18 Ekim 1984

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kendi kendime sordum, her olayı güzele yordum. Elden ele, yerden göğe birbirine yardım, dağılanı toplar. Cümlenize selam olsun, yoğun gelen her olayda kul kendini bulsun.

2 “Çaydan geçtim atımın yardımında, denize vardım gönlümün yordamında.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Doğruyu bildim geldim, eğriyi sildim buldum, kaşığı ele aldım dost kervanına katıldım. Maviyi denizde bildim, havada buldum. Yeşili, gözde gördüm, yapraklarda serdim. Her olaydan gelene gidene sordum; ‘Doymayı bildin mi, doydu isen VEREN’e uydun mu, her yüzde gerçeği soydun mu?’ dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Ağaçları bir bir saydım, renklerini gönlüme koydum. Davar olsam çayırda dursam, beklemek değil haklamak olurdu yaptığım. Davar değil isem, dağları taşları düzeninde bırakır, kendi gönlümü paklarım.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:

5 “Ne yasak olandan, ne korku salandan yol sormadım, karanlık denilen olayı kötüye yormadım. SAHİB’im ile geldim, aldığımı bildim; gönlümü, kendi karanlığımı silerek aydınlattım.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

6 “Darlığa yer vermedik, varlıkta düzensiz olanı görmedik; her renge talib olduk, verilen ile nasibimize uyduk.” dedi, VEYSEL’im sözü aldı:

7 “Doğru eğri var ise, bilenden bilmeyene zor ise, güzelin tarifi sendedir. Doğru eğri silinir de, bilen bilmiyen övünür de, güzel ile hal olursa, tarife ne hacet?.” dedi, VEYSEL selamladı.

8 “Bir atın sırtında durduğum, yerin üstünde bildiğim her konuyu düşledim; akan suyu taşladım, kendi gönlümü kendim haşladım. O zaman, gerçeğin düşlenemeyeceğini, sadece yaşanacağını öğrendim.” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

9 “At sırtına alırsa, kul kendini bulursa, gönülden gönüle sevgisini iletirse; bahane, taş mı, toprak mı, ağaçtaki yaprak mı? Görgünü eğitirsen, gönlünü büyütürsün.” dedi, PİR SULTAN ABDAL selamladı.

10 “Kayguyu kaygusuz almaz, aramayan bulmaz, ayağına buz gelse kaymaz. Seyir güzeldir sayanın, gönlünü kirli çamaşırdan soyanın. Doyduk RAHMET’ine, girdik zahmetine; ‘Ne güzel.’ dedik, BİR’liği bulduk; selam ile aldık, selamet diledik. Kar yağdı yol üstüne, kuş geldi dal üstüne; yoğurt verdi sütü aldı, HAMZA DOST güzeli sordu. Güzel tarifi, hoşnut eder arifi. Dumanı sildik geldik, gönülden uyduk gördük; ‘Nerde? Nasıl?’ demeden saydık, ‘Kim olursa olsun, nerden gelirse gelsin, YARATAN’ın verdiğisin.’ dedik, sevdik-sevdik, doğuya niyaza durduk. Kayguyu silelim.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

11Yumuşak olalım, geleni bilelim, sade yolda doğru olan ile kalalım, geleni selamlayalım. Gamsız gelen her kulu, bilecek gerçek yolu. Aldık geldik selamı, RESULÜ’nden kelamı. ALİ adım, güzelde aşkım. Doydum güzel ile, duydum güzel diye. Her alan bilsin, aldığı öğüte uysun. Dağılan, tarafınızdan toplanır. Kaygu asla. DOST dediğiniz her varlık, hizmetiniz ile silecek darlığı. Açılacak kapıda bulacak olacak, körlüğü silecek. Aynayı yetersiz demeyin, gayrıdan gelene gülmeyin. BİR’den BİR’e adayız; gönülden aldığınız gibi, sorguları sildiğiniz kadar, buradayız. Selam olsun, RESULÜ’nden bilen her kulu, gelişte O’na gülsün.” dedi, ALİ selamladı.

12 “Baktığım bağı belledim, alandan olumsuzu sakladım, sevgim ile cümlenizi gözledim.” dedi, HACI BEKTAŞ yerden göğe ALLAH’ın RIZASI’nı diledi.

13 “Gönlüm gökyüzü gibi açıktır. Aydın olduk, kömürden gerçeği bildik. (Olumsuzdan olumluya varabilmek?) EYVALLAH. Karar, ne sende, ne bende, ne yolda, ne handa… Doğruya geleceğiz, RESULÜ’nün selamı ile güleceğiz.” dedi, HACI BEKTAŞ selamladı. 

14 “Kaydımı sorayım dedim, deftere göz attım, gelen güne söz ettim; sevgi aldım, bilgi sattım, adıma gelen her kulunu kuşlara benzettim.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı:

15 “Kuşlar seni beni yüksekten gözlerler, varsam yanına diye özlerler. Asıl olan, ayrıda gayrıda değiliz. Bağlı asla olmadık, ne var ki bedenden ayrı kalamadık, benliği yeterince silemedik. Yeterince dediğimizde, RABB’imin İZNİ’nce demektir.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

16 ‘Her nokta, birbirinin eşiti değil.’ diyene de ki; ‘Hiçbir zerre, gerçeğin çeşidi değildir.’

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH