14 Ekim 1984

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kuşlar ile söyleştik, sularda hep oynaştık, cümle ile yollarda kaynaştık, güzelin tarifinde öylece uyuştuk. Selam olsun cümlenize, selam olsun yoldan halden gönülden GÜL’den her gelene. 

2 “Aynaya göz attım, ayrana söz ettim, çorbaya tuz kattım; her yolun ayrısına, her kulun dileğini kattım. Gördüm ki; ayrı-ayrı gelenler, ayrı yönü bilirler, ayrı sudan içerler, ayır sözü seçerler. Halbuki, doyduğumuz gibi, uyduğumuz da TEK’tir.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Bir gönül, öbür gönüle ağırlığını sorsa, gülenden oluruz. Gönül dolu ise, ölçüsü kainattır. Altın ile gümüş ile değil, sevgi ile doluşur.

4 Az yedim, çok dedim, az gördüm, çok övdüm, Güneşte gölgeyi aradım. ‘Dağ eteği barındırır, ağaç kütüğü korundurur.’ dediler, yaprağı kuru ağaca gönderdiler. Oturdum, bilgimi toprağa kotardım. Toprak sözü bildi de, emeğimi aldı da, bana taze fidanı verdi. Öylece kaynaştım, toprak ile oynaştım, Güneş ile söyleştim, bilmediğimi uymadığımı onda öğrendim. Dünyayı yerden biliriz, bilgimizi yer ile birleştiririz, öğrenmezsek körleşiriz. ‘Aldığımıza, bildiğimize şükür ALLAH’ım.’ diyelim, bilmeyene niyaz edelim.” dedi, YUNUS’um selamladı.

5 Merdiven dayadık, kapısını boyadık; ‘Selam verse’ dediler, sevgi ile kaynadık. Örtü geldi açalım, taşı aştık geçelim. Sofrayı açacağız, sohbeti hep beraber kuracağız, nasibine ereceğiz.

6 Bir-bir oturduk, YEMEN’den selam getirdik, uyumsuz geleni bitirdik. Değirmen dönecek, ak ışık yanacak, duran su donacak, gerçeği bilen akan suyu bulacak, develer adım-adım giderken gerçek şarabı yudum-yudum içecek. Gölgeyi, BİR’liğin temeli olan ağaçtan dileriz; bilgiyi, nasibi olana veririz.

7 Elden ele sevgimiz ile GÜL’e, GÜL’ün verdiği ile gerçeğe seni beni bağladık, ‘ALLAH.’ diye ağladık; sevgimiz döne-döne, gönlümüz yana-yana, her dala kona-kona, geldik durduk cihana. Selam olsun cümleye.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH