28 Eylül 1984 

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yolumuza her gelen, gönlümüze söz veren, güzel gördüğüne sevinen her kulunun yerinde alanın sesi vardır. Cümlenize selam olsun; lokma-lokma yaydığımız, kuşlar ile saydığımız yapraklarda sevenin izi kalsın.

2 “Düğüm-düğüm oluştu, düğünde cümlesi buluştu. Gel dediler, güldüm; gör dediler, soldum; bildiğim ile kaldım.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Her yorumda bin bir emek, her sorunda güzel demek; ‘Bak yanına gölgen var, bak ardına görgün dar.’ dediler, odunumu elimden aldılar… Dizi-dizi kayacağım, gelen sesi duyacağım, alırlarsa alsınlar, beni gönlümde koysunlar. Koşuya çıkmadımsa, gelen kim bakmadımsa, bendeki beni bilene bilmeyene satmadımsa, olaydan kaygu almam, güzel gelmeyen sesi duymam.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Akan suya eğildim, göreyim yüzümü diye. Dağdan dağa ses verdim, duyayım sözümü diye. Ayağıma güç geldi, dilenene varayım diye. Doğruya niyet kurdum, uzadı yalvarayım diye… Seni beni yar ettik, gönülleri kor ettik, kaygu veren her olayı, yüce dağda kar ettik; akıp gelecek güneşi gördüğünde, takıp gelecek çiçeği, görgüsüne vardıracak… Güzele talip isek, ne zor yorar, ne güneş kavrar. MERYEM ile yol alan, niyetini günde kurar; olsun olmasın demeden karara uyar.” dedi, MERYEM selamladı. (Soru: MERYEM’e uyan kimdir?) MERYEM, kendinden kendine uyar, kendinde olanı duyar, niyetini RABB’i adına soyar; komşu ile kendini aynı teraziye koyar.

5 “Baktığım yollar, YUNUS misali beni saracak kollar. Nay ile aldık sözü, binbir günde çaldık sazı. Başımız halka dik, HALİK’e eğik kaldı; dileyen her kulu ile yorumsuz deryaya daldı. Çöl geçirmez diye asla şüpheye düşmedik, RABİA ile gelene şaşmadık. Uzun ipi bağladık, düğüm gelse birbirine ekledik, MERYEM ile bekledik. Dört kapı YUNUS’a açık ise, dört yapı MERYEM ile tamamlanır. Her adımda bir-bir geldik, doyumsuz kalana suyunu verdik.” dedi, MERYEM ile RABİA selamladı. (Soru: Dört yapı, DÖRT DİN midir, DÖRT KİTAP mı?) Dört kapı, yapının birliğine, dört yapı, niyetin gürlüğüne… Her yolun getirdiği bilinir, bir yolda bitirdiği görülür. Nerden aldığına değil, kime vardığına bilgisi olsun diye verilir.

6 “ ‘YA ALLAH.’ diyelim, cümlemiz HAK lokması yiyelim.” dedi, HAMZA DOST sözü aldı: 

7 “Yudum-yudum verdik size, HAK dedik durduk dize, cümlemiz geldik söze. Bir-bir söylersek, alışırlar; gün-gün söylersek, özleşirler. Yumağa düğüm atmadan bulduk, dilediğimiz sofrayı kurduk. Doyan ile sevindik, doğana güzel dedik. Kayalar gölge verse, kuluna nasip midir denilir. Elbet nasibin en güzelidir… Değirmene varalım, postumuzu serelim, kuru dalı kıralım. Aydın gün doğacak diyen ile gönlünü açanın GERÇEK rüyasıdır bilelim.” dedi, HAMZA DOST selamladı. 

8 Dayanmadığım ağaç yıkılsın dersem, geldiğime pişman mıyım? Ne ağaçlar erecek, cümle kulu gölgesine girecek; kuşları dallarına yuvasını kuracak, bakmadı isem bana soracak: ‘Seni, senden aradım, seni sen ile yargıladım.’ VAREDEN, varlığına hükmeder; bilen ile zahmetine himmetini yar eder. Gel aldı isek bedeni, bilelim YARATAN’ın verdiğini… Bir beden senden sorumlu ise, seni gönlünden eden yorumlu ise, bağladığın düğümü çözesin, satır-satır okuduğunu, her gününde çizesin. Ben, aldığım emanetten sorumluyum, sen gibi… Ya ağaç, ya toprak, ya su, ya yaprak? Onlar da sana verilen emanetlerdir. Onları gözet, onlara güzel söz et. DOST olduğun her zerre, sana şahittir bin kere. Bırakma eli elden, at acı sözü dilden, kayguyu sil gönülden. Benden senden ayrıya, deme çirkin gayrıya. Sevmeyi denediysen, sevilmeye gelirsin; sen kendini bilirsen, elbet DOST bulursun. DOST, dostluğa açılır, acı sözden kaçılır. Dar gelen her yoldan, sevgi ile kolay geçilir. Biz, bizimle olalım, cümle ile kalalım. Varolanı buldu isek, VAREDEN’e niyaza duralım.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

(Resim verildi: SARI ANA ve iki yavrusu)

9 Dumansız dağda, taşsız yolda yürüdü. Kumdan ayağını sevgi ile sürüdü. SARI ANA sevgisini iki yavruya bağladı, her gününde cümle için ağladı. Binbir günde yol verdi, bir gününde yol aldı, selamını cümlenize iletti.