|
12 Ekim 1984 MEVLÂNA’yım ben! 1 Hazır olan her kulu, bilir gideceği yolu. Suyun
aktığı yerde söz bitmez, sürüyü çoban olmayan gütmez, sepetinde üzüm olan
asla ceviz satmaz. Oyun demiyelim her olaya, gönül koymayalım gölgeyi silene. MEVLÂNA’yım! 2 ‘Yumuşak gelirim, yumuşak bilirim, HAK ADI’na
veririm, seyri yoldan alana gayret diye veririm; kuşağın iz
bıraktığı yerde, yerden göğe söz alırım.’ diyen ile gölgeyi gördük,
gönül yapısında yorumu sildik. 3 “Yoldan geldim GÜL adına, GÜL’den verdim HAK
AŞKI’na. ‘DOST ver!’ dedim, güzeli buldum.” dedi, YUNUS’um sözü aldı: 4 “Bahr ile yıkandım, yerden göğe gerçek ilmi
takındım; marifet diyen ile, hakikati giydim diyene, ‘ALLAH’ım koru.’ dedim,
sakındım. Marifet, asla kulun hizmetinde değildir, HAKK’ın
HİKMETİ’ndedir. Hizmet kulun kulluk görevidir, mükafatı gönül
yapısına kaydolur. Hakikat, günlük olayın yeri değildir. Yanılmayın, her
varolan hakikattedir. ‘Bilincine, asla varamaz.’ desek, yersiz olmaz. Çünkü, dünya
gözü görmeye dayanamaz. Bilmeye dayanmaz, bilse de uyanmaz.” dedi, YUNUS’um
hakikat ilminin, günlük yorumlarda çiçek yaprak misali elden ele değil
gönüllerde gelişmesi, dilden dile değil hallerde buluşması
gerektiğini bildirdi selamladı. 5 “Bağladığımız her olay, kapıdan
kapıya ulaştırır; boyumuz, doğudan batıya ulaşır; dilese
dilemese, sevgimiz cümleye bulaşır; Güneş her kulunu aydınlatır,
sevse sevmese. KARAR, YÜCE’dendir. ‘DOST!’ diye geldik söze, güzelin tarifini
verdik cümlenize. Ne dün ayrıda, ne gün gayrıdadır. Mayayı aldık ele,
KİTAB’ı verdik dile, selam dedik sorduk GÜL’e; ‘Sen’in ile Sana varalım,
ALLAH’ımın EMRİ’ni Sen’den soralım.’ YEMEN’den toz gelmez söz gelir, buz
varmaz Güneş’te erir, kul RABB’inin EMRİ’ni KİTAB’ında görür.
Gümüş ile alıştık, altın ile oluştuk, dünde günde buluştuk.
Gelene cümlemiz selam vereceğiz, HAMZA DOST adını gönüllerde
göreceğiz; tarlamızı ekelim diye süreceğiz, ‘Ekin nerde?’ diyene,
buğdayı sunacağız. Aldık verdik, VEREN’den sorduk; ‘YEMEN sözü
bağlar da, gelenden gidenden bekleyene ulaştırır.’ denildi. Sözümüz,
sözcümüzden verilir. (Sözcü kim?) Öğüt
alan, yazımız ile BİR’liğe varan, sözümüz dünden güne on beş
yıldır veren. (Sabahat Abla mı?)
EYVALLAH. Her öğünde, her düğünde, geldiğimiz her düğümü
çözdüğümüz bilinir de, yağmur yağsa çamura söz edilir.
Güneş ile sözümüz, BİRLİK’tedir gözümüz.” dedi, HAMZA DOST
YEMEN’den gelen selamı cümlenize iletti, selamladı. (Resim
verilir: CENGİZ KAAN) 6 CENGİZ KAAN geldi ise, cümlenize güldü
ise; ‘Selam olsun.’ diyelim, HAK ADI’na selamlıyalım. ‘Elden dilden gayret ile,
olaylara hayret ile, YARATAN’ım KUDRET ile, selameti buldur bize.’ diyelim. MEVLÂNA’yım! 7 Bağlı ipi çözelim, DOST ADI’na gezelim, güzel gelmeyeni
çizelim. Görgümüzü aldığımız ağaçtan çekti isek, bildiğimiz
toprağa çöktü isek; aynayı yüzümüze tutalım, bilgimizi,
BAĞIŞLAYAN’a açalım. BAĞIŞLAYAN, her niyette yerden
göğe gerçek olanı verir, DOST BAHÇESİ’nde cümle ile aynı gerçeği
buldurur. 8 “Ben eğildim YAZAN’a, selam verdim düzene. Aydın
gelen, gölgeyi silen dedi ki; ‘Senden seni silmeden, bende olana bakma;
PİR SULTAN ABDAL adım, gölgeye katma.’ Kendimi okudum, bilgimi dokudum,
bülbül oldum şakıdım. Dağlarda dolandım, her yaprağa sordum,
‘Beni gördün mü?’ Dediler ki, ‘Her zerreye sevgini sürdün mü?’ Zerrelerime
sordum, ‘Bilginiz eşit mi?’ Dediler ki, ‘Gerçek içinde çeşit.’ Her
birine selam verdim, kum üstüne dize durdum. ‘ALLAH’ım. Beni benden silesin,
SEN’den gelen ile bendeki gerçeği buldurasın.’ ‘İşte, niyetin
gerçeği budur.’ dediler, her zerremi çeşitten eşite ördüler,
anda perdeyi gözüme çektiler. Bir an ömrüme yetti, kul olma bilincini gönlüme
kattı.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı. 9 Selam, BİR’liğe; selam, gürlüğe; selam,
zorluğa nokta koyar, bilmeyen buz üstünde kayar. ALLAH’ıma emanet olunuz. ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|