, harman gördüm
horlamadım. Doymuş olsam, somunu alsam, gelen ile paylaşsam; bilene
değil, katana uyarım.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı:
7 “VEYSEL’e selam verdim, PİR SULTAN ABDAL ile namaza
durdum, HACI BEKTAŞ ile toprağa girdim, DOST SOFRASI’nı öylece
kurdum. Geldik verdik el ele; yoğun veren her satır, cümlede gördük hatır.
Niyazımız gönülden gönüle aktarılsın, seyrinde kainat kotarılsın. Denilsin ki,
‘Bir bir görüldü gönüllerimiz, sergiye geldi niyazlarımız.’ Dağlar söze
geldi de, her aldığını bir nefeste verdi de; DOST’luk günden güne
gelişti, duman ile gelen Güneş’e danıştı.” dedi, HACI BAYRAM
selamladı.
MEVLÂNA’yım!
8 Ayrana değil sütüne talib olsun, talebi sergiye
koysun. (Bir İngiliz
hanıma) Desin ki, ‘Sütten; dileyen ayran, dileyen peynir alır, dilerse
sütü olduğu gibi bulur. Dileyenin gönlüne verdim, gerçeği
benliğime sardım. Olduğum halde alacağım, sevdiğim kadar
bulacağım.’
MEVLÂNA’yım!
9 Her çağrıya ses versem, güzele uyar mı; RABB’imden
İZİN alsam, alan beni duyar mı? Asla düzene uymayana adımı vermem,
RABB’im yazmadı ise gölge dahi göstermem.
10 “Çevremden aldığım ile değil,
YEMEN’den gelen EMRE cümlemiz uyarız.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı:
11 “Bir sofrayı kuracağız, her birimiz
çevresine oturacağız; DOST’luk selamı verip, cümleye katılacağız; her
birimiz HAK ADI’na sefere atılacağız. Elbet gölgesiz kalırız, YARDIMCI ile
her adımımızda selameti buluruz. Asla kaygu etmeyiniz. Ne var ki, hizmetinize
onur, gurur asla katmayınız; YARATAN’ın EMRİ’ne uyduğunuza şüphe
duymayınız. Çünkü O; O’na hizmet edenden RAZI’dır. Secde O’na, rüku O’na, sevgi
O’ndan sana. yolları açık bulacaksınız, cümleye sevgi ile dolacaksınız; er gibi
hizmette, sultan misali himmete ereceksiniz.” dedi, HAMZA DOST selamladı.
12 “Sevginiz, sermayenizdir; saygınız, güzel
fistanlarınız; gayretiniz, günde gelende, bilene bilmeyene destanlarınız…”
dedi, MERYEM sözü aldı:
13 “Seyredelim güzeli, seyirdeki ezeli, dayandığımız
her ağaçta dökülecek gazeli… Komşuya sordum, ‘İşin
aşın, ne güne?’ Dedi ki, ‘Su aldım, aşı dünden buldum, günde RABB’ime
niyazımı saldım. Elbet gönderir.’ Aynayı duvara dayadım, kapımı yeşile
boyadım, aşımı komşu ile paylaştım. Dedim ki, ‘RABB’im bana iki
lokma verdi, biri sana biri bana… EMRİ’ni öyle bildirdi, senin niyazını
oldurdu.’ ‘ALLAH. ALLAH.’ dedi de, verdiğim lokmayı yedi de; şükrü
kainatı doldurdu, benim sevgimi oldurdu. ALLAH’ım ondan, ALLAH’ım cümlenizden
razı olsun; doğuştan alan, kabrimdeki GÜL’ü bulsun.” dedi, selamladı.
14 “Yorumdan yol alsaydım, gayrete gelip dursaydım;
eğilene selam verir, öğüten için yere diz koyardım.” dedi, PİR
SULTAN ABDAL sözü aldı:
15 “Eski fistan giymezsem yeniyi bulamam, eski sözü almazsam
yeniyi duyamam; yerden göğe niyaz etsem, paylaşmazsam doyamam. Gel
güzeli alalım, gel gölgeyi bulalım; akan su ile olalım, davara çobanı soralım.
Gülenler yoruma gelse, soruyu kendine sorsa der ki, ‘Sürüye değil, çobana
sorulur.’ BİZ, gülenden değil GERÇEĞİ verendeniz. Çoban
sürüye bilgisini verirse, elbet ‘Çoban nerde?’ diye sürüye sorulur. Gelişi
güzel çoban olumsuz ise sürüsü
dağılır.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.
16 “Ergin üzüm aldım yedim, ne güzelmiş
tadı dedim; naz ehline selam verdim, yol ehline KIBLE’yi sordum… ‘Birinden
öbürüne saysan…’ dediler; kimi soğan kırıp, kimi baklava börek yediler.
Her alan nasibini bulur, her veren ALLAH’ımın EMRİ’ne katılır.” dedi, SARI ANA BİRLİK’ten
gürlükten, DOST’luk ile gerçekten nasibini her alana selamını iletti.
17 “Bağım nasiplidir, eli boş vermez.
Gönlüm RABB’ime bağımlıdır; saygıya bağlar, saymayanı hoş görmez.”
dedi, SARI ANA selamını yoldan yola, kuldan hale cümleye iletti.
18 “Dar sokağa girdim, kapı-kapı sordum,
bir kapıda durdum. ‘YAR. YAR.’ dediler, yerden göğe açıldılar. ‘Konuk
geldim. Gireyim mi, sofranıza durayım mı?’ dedim. ‘Gönlümüzü HAKK’a
bağladık, HAK diye ağladık. Seni nasıl görelim, önüne sofra
kuralım?’’ Bir başıma kaldım, başka kapıya daldım. Baktım üç er
oturmuş, aşını bitirmiş, şükrüne durmuş. ‘Kapınızdan
gireyim mi, sofranıza durayım mı?’ dedim. ‘ALLAH. ALLAH.’ dediler, üçü bir
niyaza durdular. ‘Bize konuk gönderdin, yuvamızı NUR’landırdın. Soframız açık
gönüllerimiz gibi.’ Konuk oldum oturdum, sözümü adım verip bitirdim. ‘BEHLÜL
gelmiş.’ dediler, sofraya bir tas su ile bir somun koydular. Niyaz ettim,
yorgun kaldım uykuya daldım… RESULÜ’ne danıştım, dedi ki, ‘RABB’ime en
büyük niyaz; kulu ile kulluğunu paylaştığındır, yolluğunu
paylaştığındır, sevgini paylaştığındır, lokmanı
paylaştığındır. Paylaşan, asla kaybetmez. Ne nefesinde, ne
kesesinde, ne hevesinde, ne kafesinde asla eksilen görülmemiştir.’ ” dedi,
BEHLÜL’üm cümleniz ile hem sözünü, hem sevgisini, hem saygısını paylaştı,
selamladı.
ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
|