25 Ekim 1984 

MEVLÂNA’yım ben!  

1 Gelmeyi dileyen her kulunda bulmaya özen gördük, cümlenize selam dedik.

2 “Koyduğum düzene, uyduğum YAZAN’adır, sevdiğim cümleye. Yerden aldığım taşı, yüksekte bulduğum başı, niyazıma dedim; aklım ile koyduğum düzeni, gönlüm ile sezdim; alacağım her öğütte, YEMEN’den geleni duydum.” dedi, YUNUS’um sözü aldı:

3 “Sofrayı kurdum düze, seherde baktım yüze; aydın olanı gördüm, gönülde kalanı saydım. Her bir adım, gerçeğin bilgisini arttırır, dumanını örttürür. Gelmekten değil, ayrı kalmaktan sakınırım.” dedi, YUNUS’um selamladı.

4 “Her yazgıda, yoğun soru vardır; sergiyi bulamazsa, suya varamazsa, kulun görgüsü dardır. Asmayı gölge dedik, köküne sırtımızı dayadık, sevgimizi her renk ile boyadık.” dedi, BEHLÜL’üm sözü aldı:

5 “Kaleme sorduğumu, ‘Belgeden…’ dedim saydım; kitapta gördüğümü, ‘Bilgimden…’ dedim soydum; atın eğeri yoksa, üstüne binen çoksa, ağacın gölgesini peyledim.” dedi, BEHLÜL’üm selamladı.

MEVLÂNA’yım.

6 Yaprak-yaprak okuduk, her satırı dokuduk; ‘Bana gelen.’ demedik, benden sorana gülmedik.

7 YUNUS ile her anı, sevgi dolu her yanı. YAHYA EFENDİ geldi, yerden aldığı yaprağa sordu: “Adımları saydın mı? Karıncaya uydun mu? SAHİB’ini duydun mu? Seni beni VAREDEN, uymayana zor eden; yaprağa yer vermez mi, kim çağırsa görmez mi?” dedi, YAHYA EFENDİ selamladı.

8 “Çok verdin güldüm, az verdin sordum, yerden göğe sevgini verdiğin ile yordum.” dedi, KAYGUSUZ sözü aldı, yolda EYYÜB’e sordu: “Sohbete gideceğiz, yerde kilim var ise yerini bulacağız.” KAYGUSUZ ile EYYÜB’üm birbirine el verdiler, yere kilimi serdiler; bir lokmaya, bir hırkaya, yerden göğe söz ettiler: “Var ise, çoğu; yok ise, azı bileceğiz; VAREDEN’e, sevgimizi sunacağız.” dediler, cümlenizi selamladılar. (Kanaat mı?) EYVALLAH.

9 LALELİ’ye sorduk, sohbette her geleni sardık. Soframız cümleye açılır, açık kapıdan selam ile geçilir. “Ay’dan aldığına, yıldıza sorduğuna ‘Selam.’ desin bilsin, olaylara gülsün.” dedi, LALELİ selamladı.

10 Beyden paşadan bildik, seni beni sildik, aynaya bakana güldük; katığı ele aldık, ‘Somunu versin.’ dedik, SOMUNCU’ya el ettik. Dağdan taştan atlayarak, mendilini katlayarak SOMUNCU söze geldi, sözü sizleri buldu:

11 “Değirmen döne-döne su alır, gönüller yana-yana gerçeği bulur. Bildiğim bir tek söze, çaldığım cümle saza; ‘Selam.’ diyen alacak, güzel olanı duyacak.” dedi, SOMUNCU selamladı. 

12 “Var ettiğin gün beni, bildim ALLAH’ım SEN’i. Ne dünü, ne bu günü yerli yersiz demedim; yumuşak geldi yolum, RESULÜ’nden ayrı kalmadım.” dedi, HAMZA DOST selam ile söze geldi:

13 “Yerde fidan dikeceğim, kum üstüne çökeceğim, suyunu bol dökeceğim; gönülde oluşanı güzelden sayıp, uyumsuz geleni sökeceğim.” dedi, HAMZA DOST selamladı.

14 VEFA ile selamlaştık. ‘YAR. YAR.’ dedi, günü yorumuna geldi, yaz ile kışta MERYEM’in sözünü iletti:

15 “Bin defa andım ADI’nı, bir yerde yordum AŞK’ını. DOST olursan kendine, sadık kalırsan andına; su ile gidersin yangına, gönlünde varırsın dengine.” dedi, VEFA selamladı. ‘Selam.’ diyene iletti, sevgisini cümle sevgi ile kül etti.

16 “Varsın alsın dengini, serinde bulsun zengini. Dağlar yolunu açar, yol bilen açılan yoldan geçer; her bir varlık bilir, arar, güzel olanı seçer.” dedi, PİR SULTAN ABDAL suyun akışına uydu, uyduğu halde duydu, selamladı, oyundan uzak kaldı.

17 “Seymen size gelirse, sözde gerçeği bulursa, yerden göğe selam alırsa; selamını vermez mi, HACI BAYRAM niyazında cümlenizi görmez mi? AŞK ile geldik size, bir yudum gerçek ile cümlemiz durduk dize. Seymenler dizi-dizi, alacaklar gerçek sözü, silecekler karda izi. Mayayı gölden alan, kendini sevgide bulana selam olsun.” dedi, HACI BAYRAM selamladı.

18 “Nokta ile noktayı bağlayamazsın, değmezse birbirine ‘Neden?’ diye ağlayamazsın. Çünkü, her nokta veya her zerre kendine hürdür kendi bilgisi ile.” BAYRAM, sözün özünü MERKEZ’ime verdi, her zerreyi YEMEN’den sordu. Denildi ki: “Kendine hür olan, kendini bilgi ile HAKK’a bağlayan her zerrenin varlığında gerçek bilim mevcuttur. Onun için, YEMEN’den gelmeyen bilgi; beynin düzenine hükmeden akıldan oluşur, fikir ile buluşursa; kaynakta söyleşir. Ne var ki; düne göre, güne göre oynaşır, peyleyen ile buluşur.

19 Kuma ayak basalım, ne derlerse susalım; kement attı isek ata, yolumuzu açık bilelim.” dedi, MERKEZ’im; “Üç öğünde, üç yerde, üç günde dumanı silerek, gerçeği bilerek, BİNER SALAVAT okuyalım. Bunalım geçicidir. Naneyi söylediğin bilinir, gölgeye gün-gün gelinir.” dedi, MERKEZ’im selamladı.

20 “Kaşık aldık elimize, kemer taktık belimize, sepet koyduk yerimize. Güneş sırtı yaktı da, gelen giden baktı da, ‘Selam.’ diyene güldük, sofrayı cümlemiz için kurduk.” dedi, MERYEM sözü aldı:

21 “ ‘Kumaş alayım…’ dersen, köşe bulmaya gidersen; ayağına yemeni al, bildiğin kapıya dal.” dedi, MERYEM selamladı. 

22 Mayayı göle salan, gölde gerçeği bulan; selam ile geldi, sözden size daldı, diledi güldü, cümlenize sordu: “ ‘Gülmek sanat mıdır, yoksa kanaat mıdır? Mercan avına çıksam, midyeyi alsam dönsem; gülenin yanın da mı olurum, yoksa uzak mı kalırım?’ Gülmek de, ağlamak da, insan yaradılışının uygulama bilimidir. Olumsuza gülene ‘Deli’ derler, yerini bilene ‘VELİ’ derler. Kumdan bir avuç alsan, ‘Nasib…’ diye zembiline koysan; nasip mi, değil mi? RABB’im bilir, bilmeyen ‘Deli…’ diye güler. 

23 Korkuya düşene üç öğüt vereceğim:

1- Korku seni siler, eğer gerçeğe uymazsan.
2- Korku seni böler, sevgiyi gönlünde bulmazsan.
3- Korkuyu kendin ile yok et, kendinde olanı çok et.
Sevgi ALLAH bilimi, korkuyu siler.”

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH