4 Ekim 1984

MEVLÂNA’yım ben!  

1 Hayır dedik her olaya, gönülden girdik kolaya. Cümlenize selam olsun, komşudan komşuya sevabı kalsın.

2 “Dost kapısı çalacağız, dilenen sohbeti alacağız, huzuru öyle bulacağız.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Gemiye direk olsam, dalgalara göğüs gersem; ‘Görevinden…’ denir, her sofrada niyette olan aş yenir. Sorguyu sildi isek, olmayı bildi isek; günde günü yaşarız, duvarı öylece aşarız.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Denize ağı gerdim, ağ içinde balık gördüm, konuya güzel diye girdim.” dedi, YUNUS ALEYHİSSELAM sözü aldı:

5 “Sözü balığa bağladım, deryanın güzelliğine ağladım. Kim dilerse gelsin nasibini alsın, YAR diye-diye güzeli bulsun. Oymayı yerinde bilen, kemendi peylediği ata savurana… Ayağından genişleyen, attığını bağışlayan, görgüsü ile gerçekten yerini bulana selam olsun.” dedi, deryada nehirde gölde derede cümle balıklar ile halini paylaşan cümlenize selamı iletti. (‘Ayağından genişleyen’ ne demek?) ‘DOST YOLU.’ der, adımını atar.

6 “Yaprak-yaprak üstüne gelse, çiçeğini gönüllere serse, her dileyene gerçeği gösterse…” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü gönlünü açana bağladı.

7 “Gönülden yaprak saydık, DOST SOFRASI’na koyduk; irfan fistanı giydik, görenden görmeyenden ‘Derdine derman, YÜCE ALLAH’ım.’ dedik. Geleceğin değil, olduğun anda güzeli bulasın; elini dizine koyasın, ‘Şifa SEN’den ALLAH’ım.’ diyesin; üç öğünde gönlünü, aklını, vardan oluşana bağlayasın. Dağdaki çiçek, daldaki böcek nasıl ki her zerresinden O’nu zikreder, kumda dahi tek-tek zikir vardır. Sen de kendinden kendine yönel, TANRI’na her zerreni bağla, o zaman olacağa ağla. Öyle ağla ki, sana BİR’liği bulduran, seninle seni olduran, güzelden güzele döndürene ağla.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

8 “Gümüş altın bir olsa, hepsi bir sepete dolsa; güzeli olduran ile buldurana ne sorardık, DOST SOFRASI’nda ne karardık? Doğuştan bildik geldik, SOFRA’ya durduk gördük, selamı cümleye verdik.” dedi, HAMZA DOST selam ile geldi, selamet dileyen her kuluna yardımcı oldu.

9 “Yerden aldığım kumda, yerimi buldum DOST yanında. Postu aldık serelim, her gelene soralım; ‘Niyet ile mi, niyaz ile mi buluruz?’ Hem niyet hem niyaz, kula gerçeği buldurur. Niyet, kulun gerçeğini; niyaz, VEREN’in GERÇEĞİ’ni bildirir. Dayandığımız gerçeğin niyazını ediyorsak, elbet niyetimiz olgundur. Selam olsun gelenlere, selam olsun niyeti ile YARATAN’a gülenlere. GÜL’ümüz YAR ADI’na, GÜL’ümüz niyetin erdiğine…” dedi, HAMZA DOST selamladı.

10 “Binbir kapıya durdum, bir yoruma girdim, kapıda olan MELEKLER’e sordum, ‘Ben miyim bilen, sen misin veren?’; dediler ki, ‘Binbir kapıya, her kulu gelmez fani iken. Yer-yer alırsınız, gün-gün bulursunuz, her kapıda bir önceye gülersiniz, bilgilerinizi öylece elersiniz.’ Anda yeriniz…” dedi, MERYEM sözü aldı, DOST ADI’na yerden göğe sır olanı verdi. 

11 “MEYDAN VEREN’i bilir, MEYDANCI geleni görür, MERYEM’e, verdiği sır için İZİN geldi. Her kulu binbir kapıdan geçer, ne var ki fani iken değil. Gayemiz, çok çok kapıyı aşmaktır, her kapıda gördüğümüz gerçeğe şaşmaktır. Duran suya bakarsan kendini görürsün, akan suya bakarsan suyun verdiğini bulursun. Almayı dileyen kulları ile kapıları aşmaya çalışırız. (Yardım mı ediyorlar?) EYVALLAH.” dedi, MERYEM cümlenizi selamladı.

12 “Oluyor diye geldik, buluyor diye sevindik, DOST yuvasında huzur ile gerindik.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı:

13 “Benden YUNUS’a varsa, her aldığı sözde dursa, koşan ata gem vursa; dilediği yoldan şaşmaz, yoluna taş gelse düşmez. Yoğurt aldık, sütü sorduk. Güğümü verdik dolsun diye, gönül verdik kainatta kalsın diye. Yoruldum diyen ile yargıyı silene gönülden yol bulduk, sofrasında yoğurt yiyelim diye kaldık.” dedi, KAYGUSUZ YUNUS ile bağını sorana anlattı: “ Dağdaki üzüm ile ovadaki üzüme benzer… (YUNUS ile KAYGUSUZ’un buluş farkı?) EYVALLAH. Konuk gelenden aldık, cümleye gönül verdik, sargıyı yerinde bulduk.” dedi, KAYGUSUZ selamladı.

14 “Çevreyi bağladım, eteği topladım, sofrayı katladım, sevmeyi bilen ile bilmeyene yol verdim. ‘Sonum?’ dedim adım-adım gezindim, sarı mendile söz aldım.” dedi, SARI ANA geldi:

15 “ ‘Durayım gelir misin, mendili verir misin?’ diyene de ki; ‘Durmayı değil dermeyi bileceksin, dağılan her düzeni toplayacaksın.’ Güzelden güzel olacak, gönülde gerçek yerini bulacak.” dedi, SARI ANA selamladı.

16 “Baktığım her damla su, yaktığım her mum, ayrı-ayrı görünse de, bilgide gerçeğe bürünse de; kul gözünde, su ayrı, alev ayrıdır. BİR’liği bilince gayrıdır. Günü geldikte, gerçeği buldukta, ayrıya değil BİR’liğe yer veririz; yolumuz HAK YOLU’dur, bilen ile bilmiyen ile karşı karşıyayız. Asıl olana yöneldi isek, bilen bilmiyen kalmaz, varolanı inkarda olmaz. Günün yorumunda güzel sadece çiçek ise, bacanın kurumunda bulacağın çirkin midir?” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı, VEYSEL ile söze geldi:

17 “Bağ, düzen veren ile anılır; dağ, zirvesindeki kardan sorulur; her yolda olana sofra kurulur, dileyen gelir, dilen yürür. Sarılalım RABB’imin nasib ettiği RAHMET’e, geçelim getirdiği zahmete. Zahmette HİKMET vardır, gölgeni dağıtır, gönlünü eğitir, BÜTÜN’de yerini bildirir.” dedi, HACI BAYRAM selamladı; VEYSEL ile durana, dünü günü sorana selamını iletti. 

MEVLÂNA’yım!

18 Üç öğünde andığı ile olsun, gönlünde kalan ile bulsun; RESULÜ’ne selam versin desin ki, ‘RABB’im. SEN’den aldığım ile doldum, RESULÜ’nden aldığım ile doyayım. Gerçek olanı duyayım, SEN’den gelene  uyayım.’ Boş gelen dolacak, güzel olanı bulacak.

19 ALLAH’ıma emanet olunuz, açılan her kapıdan gerçeğe bir adım daha yakın kalınız.

ALLAH’a ısmarladık

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH